Şükrü Laçin

sukrulacin-bw-cropÖmrünü, aklını ve bileğini sosyalizm davasına adamış (Türkiye İşçi Partisi, TİP….Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, TSİP), “adamak” değil aslında, sosyalist olduğu için zaten kendisi için savaşmış bir dostumuzu, Şükrü Laçin’i kaybettik. Her yerde herkes bol keseden kullandığı için cıvıklaşan “sosyalist” sıfatını da yakıştırmamak gerekir; komünist Şükrü Laçin’dir kaybettiğimiz.

Dersimliydi, Tunceli Mazgirt doğumluydu (1924). Dersim kıyımını 13-14 yaşlarında bir çocuk olarak yaşamış ve görmüştü. Mustafa Kemal’e, Kemalist Cumhuriyet devletine ve Türk aydınlanmacılığına, her hangi bir bilimsel, siyasi, kültürel ya da etnik sebeple değil, çocukluğunda yüklendiği samimi ve derin öfkesinden dolayı düşmandı.

Diğerleri gibi o da erkenden koptu sütünü emdiği topraklardan, Adana, İstanbul şura bura….döngele gibi savrulduğu yerlerde bulduğu her işte karın tokluğuna çalışırken sertleşti yüreği ve kasları. Son durağı, kalıcı bir iş bulduğu ve amelelikten çıkıp “işçileştiği” Diyarbakır olacaktır.

İşçileşmek aynı zamanda modern “köleleşmek”tir ve sadece “sınıf bilincine” varılmışsa aşılır. Şükrü Laçin işçileşirken bilinçlenmiştir de. Onu 1963’te TİP’in Diyarbakır il teşkilatının kurucusu ve il yönetim kurulu üyesi olarak görmemiz, bu sınıf bilinci nedeniyledir.

TİP’in Diyarbakır örgütünü kuranlar “ilerici” ve sosyalist Kürt aydınlarıdır. Bu Kürt aydınları sosyalist oldukları kadar Kürt halkının “milli” karakterli siyasi mücadelesini de bilmektedirler. “Aydın” başka, “İşçi” başkadır. Yoldaşlık çerçevesi içinde aydın işçileşirken işçinin de entelektüel kapasitesi gelişirse organik bir kaynaşma sürecine girilir. Bu teorik olarak böyle konulmuştur fakat gerçek yaşamda karşılığı çok az görülmüştür. Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesi için de “aydınlaşan” işçi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bunlardan biri de, kaybettiğimiz komünist Şükrü Laçin’dir. Şükrü Laçin entelektüel bir işçiydi.

İki kitap yazdı: "Dersim İsyanı'ndan Diyarbakır'a/Bir Kürt İşçisinin Siyasal Anıları" ve "Türkiye'de Devlet ve Demokrasi." Kitaplarından birinde 90 yıllık ömrüne ve dopdolu mücadelesine “kıyıcılık” yaparak kendini şöyle özetlemişti:

“Köyümüzde okul yoktu. Yoksul ailem beni başka yerde okutamadı. Çocukluğumda bir ara keçi-koyun güttüm.14 yaşımda, 1938 Dersim İsyanı’na tanık oldum. 15 yaşımda, yoksulluk beni Çukurova’ya çekti. Pamuk tarlalarında çalıştım. 4 yıl süren askerlikten sonra 1947′de bir sure Malatya Sümerbank Fabrikasında çalıştım. 1954 yılında Diyarbakır’a iş aramaya gittim ve Şayak Fabrikası‘na girebildim. Diyarbakır’da ufkum açıldı. Karnımın doyum sürecinde, ‘okuma-yazmayla açlığımı gidermeye koyuldum. İlk ve Ortaokul sınavlarını verdim. Bu arada Marksizmi öğrenmeye çabaladım  1963’te, Türkiye İşçi Partisi Diyarbakır örgütü içinde yer aldım. TİP kapatılınca işçi sınıfının örgütlü mücadele inancımdan, 1974′te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ne girdim. Partinin G. Y.Kurulu üyeliğine seçildim. 1977 yılında TSİP’in düzenlediği ‘Pahalılık ve Baskılarla Mücadele’ mitinginde yaptığım konuşma nedeniyle Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandım. 141-142. maddeler kalkıncaya dek arandım. 1993′te ‘Kendine yönelmeyen bir halk geleceğini yaratamaz‘ yazımdan dolayı, İstanbul DGM’de yargılandım, beraat ettim.”

Son gününe kadar sosyalistlerin örgütlenme çabalarına, Kürt özgürlük hareketinin sosyalistlerle yaptığı tüm ortak çalışmalara katılarak destek verdi. Dünya’nın ve Türkiye’nin gidişatına, emekçi sınıf mücadelelerine ilgisi zerre azalmadı. Eleştirdi. Tartıştı. Ve yazdı…

Sadece 2 kitabının yayınlanmış olması Şükrü Laçin’in kusuru değildi. “İşçi-yazar” Türkiye’de rağbet görmezdi. Bu nedenle zaten işçilerin, emekçilerin, ezilen yoksulların ve dışlanmışların duygu, düşünce ve eylem aleminin otantiğini veren bir külliyat oluşmamıştı. Basılmaya hazır hale getirdiği kitaplarını bana göstermişti. Yayıncı aramış, bulamamıştı. Ancak hakkını yemiş olmamak için Ahmet Altan’ı burada anmak gerekir: Şükrü Laçin Ahmet Altan’ın gazetedeki odasına girer. Altan “kravatlı işçi”ye alık alık bakmaktadır. Şükrü Laçin kızar; “Tanımadığın adam kalmamış, beni nasıl tanımazsın, TİP’in Diyarbakır mitinginde baban Çetin Altan’ın ‘muhafızıydım’..” der. Ahmet Altan ise yazdığı “Dersimli amca” başlıklı makalesinde “Bana verdiği Dersim anılarını okudum. Bugüne kadar gördüğüm vahşet ve katliam fotoğraflarının hiçbiri beni Şükrü Laçin’in masum çocuk gözüyle görüp anlattıkları kadar etkilememiştir” diye yazdı.

Bu gibi hayatların zıpkın gibi hatırası geride kalanların yakasını bırakmaz.