HDP ve muhalefet

Selahattin Demirtaş’ın C.Başkanlığı seçiminde aldığı yüzde 10 oyu HDP aldı varsayarsak, arkasından; HDP’yi tüm Türkiye için ‘birleşik sol muhalefet partisi’ yapabilir miyiz sorusu gelir, nitekim geldi de.

Ancak tartışma yanlış yerden; “Türk solunun Kürt siyasi hareketiyle ilişkilerinden” başladı. Yanlışa iki örnek; iki HDP’liden geldi. Erdal Kara ÖDP’yi HDP’nin içine gelmeye çağırırken, Kenan Kalyon Metin Çulhaoğlu’na (HDKP), “HDP ile ‘komşuluk’ yapmanın esasları”nı anlattı.

Erdal Kara’nın ÖDP’ye dediğine bakın: “HDP yaklaşık yüzde 10 oy aldı. Hangi söylemle? Dün kimi ÖDP’li dostlarımızın savundukları söylemle. O zaman sorun ne? Sorun şu: Kimi ÖDP’li dostlarımız ‘her yerden gelenlerle’ buluşmak istiyor. Lakin bu her yerden gelenlerin arasında Kürtler olmasın diyor… Yüzde 10’a yakın oy alınıp bir cazibe merkezi oluşuyor, bu cazibe merkezinin çekim gücü belli ki ÖDP tabanını da etkiliyor… Gelin HDP’ye. Gelirseniz sizinle benzer eleştiriler yapabileceğimizi biliyoruz. Lakin HDP’nin içinde olup yapılan eleştirilerle dışında kalarak yapılan eleştirilerin iki ayrı dünya olduğunu bilmenizi istiyoruz. Biri HDP’yi sola çekmek için yapılan eleştiridir, diğerinden sosyal şovenizmin kesif kokusu yükseliyor.”

HDP, Türk sosyalist solundan bir kesimin katılmasıyla kurulmuş bir Kürt partisidir. Bu gerçeklik laf cambazlıklarıyla örtülemez, dolayısıyla HDP’yi ‘birleşik sol muhalefet partisi’ olarak büyütüp güçlendirmek isteyenlerin bu somut gerçeklikten yola çıkarak “yaratıcı” ve “birleştirici” bir çizgide olmaları gerekir. HDP’nin içini ‘enternasyonalist dayanışma’ ve dışını ‘sosyal şovenizm’ olarak gören bir anlayışla Türkiye’de birleşik sol bir muhalefet hareketi yaratılamaz. Türk sosyalist solcuları “Kürt siyasi hareketiyle ilişkilerin” nasıl olması gerektiğini aşağı yukarı 25 yıl tartıştılar. Tartıştıkça bölündüler. Yeniden ve yine aynı biçimde tartışılması HDP’yi ‘birleşik sol muhalefet partisi’ yapmaz. Aksine; olacağı varsa, engeller.

İşin bir diğer yanlış yönü de “%10 oy cazibesi” diyerek yapılan HDP güzellemesi ve ÖDP tabanının bu cazibeye kapıldığının söylenmesidir. “Oy cazibesi” sol literatürde “parlamentarizm”dir fakat Türk solu sözkonusu olduğunda “siyasi küfür” sayılır. ÖDP tabanına “%10 virüsü” girmiş mi bilinmez ama yönetiminde böyle bir hastalık olmadığını gördük, görüyoruz. Üstelik, bir önceki genel seçimde ille de “Mebus olacağım!” diye tutturan genelbaşkanı Ufuk Uras’ı tasfiye etmiş olan ÖDP’ye parlamentarizm hastalığını yakıştırmak haksızlık olmaz mı?

Bu ayrıca HDP içindeki Türk sosyalistlerine de haksızlıktır. Çünkü onlar da verili %6 Kürt oylarının cazibesine kapılarak HDP’ye gitmiş olurlar!

Kenan Kalyon ise Metin Çulhaoğlu’nun Demirtaş’a yazdığı “açık mektubu”n “adrese” (HDP’ye) yazılması gerektiğini hatırlatarak cevap vermiş. Bu yanlıştır ve siyaseten “faka basmak”tır. Adı üstünde; “açık mektup”sa eğer, ne Demirtaş’a yazılmıştır, ne HDP’ye, sana-bana yazılmış bir mektuptur. Ben Çulhaoğlu’nun bana yazılmış ‘açık mektubu’nu okudum. Bu nedenle Kalyon’un cevabı da, HDP dışındaki Türk sosyalistlerine –bu arada bana da– cevap sayılmalıdır.

Kenan Kalyon “Biz”e; –HDP zaten o olduğu için– HDP’yi anlatmak yerine; BDP’yi –PKK’yı– KCK’yı anlatmış. Oysa buna hiç gerek yok; çünkü PKK zaten kendini otuz yıldır anlatıyor. Aksi halde HDP mükerrer bir parti olur.

Kenan Kalyon’un, HDP dışındaki Türk sosyalistleri ile konuşurken baltayı taşa vurduğu nokta şurası: “Kürt Özgürlük Hareketi ile şu mahut komünist hareket/ulusal hareket kategorik ayrımına göre mi ilişki kurmak istiyorsunuz? … O malum ‘komünist hareket/ulusal hareket’ ayrımı, verili şartlar altında hükümsüzdür ve ezen ulus kibrinden ve bilgiçliğinden izler taşımaktadır.”

Kalyon’un HDP dışındaki Türk sosyalistlerine yamadığı “ezen ulus kibri”yle Erdal Kara’nın ÖDP’ye “sosyal şovenizm” yakıştırması aynı: “HDP’ye gir, ‘sosyal şovenizm’den ve ‘ezen ulus kibri’nden kurtul!” ……veya sus!

İşin “püf noktası”na geldik. Kenan Kalyon’un; “Mahut komünist hareket/ulusal hareket ayırımı”ndan kastetdiği; ulusal hareketlere klasik ‘Marksçı’ ve ‘Leninci’ bakıştır. Bu bakış ulusal temelli hareketlerle sınıf hareketleri arasında keskin bir ayırım yapar. Bu ayırımı yaptığı için ulusal temelli özgürlük hareketleri ‘Marksçı’ ve ‘Leninci’ bakış açısına minnet duymalıdırlar. Çünkü; ‘mahut’ komünist hareket/ulusal hareket ayırımı komünizmin gündemine “ezen ulus kibri” bağlamında değil, ulusal hareketler, milliyetler ve milli toplulukların lehine bir çözümleme olarak girmiştir. Komünistler; niçin bir burjuva (ulusal) ilkeyi benimsiyorsunuz sorusuna bu cevabı vermişlerdir. Ben BDP-PKK-KCK’lı olsaydım Türk komünistlerinin benimle, Kenan Kalyon’un tarif ettiği gibi değil, ‘o mahut’ olan ayırım üzerinden ilişki kurmalarını ister, Kürt halkının çıkarını bunda görürdüm. Çünkü Kürt özgürlük hareketiyle ilişkinin en samimi, en açık, en temiz, sadece günü birlik olanla yetinmeyip geleceği de kapsayanı, Kenan Kalyon’un “o mahut” dediği ilişki biçiminde yatmaktadır.

Son olarak şunu hatırlatmak isterim: “O malum ‘komünist hareket/ulusal hareket’ ayrımı”nı Kenan Kalyon bir kalıp zannettiği için bu sözleri edebilmiş. Yok böyle bir şey; “kalıp” değildir, çünkü her bir ulusal hareketi kendi somut özelliği ve koşullarına göre ele almayı emretmiştir.

HDP içinden HDP dışına cevap yetiştirmek yerine şu noktalara açıklık getirilmelidir: ‘Birleşik sol muhalefet partisi’ HDP Akp’ye muhalefet edecek midir, ederse çözüm süreci ne olacaktır? Akp’nin; Kürtlerin kolektif özgürlük taleplerini yerine getirip Kürt meselesini çözeceğine kendini inandırmış bir HDP ile bu inancı “siyasi saflık” olarak gören Türk sosyalistleri nasıl bir arada olabilirler?

Özgürlük ve özgürlük!... Kürt özgürlük hareketinin güttüğü “kollektif özgürlük” davasını ve bu dava için devletle ve Akp ile girdiği “müzakere”yi destekliyorum ama bu devlet ve bu Akp benim (Türk sosyalistlerinin) güttüğüm özgürlük davasını eziyor, nerede buluşacağız?

Kürt halkı; kendine; ana sütü gibi helal,“Kürdistan” adlı bir “yurt” davası güdüyor. Sosyalistler ise, –hayal yahut değil–; kendilerine “bütün dünyayı” istiyorlar. Hangi sihirbaz bu noktada “uygun adım bir yürüyüş” modeli yaratacaktır?

Ben Kürt özgürlük hareketine desteğimi ‘o mahut komünist hareket/ulusal hareket ayırımı’na sadık ve “bu HDP”nin dışında kalarak da sürdürebileceğimi, eleştirim olursa da bunu dostça yapabileceğimi düşünüyorum. Bu durumda benim HDP dışında olmam, niçin “ezen ulus kibri” veya “sosyal şovenizm” oluyormuş?

HDP’nin dışı eğer ‘sosyal şovenizm’ ya da ‘ezen ulus kibri’ sayılacaksa eğer, ben de soracağım: “Bırak Kürt özgürlük hareketini, o desteklenmeyi her şeyden çok hakediyor, fakat ben Viranşehir’de öldürülen ‘Kürt kaçakçılar’ için Beyazıt Meydanı’nda Ecevit’in panzerleriyle savaşırken, söyler misin sen neredeydin?...”