Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Suçlu kurtarıcılık tasladı

Şimdiki adı İslam Devleti olan Işid’in Musul’da tutsak aldığı T.C. Başkonsolosluğu personelini serbest bırakması Tayyip Erdoğan rejimi tarafından topluma zafer edasıyla sunuldu. Rejimin başı daha da ileri giderek "rehinelerin OPERASYONLA kurtarıldığını" iddia etti. Ama ondan başka operasyon lafını kullanan olmadı. Davutoğlu “temas” dedi. Bülent Arınç da. Fakat tahrifat yapmaya çok alışkın olan bir zihin asker-polis (silah) terimi olan “operasyon” (=harekât) ile “kurtarmak” sözcüklerini yan yana getirme kurnazlığında asla beis görmemiştir.

TUTSAK ALINMADILAR, TUTSAK VERİLDİLER

Böylece kendisinin ve o zamanki Dışişleri Bakanı’nın Konsolosluk çalışanlarını göz göre göre Işid’e teslim etmek gafletiyle işlediği suç büyük bir pişkinlikle başarı propagandasına dönüştürüldü.

Her şey toplumun gözü önünde cereyan etiği halde suçlu kendisini muzaffer kumandan ilan etti.

Böyle olmasında Tayyip Erdoğan şakşakçısı medyanın önemli payı var. Böyle bir medya rejimin emrinde olduğu müddetçe, siyahı beyaz göstermek mümkündür, mümkün ne kelime, işten bile değildir.

11 Haziran’da 49 kişi esir alınmadan önce Iğdır Milletvekili Meclis’te uyarıda bulunmuş ve Davutoğlu ve AKP milletvekilleri onu alaya almışlardı.

10 Haziran 2014 tarihli tutanaklarda Oğan “besleyip büyüttüğünüz IŞİD terör örgütü Musul Başkonsolosluğumuzun etrafını sarmış. Haberin var mı senin?” diyor, AKP’li bir Ordu milletvekili “Delilin var mı delilin?” diye sataşıyordu. Davutoğlu ise; akşam attığı tweette onların güvenlik içinde olduğunu iddia ediyordu. Ertesi sabah işgal haberi gelince hepsi apışıp kaldılar ve mahkemeden yayın yasağı çıkardılar.

Dost ve müttefik Işid canilerinin öyle bir şey yapmayacağından o kadar emindiler ki, parmaklarını bile kıpırdatmamışlardı.

Başkonsolos Öztürk Yılmaz Işid’in Musul’a yaklaştığını haber verip talimat istediğinde Davutoğlu ve Erdoğan “kalın” demişlerdi. Kente 20 km. yaklaştığını haber verip, “binayı boşaltalım mı” diye sorduklarında gene “Hayır” emri verilmişti. Musul Valisi şehri terk etmiş ve Türk Başkonsolosluğuna da aynı tavsiye de bulunmuş, ama Ankara’dan gelen talimat aksi olduğundan bina boşaltılmamıştır.

Nihayet Başkonsolos Yılmaz, “Konsolosluğu kuşattılar, ne yapalım?” dediğinde, Bakan “teslim olun, biz sonra sizi onlardan alırız” cevabını vermişti. İş bu raddeye geldikten sonra dövüşmemek emri doğruydu. Çünkü başta koruma görevlileri olmak üzere onca insan ölecekti. Ama suç, olayın cereyan etme seyrinde Ankara’nın tutumundaydı.

YARDAKÇI ERDOĞAN MEDYASININ YAYGARASI

Çünkü Ankara Işid’i parayla, silahla beslemiştir, sınırdan serbestçe girip çıkmalarına göz yummuştur, yaralananları Türk hastanelerinde tedavi ettirmiştir, T.C. sınırları içinde şiddet eğitimi almalarını sağlamıştır. Pek çok ülkeden Işid’e katılmaya gelenler Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmişlerdir. Yani katiller güruhunun –banisi değilse bile– hâmisidir.

Dolayısiyle, bu politikayı gütmüş olanlar “Işid bize dokunmaz” sanmışlardır.

Kısacası rehineler olayı tamamen Ankara’nın suçu olduğu, hükümetin kabahatini kabul edip, o insanlardan ve ailelerinden özür dilemesi gerektiği halde, tam tersine kahramanlık taslamaktadır.

Tayyip Erdoğancı medyanın kopardığı yaygara o denli baskın çıkmıştır ki, Kılıçdaroğlu bile Davutoğlu’na telefon edip kutlamada bulunmuştur? Kimi, neyi, niçin kutluyorsun?

Aynı Davutoğlu değil miydi ki, Başkonsolos’a “binayı terk etmeyin” emrini ısrarla vermiş ve 11 Haziran’da 49 kişiyi Işid’e teslim etmişti. Onu kutlamak olayı ters yüz eden AKP propagandasına alet olmak ve onun 11 Haziran suçunun üstünü örtmesine yardım etmek demektir.

AKP medyasının şamatasını gören Abdullah Gül kendisinin de Işid’le yürütülen görüşmelerden haberdar olduğunu söyleyen bir açıklamada bulunmuş, çorbada tuzu olduğunu hatırlatmak istemiştir. Tayyip Erdoğan tarafından bir kenara atılmış bulunan eski C.Başkanı –Atı alanın Üsküdar’ı geçmediğini umut ederek– atak yapacağı siyasi koşullar ortaya çıkıncaya değin unutulmamak için bu ve benzeri çıkışlar yapacaktır.

YALAN, DOLAN, DEZENFORMASYON

Öte yandan canilerle hangi pazarlıkların yapıldığı, ne gibi tavizlerin ve sözlerin verildiği, fidye ödenip ödenmediği meçhuldür. İktidarın bu konudaki sözlerine inanılmaz.

Hükümet, “Işid karşıtı koalisyona katılmadık, bu tutumumuz etkili oldu” diye durumu açıklamaktadır. Bu kadarcık izahat tabii ki inandırıcı değildir.

Irak’ta Türk özel timinin marifet işlemeye kalktığı ve ABD’liler tarafından derdest edildiği “çuval” olayında, Reyhanlı’da 53 kişinin öldüğü patlamada, Suriye’de F-16 uçağının düşürülmesinde, Hatay’da aranması jandarma tarafından kanunsuz biçimde engellenen MİT tırları kapışmasında ilh. söylenen yalanlar, toplumdan saklanan gerçekler gibi bu olaylarda da işin iç yüzü öğrenilmemişti.

Saydığımız bütün o hadiseler kapalı rejime özgüdür...

KİMİN YENİ TÜRKİYESİ?

Tayyip Erdoğan ise rehinelerin “kurtarılması” meselesini Türkiye’nin büyüklüğü diye tanımlamış ve “işte Yeni Türkiye bu” demiştir.

Yeni Türkiye Başkonsolosunu, memurlarını ve polislerini kendinden saydığı katillere kaptıranların Türkiyesi mi?!

'Yeni Türkiye', kelle kesip görüntüleri bütün dünyaya izlettirmekten haz duyan, on binlerce ve on binlerce insanı, Ezidiyi, Kürdü, Türkmeni, Nusayriyi, Şiiyi yerinden, yurdundan, evinden, toprağından eden, çoluk çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç yollara ve çöllere salan, yakaladığı erkekleri öldüren, kadınları satan, büluğa henüz ermiş çocuk yaşındaki kızları kendi süfli hazlarına alet eden İslam Devleti adlı cani ve ırz düşmanı güruhlarına; “öfkeli gençler” diyenlerin ülkesi mi?

Yeni Türkiye, 101 gün süren tutsaklıktan henüz çıkmış insanları toplayıp onlara nutuk çekenlerin ve onlara Işid aleyhinde konuşmama, sırları açıklamama uyarısında ve tehdidinde bulunanların Türkiyesi mi?

İSLAM DEVLETİNİ ABD VE TC. PEYDAHLAMIŞTIR

Şimdiki Türk rejiminin suçlu olduğu rehineler konusunda kendisini kurtarıcı gibi gösterme pişkinliğinin aynısını (çok daha büyük ölçüde olanını) Amerika Birleşik Devletleri de yapıyor.

İsrail’i rahatlatmak için Esad’ı devirmeye kalkıştı, bu amaçla asıl görevi komşu ülke Türkiye’ye verdi, Hür Suriye Ordusu, El Nusra vb. derken iç savaş Işid’i doğurdu.

Esad devrilmedi, ama Suriye’nin kuzeyinde ve Irak’ın Sünni bölgesinde İslam Devleti adlı bir ucube türedi ve hem oralarda etnik temizliğe başladı, kentlerin, kasabaların, köylerin nüfusunu sürerek, öldürerek boşalttı, hem de petrolün bir kısmına da el koyarak önemli gelirler elde etti.

Sonra da büyük bir madrabazlıkla "kahraman kovboy" rolüne bürünerek Orta Doğu’yu “kurtarmaya” soyundu, pek çok ülkeyi de peşine taktı. Oysa bu haltı başlatan kendisiydi. Irak’tan sonra Suriye’yi de kan gölüne çeviren kendisiydi.

Tıpkı yarım yüzyıl önce komünizme karşı, Sovyetler Birliği’ni güneyden Yeşil Kuşak’la kuşatma teşebbüsünün geri tepmesi ve kökten dinciliğin bölgeyi veba gibi sarması misali Suriye’yi de yaktı-yıktı.

Tıpkı Afganistan mücahitlerini eğitirken Al Kaide’nin türemesi ve baş belası olması gibi İslam Devleti ve onun başındaki çakma halife bozuntusu da Amerika Birleşik Devletleri’nin türedisidir.

CIA ve diğer belli başlı istihbarat ve şiddet örgütleri İslam Devleti içinde cirit atmaktadırlar. Tayyip Erdoğan ise; “rehineleri kurtardık” diye iç politika parsası toplama peşindedir.

Türkçe'deki "HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ" deyişine bundan daha uygun düşen durum azdır. Barack Obama ve Tayyip Erdoğan gerçekten de 'eşbaşkan'mışlar...

İlk yayın: sesonline.net, 23 Eylül 2014 ("Erdoğan rejimi ve rehine krizi: Hem suçlu, hem güçlü...")