Asıl hedef IŞİD değil, Rojava’nın işgali

Pek çok kimse soruyor: Tayyip Erdoğan neden bu kadar keskin çark etti de, IŞİD aleyhine konuşmaya başladı. Kimisi New York’ta Obama “sopayı gösterdi de ondan” diyor. Belki öyledir. Barack O. daha önce beysbol sopası elinde görüşmüştü. Kimisi ise onun gibi konuşuyor: Artık rehineler serbest de, ondan diyor.

Fakat dikkat edilirse, Tayyip Erdoğan’ın da, yamağı Davutoğlu’nun da en çok lafını ettiği husus “Tampon bölge” oluşturmak. Tayyip Erdoğan ayrıca havadan vurmak yetmez, mutlaka karadan askeri müdahale lazım, “Türk Silahlı Kuvvetleri bugünler için var” diyerek ısrarla askeri müdahale vurgusu yapıyor. O ve benzer ağızlar 2 Ekim’de Meclis’e savaş tezkeresinin sevk edileceğini söylüyorlar.

Bütün o lafların tek bir anlamı vardır: Anadilde kısaca Rojava olarak adlandırılan Batı Kürdistan’a Tayyip Erdoğan önderliğinde Türk militarizmi –Işid’le savaşmak görünümü altında– müdahale etme emelinde, hatta kararlığında. Bu niyete şimdiye dek sadece Kılıçdaroğlu itiraz etti.

Biz “tampon bölge” lafının ne anlama geleceğini biliriz. Turgut Özal zamanında da “tampon bölge” lafı çıkmıştı. İstenildiği şekilde bir Tampon bölge oluşturulamadı, ama, bir boşluk şeridi bırakıldı, Ankara ile Saddam Hüseyin arasında yapılan antlaşma gereği Türk ordusu Kuzey’in gerillalarına karşı “sıcak takip” adı altında Irak sınırını sık sık aşıp Güney Kürdistan’a girebildi.

Baba George Bush’un 1991 Ocağı’ndaki Körfez Savaşından sonra Irak devleti askeriyle, polisiyle, memuruyla Güney Kürdistan’dan çekildiğinde, bu mutabakat kâğıt üzerinde kaldı. Bu kez T.C. “kırmızı çizgilerini” ilan etti.

O kırmızı çizgilere göre, şayet Güney Kürtleri Bağımsızlık ilan ederlerse bu Kuzey’in Kürtlerini de etkilerdi. Onlar da bağımsızlık isterlerdi.

Şimdi işler değişti: O sıralarda “aşiret devleti” dedikleri Kürdistan Özerk Yönetimi Türkiye’nin (Tayyip Erdoğan rejiminin) bölgedeki adeta tek ticari ve siyasi ortağı oldu.

Türkiye’nin F. Almanya’dan sonra en fazla ihracat yaptığı ülke orası. [Kırmızı çizgiler konusunda çok hassas olan TSK da durumdan pek memnun, çünkü Türk şirketlerinden en fazla yatırımı olan kuruluş OYAK.]

TÜRK REJİMİNİN EN YAKIN DOSTU BARZANİ AİLESİ

Dahası da Mesut Barzani devlete muhalif olan Kuzey’in siyasi hareketine karşı propaganda yürütüyor. O Şivan Perwer’i, Tayyip Erdoğan ise İbrahim Tatlıses’i yedeğine alıp Diyarbakır’a AKP yanlısı çıkartma yapıyor, bilmem kaç yüz çift için düğün düzenliyor. Tayyip Erdoğan’a övgüler düzmüş olan Leyla Zana da Emine Hanım’a refakat ediyor. Bütün yalaka medyacılar alkış tutuyorlar, şeflerinin “GÜNEYDOĞU”yu fethettiğini sanıyorlar.

Rojava da devrim olunca, kantonlar ilan edilip sadece Kürtlerin değil, bütün etnilerin siyasi eşitlik ve temsil hakkı elde ettikleri halk meclisleri kurulunca, kadın özgürlüğü hareketi devrimde öne çıkmaya başlayınca, –bugüne değin belki ancak Paris Komününde, 1917 Ekim Devriminin başlangıç evrelerinde, İspanya’da NAZİLERİN Messerschmitt savaş uçaklarından oluşmuş Condor (Akbaba) Lejyonunda ve faşist İtalyan birliğinin saldırıları eşliğinde yıkılan Cumhuriyet iktidarında görülebilmiş– devrimci dönüşümleri ve hakiki bir halk demokrasisine doğru yol alınınca, Tayyip Erdoğan rejimi telaşlandı, içeride “çözüm süreci” diye diline pelesenk ettiği oyalamayı başlatırken, Suriye’de Selefi köktendincileri Kürtlere (PYD ve onun silahlı kolu YPG’ye) karşı var gücüyle besledi.

El Nusra ve IŞİD bol bol para, silah, lojistik destek aldılar, o katillere Türkiye sınırları içinde olanaklar açıldı. Silahlı eğitimler verildi, iki sınır kapısından rahatça girip çıkmaları sağlandı.

Çünkü Rojavalılara saldırıyorlardı. Dışişlerinde gizli toplantı tapelerinde Hakan Fidan “2000 TIR gönderdik” oraya diyordu. Efgan Ala ise o silahların Türkmenlere gönderildiğini iddia ettiyse de, söyledikleri Türkmen sözcüleri tarafından yalanlandı.

IŞİD’in baş finansörü Yasin El Kadı’nın sadece Bilal Oğlan’la değil Tayyip Erdoğan ve Hakan Fidan’la aralarındaki bir toplantı öncesinde görüntülenmiş fotoğrafları vardı.

Bir Irak milletvekili (Adnan Sirac) geçtiğimiz Ağustos’ta El-Alem TV’ye verdiği beyanatta, “Musul işgalinin arkasında MİT ve Suudi Arabistan (Yasin El-Kadı’yı kastediyor) var; IŞİD, MİT ve Suudi kaynaklarca desteklenmektedir” demişti (cahitalptekin.wordpress.com/2014/08/).

Çeçenistan’dan Türkiye’ye gelmiş bir takım Çeçenler IŞİD’e komutan atandılar.

Bu saldırılar sırasında Barzani ailesinin Güney Kürdistan yönetimi sınırlarını kapattı, kendi tarafına göçmen geçmesin diye hendekler kazdı.

Yani IŞİD + Tayyip Erdoğan ve çömezi Davutoğlu + Mesut Barzani, Rojava devrimine karşı bir şeytan üçgeni oluşturdular.

IŞİD orada başarılı olamayınca, Irak’a geçti, Musul’u ve Orta Irak’ı işgal etti, Ezidileri, Türkmenleri soykırıma uğrattı, adını İslam Devleti diye değiştirdi, çakma bir hilafet ilan etti. Ama orada da ilerleyemeyince, şimdi güçlerini tekrar Batı Kürdistan’a yöneltti, Kobane’nin çeşitli köylerini işgal etti. Afrin ve (Kobane’nin bağlı olduğu) Cizre’yi düşürmeye çalışıyor. Bu bölge Türkiye sınırı boyuncadır.

TAMPON BÖLGE TEŞEBBÜSÜNE KARŞI DAYANIŞMA

İşte Tayyip Erdoğan’ın tampon bölge ısrarı ve asker gönderme emeli Batı Kürdistan’ı Türklerin işgal etmesi demektir.

Oradaki köylerin çoğu boşaltılmıştır. IŞİD etnik temizlik peşindedir. Daha şimdiden sınırı aşarak Türkiye’ye sığınan insanların sayısı 160.000’i geçmiştir.

İslam Devleti’nin insandan boşalttığı yöreyi Türkiye’nin güvenlik şeridi adı altında kontrol etmesi daha kolay olacaktır.

Tayyip Erdoğan rejiminin bu hesapları karşısındaki en etkili güç Kuzey’in politikleşmiş ve hareketlenmiş halkıdır. Kobane olayı nedeniyle Kuzey halkı ayaktadır. Her gün Suruç’a, Ceylanpınar’a (İstanbul, İzmir dahil) Diyarbakır’dan, Şırnak’dan, Mardin’den, Hakkâri’den, Van ve Siirt’ten, Adana’dan otobüslerle, midibüslerle insan gelmektedir. “Yalnız değilsiniz” demek için gelmektedir. İnsanlar dolu dolu yardım malzemeleriyle gelmektedir. Bu yardım seferberliğini HDP’li belediyeler ve yerel parti örgütleri organize etmektedir.

Ayrıca illerden kamyonlar yola çıkmaktadır. Ağrı gibi nisbeten uzak bir ilden bile bir TIR dolusu yardım malzemesi gelmektedir.

Tayyip Erdoğan’ın planını bozacak olan işte bu yüksek dayanışma ruhudur.

Sadece bu kadar da değil, Kuzey’in Kürtlerinden insanlar da silahlanıp YPG’ye yardıma koşuyorlar. Mesela Kuzey’in Cizre’sinden gidip YPG’ye katılan evli ve 5 çocuk babası (Evet, beş çocuk babası) Abdullah Elçeoğlu Ağustos başında Heseke’de İslamcı canilere karşı savaşırken öldürülmüş ve önce Qamışlo’ya, oradan da Cizre’ye getirildi ve 5 bin kadar insan cenazeyi kilometrelerce taşıdı. HDP merkezi adına Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın da katıldığı defin töreni siyasi kararlılığın ifadesiydi. O sırada henüz Kobane saldırısı yoktu.

TAYYİP ERDOĞAN’IN MASKESİ DÜŞÜYOR

Şimdi sayısını bilemediğimiz kadar Kuzey’li silahı alıp direnişe katılıyor. “Çözüm Süreci”yle silahlı mücadeleden kurtulmuşlardı! Şimdi YPG saflarına koşuyorlar.

Ve bölgeye gidin, dinci ya da menfaatçi Tayyip Erdoğancılar hariç herkes Türkiye’yi ve Tayyip Erdoğan’ı suçluyor.

Davutoğlu’nun alel acele yardımsever gözükmesi de sahtedir ve Haziran için oy endişesindedir.

Oysa o insanların durumu 21. Yüzyılda bir insanlık dramadır, sayılamayacak kadar çok çocuk, kimi annesine sarılmış, kimi ne olduğunu anlayamamış, elindeki ekmeği kemiriyor ya da bir pet şişeden su içiyor, hatta annesinin memesini bırakmıyor.

Her tarafta çocuklar, bebekler, annelerinin saçlarını iki yana ördüğü kız yavrular. Bu manzaraları büyük kentlerdeki Suriyelilerle de sık sık görüyorduk. Ama binlercesini bir arada değil.

İşte İslam fanatizminin insansızlığı ve o fanatizmden medet uman servetler, rüşvetler içinde yüzen siyasi kodamanlar.

Çözüm süreciymiş? Hani, nerede? HPG çekildi. Sen ne yaptın? Hiç. İki buçuk senedir havanda su dövüp, aklın sıra adam kandırıyorsun.

Yukarıda çok azını yansıttığımız gerçekler varken hükümet adına HDP ile sık sık görüşüyorsun, onlar gene İmralı’ya gidiyorlar, belki sonra tekrar Kandil’e. Derken sen bir daha onları çağıracaksın. Yol haritasıymış, plan-programmış, bilmem neymiş. 2,5 seneyi aşkın zamandır bu böyle sürüp gidiyor.

Ama senin yüzünden Kobane’de insanlar ölüyor, 160 bin insan Kürdistan’ı bölen sınırın kuzey tarafında, on binlercesi güney yakasında yerlerinden, yurtlarından, evlerinden hayvanlarından, ekinlerinden mahrum edilmiş vaziyette perişan ve geleceksiz yaşıyorlar.

Buna rağmen konuksever ve gönüldenler. Kendilerini ziyarete gelenlere “Xer hati” (Hoş geldin) diyorlar. Sanki bizler misafir, onlar ev sahibi.

Hani, yalan da değil. Evin sahibi onlar ve evlerine sahip çıkmak, kendi evlerinde başkalarını değil, kendilerini hükümran kılmak için savaşıyorlar.

İlk yayın: sesonline.net, 28 Eylül 2014.