Süleyman Demirel

demirel-bwSüleyman Demirel’in adına (doğum yeri Isparta İslamköy’de kurulan) “Demokrasi ve Kalkınma Müzesi”  açıldı.

Açılışa pek çok medya mensubu koşa koşa gittiler, tarih öncesinde onun muhalifi olan Aydınlık gazetesi, CHP’li bir milletvekilinin sahipliğinde çıkan Yurt Gazetesi müzenin açılışını selamladılar. Bu vesileyle Süleyman Demirel bol bol methiye aldı. [Kendisine muhalif Demirel’i sevmeyen Tayyip Erdoğan kızar diye törene gitmeyen havuz başının baş dikeni Mehmet Barlas yaz saatinden kış saatine geçiş nedeniyle uçağı kaçırdığını yazdı. Oysa saatler ileri değil, geri alınmıştı. Yani saat değişikliği Barlas’a uçağa yetişmesi için 1 saat kazandırmıştı; hazret saat değişikliğinden ötürü uçağı kaçırdığını söyleyerek gerçek dışı bir mazeretle gülünç duruma düşüyordu.]

Demirel’in siyaset sahnesinde silinmesinden bu yana 14,5 yıl geçti. Yeni kuşaklar bugün 90 yaşında olan eski Başbakanlardan ve C. Başkanlarından bu politikacının karakterine ve siyasi kişiliğine tanık olmamışlardır. Oysa 1965 - 2000 yılları arasında (hacıyatmaz gibi, düşmüş-kalkmış, düşmüş-kalkmış ama) dinmez bir ihtirasla başımızda tam 35 yıl boza pişirmiş bir çakma demokrasi havarisinin sahteliğine ve sahteciliğine dair bazı hatırlatmaları –onu bugün övenlerin– yüzlerine çarpmak istiyorum.

DENİZ’LERİN CELLATLARINDAN

Çoğumuz için en önemli olan suçundan başlayayım: Kendisini devirmiş olan 12 Mart 1971Cuntasının emrindeki askeri mahkeme tarafından ölüm cezasına mahkûm edilmiş Deniz-Hüseyin-Yusuf’un cezaları Meclis’te oylanırken Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı ve Isparta Milletvekili olarak büyük bir şehvet ve nefretle iki kolunu birden havaya kaldırmış olması hiç unutulmayacaktır. 

Terk-i dünya ettikten sonra bile o suç peşini bırakmayacaktır. [Müslümanlar çok günahkâr birisinin ardından “azâbı şedit ola” diyerek inanışın “kabir azâbı” dediği azabın şiddetli olmasını dilerler. Kabir azabına inanmayanlar olarak bizler Demirel’in suçunun onu tarihte arkasından kovalayacağını söylemekle yetiniyoruz.]

Süleyman Demirel AP Genel İdare Kurulu üyesiyken 1963 Nisan’ında Ankara ve İstanbul’da büyük öğrenci gösterileri yapıldığında Kızılay’daki Ulus Sinemasının yanında bulunan AP Genel Merkezinden –panikleyip şapkasını portmantoda bırakarak– sıvışan Genel İdare Kurulu üyesidir. [Onun şapkasını meşhur eden hakkındaki istihza bu olaydan  gelir.]

Fakat ertesi yıl Genel Başkan Em. Org. Ragıp Gümüşpala ölünce, 1964 Kasım’ındaki Kongrede Genel Başkan de seçilen de odur.                

ABD MUHİPLİĞİ        

İki yıl önce ABD Başkan Yrd. Johnson’la çekilmiş fotoğrafını kongrede bol bol kullandığını da hatırlatmalıyız. Aynı ayın başında yapılmış seçimlerde Johnson ABD Başkanı seçilmiş, Demirel’in ikbali daha da açılmıştı.

ABD muhipliği sadece “ben Johnson’un dostuyum” propagandasından ibaret değildi. Mesleği inşaat mühendisliği olan Demirel (Ereğli Demir-Çelik Fabrikası ile ODTÜ’nün çeşitli bölümlerinin müteahhidi) ABD’li Morrison Knudsen İnşaat Firmasının Türkiye temsilciliğini yapmıştı. [Bu nedenle gençlik tarafından uzun yıllar Morrison Süleyman diye anılacaktı.]  

Kendisi 1965 Ocak ayında düşen İsmet İnönü hükümetinin yerine kurulan AP-YTP-CKMP-MP hükümetinin fiili başbakanı oldu. Milletvekili olmadığı için biçimsel başbakanlık Suat Hayri Ürgüplü’ye verilmişti.

Aynı yıl yapılan Ekim seçimlerini AP kazanınca, Demirel Başbakanlığa geldi.  Başbakan olduğu o dönem Sol’un yükseldiği, Türkiye İşçi Partisi’nin parlamentoya girdiği, o zamana kadar tabu tutulmuş sosyalizmin meşruiyet kazandığı ve en önemlisi işçi hareketinin büyük boyutlara ulaştığı, üniversite gençliğinin dinamikleştiği yıllardır. Demirel’in en belirgin özelliği ise anti-komünizm ve onun ikizi demokrasi düşmanlığıdır.

İlk başbakanlığından başlayarak “Bu anayasayla memleket idare edilemez” diye tutturmuş, sonuçta 12 Mart 1971 darbesiyle emeline nail olmuştur. Süleyman Demirel’i deviren darbecilerin başı Gen. Kur. Bşk Memduh Tağmaç “sosyal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçti” diyerek askeri müdahaleyi toplumsal uyanışı önlemek için yaptıklarını açık açık söylemiş, 1961 Anayasasını “lüks” ilan etmiş, onun Başbakanı Nihat Erim ise aynı anayasa için “bu elbise bize bol geliyor” demiştir.

Neticede o anayasanın  60 kadar iyi-kötü demokratik maddesi Meclis çoğunluğuyla geriye doğru değiştirilmiş ve Demirel’i devirenler onun isteğini yerine getirmişlerdir. Buna rağmen Demirel doymamış ve “bu anayasayla memleket idare edilemez” demeye devam etmiştir.

Aynı askeri rejim döneminde Demirel C. Başkanı (ve 1960 darbesinin Genel Kurmay Başkanı) Cevdet Sunay ve Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelen Semih Sancar vasıtasıyla rejim üzerinde etki kurmuştur. Fakat bütün entrikaları işe yaramamış 1973 Ekim seçimlerini kaybetmiştir.

Onun Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil 1973 senesinin Nisan’ında Hürriyet’e verdiği mülakatta “12 Mart müdahalesi CIA tarafından yapıldı” demişti. Yani ABD ve CIA Demirel-Çağlayangil gibileri işbaşına getirdiği gibi devirmektedir de.

Nitekim Demirel bu gerçeği 12 Eylül 1980 darbesinde bir kez daha görecek, Hava Kuv. Komutanı Tahsin Şahinkaya darbeden 48 saat önce Washington’a gidip dönecek, onlarla darbe planlarının konuşacaktı.

Sadece Demirel’mi? ABD’nin bölgedeki gözdelerinden Adnan Menderes’i de deviren darbenin arkasında gene Washington vardır. ABD ile SSCB arasında yumuşama politikasının henüz başlamadığı bir dönemde Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler kurma niyeti Menderes’i götüren nedenlerin başında gelir. Adnan Menderes 27 Mayıs’ta devrilmeseydi, 5 Temmuz 1960’da Moskova’ya gidecekti. O sırada bir NATO üyesi için bu düzeyde bir ziyaret bir ilk olacaktı. Zira o ülkeyi ziyaret eden tek Batılı, ABD Başkan Yrd. Richard Nixon olmuştu.

MİLLİYETÇİ CEPHE

Demirel 1977 Haziran’ında kendi başbakanlığında kurduğu Milliyetçi Cephe adlı gerici-faşist kırması AP-MSP-MHP-CGP hükümeti ülkeyi kana bulamıştır.

Faşist komandoların sokak hareketlerini ve cinayetlerini “bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz“ diye kabul etmemiştir. Oysa kendisi de biliyordu ki, Malatya, Kahraman Maraş, Sivas ve Çorum’da Alevilere ve Sola karşı pogromları milliyetçiler yapmıştı. Demirel ise basının “sağ-sol çatışması” diye adlandırdığı faşist saldırılar için “iti ite kırdırtmak” diyordu.

MC hükümetleri yakın tarihimizin en karanlık, en kirli günlerindendir. Sonuçta kendisinin de önemli ölçüde pay sahibi olduğu bütün o olaylar sonucunda 12 Eylül Generalleri emellerine ulaşınca, Süleyman Demirel de çöken binanın altında kalmıştır.

Kısacası, bugün kimilerinin göklere çıkardığı Süleyman Demirel’in ellerinde sayısız gencin, Alevi’nin, sanatçının, öğretim üyesinin kanı vardır.

 Şimdiki halefi Tayyip Erdoğan’ın diktatörlük girişimlerine ve Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya’nın yolsuzluklarının Bilal oğlanınki yanında çok hafif kalmasına bakıp adı geçen eski başbakanı ve C.Başkanını şimdikinin yanında sütten çıkmış ak kaşık görmek toplumsal hafıza kaybıdır, bir total amnezi vakasıdır.

Yok, o laik geçinenler “Demirel laikti, Tayyip Erdoğan ise dinci” diyorlarsa, bu da bir yakıştırmadır. Zira politikacı Süleyman Demirel 1950-1960 döneminde Adnan Menderes’in açtığı toplumu dincileştirme yolunda azimle yürümüş ve bugünkü Tayyip Erdoğan’ın önceli olmuştur.

Demirel ABD’nin “Yeşil Kuşak” adını verdiği “ılımlı İslam” politikasının baş aktörü ve ABD’nin bölgedeki koçbaşı olan Menderes’in devamıdır. Tayyip Erdoğan ise o politikanın “eş başkanı” olmakla övünmüş politikacısıdır. Diğer eş başkanlar ABD ve İsrail'di.

Bugün çok kızdığınız Tayyip Erdoğan gökten zembille inmemiştir. 1950’lerde girilmiş Amerikancı ılımlı Müslüman Türkiye yolunun ürünüdür, Menderes-Demirel-Özal tespihinin şimdiki tanesidir.

Tespihin imamesi ise ABD’dir.