Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Jean Jaurès öldü mü?

jaures-cropJean Jaurès yüz yıl önce öldürüldü. Birinci dünya savaşına dört gün kala, milliyetçi Raoul Villain tarafından Paris'in göbeğinde yoldaşları ile yemek yediği bir kahvede kurşunlandı. Barış yanlısı mücadelesi yıllardır iktidarı rahatsız ediyordu. Hatta Jaurès'in "gün gelir aydınlatmaya çalıştıklarımızdan biri bizi vurabilir" diye bir sözü bile olmuştu. Dediği oldu. Cinayetinin hemen ardından savaş ilan edildi. Katili savaş sonrası yargılandı ve vatansever olarak beraat edildi.

Jean Jaurès'in mirasına talip sol yöneticiler, cinayetin gerçekleştiği kahveye gelip konuşmalar yaptılar. Büyük sosyalist liderin anısını onurlandırdılar. Ama aynı zamanda günümüz Fransa solunun iç çelişkileri bu vesile ile bir kez daha göründü. 31 temmuz 2014, perşembe günü, Kafe dü Kroisan'a ilk gelen cumhurbaşkanı François Hollande oldu. Konuşma yapmadı. Bir çelenk bırakıp gitti. Ardından eski Paris belediye başkanı sosyalist Betrand Delanoe bir basın açıklaması yaptı. Bir süredir sosyalist parti Jaurès'in reformcu olduğunu ve bu gün yaşamış olsa idi cumhurbaşkanı ve hükümetin reformlarını destekleyeceğini söylemekteydiler. Delanoe benzeri bir açıklama yaptı ve sosyal-liberal yaklaşımı destekledi.

Ardından, Jaurès'in kurmuş olduğu HÜMANİTE gazetesi yayın müdürü ve komünist parlamenter Patrick Le Hyaric söz aldı ve hükümeti çok ağır bir dille eleştirdi. Özellikle Gazze'deki katliamın ilk günlerinde cumhurbaşkanı François Hollande'ın İsrail'e destek olmasını "Jaurès'in ikinci cinayeti" olarak adlandırdı.

Yüzyıl sonra böylesi sert tartışmalara yol açan Jean Jaurès kimdi? Ne düşündü? Ne yazdı? Ne yaptı? Bugün için bizlere ne söylüyor ?

Jean Jaurès 3 Aralık 1859'da Castres şehrinde doğdu. 1885'de parlamentoya cumhuriyetçi mebus olarak seçildi. Dreyfus'un suçsuzluğundan yana oldu. Emile Zola, Charles Peguy gibi entellektüellerle beraber ordu tarafından haksız yere ihanetle suçlanan Yahudi kökenli yüzbaşı Dreyfus'un beraatına kadar bu mücadeleyi sürdürdü. Dava Fransayı ikiye bölmüştü: Bir yanda koyu Katolik, Yahudi düşmanı, savaşçı, milliyetçi, gerici Fransa, öte yanda Fransız devrimine, aydınlanmaya, cumhuriyete, insan haklarına, sosyalizme bağlı enternasyonalist, ilerici Fransa. Jaurès gençliğe yaptığı bir konuşma da "cesaret doğruyu aramak ve söylemektir" der. Dreyfus davasındaki tavrını çok güzel özetleyen bir söz. Jaurès 1902'de Fransız sosyalist partisinin kuruluşuna katılır. 18 Nisan 1904'te Fransa'nın bugüne dek gelmiş en eski gazetesi Hümanite'yi kurar. Yükselen dünya savaşına karşı var gücü ile direnir. 31 Temmuz 1914'de öldürülür. Defnedildiği 4 Ağustos 1914 günü dünya savaşı ilan edilir.

55 yıllık ömründe Jaurès fikirleri uğruna pek çok mücadeleye katıldı. Cumhuriyetçi, laik, sosyal adalet ve sosyalist değerlerden yana durdu. Uzun bir Fransız devrimi ve sosyalizmin tarihi kitabı yazdı. Yüzlerce konuşma, binlerce makale üretti. Sosyalist hareketin birliği ve bütünlüğü için etkin çabalar gösterdi. Hem Marksist yaklaşımdan esinlendi, hem önemli noktalarda darbe-devrimci yaklaşımı kökten eleştirdi. Darbe ile iktidara gelip diktatörlüğe dayanan bir yönetimle iktidarda kalmayı amaçlayan sosyalist hareketin zaman içerisinde başarısız olacağını net bir şekilde dile getirdi. Ama bununla birlikte toplumun sınıf mücadelelerinin sonucu olduğu gerçeğinden asla dönmedi ve emeğin özgürleşmesinin koşulunun demokratik yöntemlerle her alanda emekten yana yaratıcı siyasetler üretmek olduğunu savundu. Temel hak ve özgürlüklerden yana, barıştan ve adaletten yana, eğitim ve ilerlemeden yana mücadelelerin, devrimin sonucu değil koşulu olduğunu savundu. Bu mücadeleleri "devrim" adına yarına erteleyenlere karşı çıktı. Sosyalizmin yöntemini "devrimci evrim" olarak tespit etti. Yani toplumu kökünden değiştirmeyi amaçlayan ve emekten taraf reformlardan yana oldu. Jaurès asla acilci devrimcileri izlemedi. "Tarih insanlara büyük çabaların zorluğunu ve başarıların yavaşlığını öğrettiği gibi umudun yenilmez olduğunu da gösterir" der Jaurès. Adım, adım amacı ve temel değerleri unutmadan izlenen bir yoldur devrim. Jaurès'e göre "Büyük değişime" küçük değişimlerle varılır. Yeter ki küçük değişimlerin amacı büyük değişim olsun.

Pek çok açıdan Jaurès'in sosyalizmi bu güne uygun şeyler söyler. Geniş açıdan bakan bir sosyalizmdir bu. Sadece ekonomik mücadeleye takılıp kalmaz; sendikal istemlerle kendini sınırlamaz. Demokratik yaşamın hiç bir alanı bu sosyalizme yabancı değildir. Emekçiler her konuda kapitalistlere alternatif siyasetler üreterek insanlığı ilerletebilirler. Jaurès emekçilerle birlikte bir medeniyet eseri gerçekleştirmeyi amaçlar. İyimser, ilerici, evrensel, insan temelli bir sosyalizmi savunur. Yaşamının son gününe dek Jaurès’in yaklaşımı geniş açılı idi.

Bu gün Fransa'yı sosyalistler yönetiyor. Ne yazık ki sürdürülen siyaset Jaurès'in "devrimci evrim" yönteminden hayli uzak. Ne yazık ki reform adına emekçilerden alıp kapitalistlere destek oluyorlar. Büyük değişime doğru ilerlemektense, uygarlık yolunda gerilemeyi getiriyor bu yönetim. Hem ulusal düzeyde hem de uluslararası planda Fransa nefesi geniş bir medeniyet politikası sürdürmekten vazgeçmiş görünüyor. Jaurès her vatandaşın ülkenin ortak maliki olmasını sosyalizmin amaçlarından biri olarak savunurdu. Tersine bu gün Fransa'da, kazanılmış haklar vatandaşların elinden alınıyor: sosyal sigorta, emeklilik, işçi hakları geriletilirken, mali kapitalizme devlet daima destek olmaya devam etmekte. Fransa Avrupa'nın en çok milyonerinin yaşadığı ülke. Aynı zamanda Fransa her ay on bin işsiz üretiyor. Kısacası, bu günkü Sosyalist hükümetin önerdiği reformların Jaurès'in devrimci evrimi ile gerçekten ilgisi yok.

Çağdaş dünya soluna Jaurès'in dersini şöyle özetleyebiliriz: Yapılan her reform büyük "medeniyet siyasetinin" birer parçası olmalıdır, devrimci evrimin kilometre taşlarını inşaa etmenin bilincinde olarak.. 20.yüzyıl fırtınasından yelkenleri düşük, kürekleri kırık çıkan sol, amaç ve araçları ile aydınlanma çağından gelen insancı kökenlerini bulamaz ise batmaya mahkum görünüyor. Bu karanlık bir dönemin bir süre için insanlık üzerinde egemenliğini getirebilir. Buna karşı Jaurès'in iyimser cesaretine dayanarak sol gücünü toparlayabilmeli ve yeniden insanlığın özgür, mutlu, adil, barışçıl ve paylaşımcı yaşayabileceğini gür sesle dünya aleme duyurabilmeli. Yeniden Marks'ın tabiri ile "insanlığın insanlaşma" sürecinde bir medeniyet siyasetinin militanları olabiliriz! Jaurès ölmedi, biz yaşatabiliriz.