“Çözüm” değil “mütareke”

ateskes-rszd“Tıkandı”; çünkü “çözüm” değil, mütarekeydi. “Çözüm”den ancak, Türk devleti ile PKK aynı şeyi anladıkları zaman, “süreç” değil, “karar” olarak söz edilebilecektir. Bir süreç olarak çözüm ise, zaten Eruh baskınından beri sürmektedir.

“Çözüm” ile “mütareke” arasındaki farkı, kendilerine mütarekeden bir “yurt” ve “devlet” koparmayı başarmış olan Türkler Kürtlerden daha iyi bilir. Kürtler ise “Mütareke” nedir, bilmezler. Bu nedenle –varsa eğer– bugünkü acemilikleri buna yorulmalıdır.

Bir de şu var: “Kürt halk önderi” olmak şerefli bir iştir fakat “Kürt siyasetçisi” olmak “tedbir” gerektirir. Aksi halde; Seyid Rıza gibi, istişareye gidip dönememek de vardır. Ve yine mesela; Çerkes Ethem “halk önderi”ydi ama M. Kemal ve İsmet İnönü siyasetçiydi. Sonucu biliyoruz.

Türkiye’de liberal arandığında genellikle “sağ”da aranır. Türk’ten “liberal” çıkmaz, Erdoğan çıkar. İslami politikadan hiç çıkmaz. Araştırın; askeriyeye girememişlerse, ya boyları, ya da puanları tutmadığı içindir. “Kürt” veya “Kürdistan” denilince Türk’ün aklı başından gider. Kürt meselesinin çözümünde fikri, “M. Kemal’in çözdüğü şekliyle” kalmasıdır. Bu nedenle Kürt Meselesi’nin çözümü, “Türk toplumunu” aşmakta ve yine bu nedenle Türk toplumunun onayına ihtiyaç duymayan yöntemleri ve yolları zorlamaktadır. “Çözüm süreci”ne verilmiş gözüken onay ise, Erdoğan’ın Kürtlere diz çöktüreceğine inanılmasından dolayıdır.

Sürecin tıkanması HDP’nin “Çözüm”e yeniden bakması için bir fırsat yaratabilir. Kürtler için sorun ve çözüm; “kendine yurt edinmek”tir ve bu çözüm, “Çakıl taşı bile vermem” diyen devletle yapılacaktır.

Bu arada “Dış Kürtler” meselesi de netlik kazanmalıdır. Gerçi Kürtçe’de “sınır”a “çizgi” [xet] denir, bölünme “çizginin altı” veya “çizginin üstü” şeklindedir fakat araya giren 100 yıllık ayrışma da görülmelidir. “Soydaş” anlamında değil, fakat bugün bu saatte, Türkiye Kürtleri için diğerleri “Dış Kürtler” olmalıdır. Çünkü mütareke ile birlikte “reel-politik”e geçilmiştir. Geçmişten örnek vermek gerekirse; Kemalistler, ileriye matuf bütün taleplerini reel politiğin dışına çıkardıktan sonra tanımlanmış net bir “yurt” talebine kavuşmuşlar, ancak ondan sonra barış masasında kendilerine yer bulabilmişlerdir. Bu nedenle; PKK’nın ‘Kürt Birliği’ tasarımı reel politiğin dışında korunmalıdır. Ayrıca ve esasen, millet ve devlet inşa etmenin zorunlu tarihsel kriterleri yönünden bakıldığında, son sözü her halükarda Türkiye Kürtleri söyleyecek, Kürtlerin “Türkiye ayağı” yere sağlam bastığında ancak diğer Kürtler de kendi kaderini tayin açısından emperyalizme bağlı olmayan bir konsept kazanmış olacaklardır.