Beyoğlu, Cihangir ve HDP

gokkusagi-bw-cropKCK başkanı Cemil Bayık HDP’nin “Beyoğlu’ndakilerden kurtulması” gerektiğinden söz etti. “Beyoğlu’ndakiler”in, Cihangir’de oturanlar olduklarını; HDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder’den öğrendik. HDP’nin Cihangir’de oturan iki milletvekili var: Ertuğrul Kürkçü ve Sırrı Süreyya Önder. Demek ki HDP’nin bu iki milletvekilinden kurtulması gerekiyormuş.

Peki ama neden? Sırrı Süreyya bu soruya, “eşcinselleri” ima eden bir yanıt verdi. Buna göre Cemil Bayık, HDP’nin “eşcinseller”den kurtulmasını istemiş oluyor!

Böyle midir gerçekten? Sanmıyoruz. “Türkiyelileşme” gibi bir hedef seçmiş, HDP’yi bunun uygun modeli olarak benimsemiş, bu politikasını halka anlattırdığı C. Başkanı adayı ile yüzde 9,8 gibi yüksek bir oy almış Kürt Siyasi Hareketi’nin (KCK) lideri “daha ciddi bir sorun”dan söz ediyor olmalıdır.

HDP’nin içindeki bu sorun yakın zamanda ya açıklanacak, ya da kendini kaçınılmaz olarak ortaya koyacaktır. Ama ondan önce; bu “eşcinseller” meselesinin ciddi bir sorun olup olmadığı anlaşılmalıdır.

HDP “eşcinsel gruplar”ı kendine çağırmış veya eşcinseller HDP’yi, içinde mücadele verilecek bir siyasi parti olarak görmüşlerse, değerli olan budur. Burada eşcinsellerin sayısı, mücadele biçimi veya Kürt özgürlük hareketine sağladığı katkı hiç önemli değildir. Önemli olan, HDP’deki eşcinsellerin varlığının Kürt siyasi hareketinin “özgürlükçü” oluşuna işaret etmesidir. Ya da en azından biz, HDP’li eşcinseller aracılığıyla Kürt siyasi harkeketinin “medeni dünya”nın bir parçası olduğunu anlamış oluyoruz. HDP’de bu da yoksa, başka ne vardır ki!

Diğer yandan HDP’nin “sol bir siyasi muhalefet hareketi veya partisi” olarak gelişmesi, “tüm ezilenleri ve dışlanmışları” kapsaması bir amaç olarak benimsenmişse Türkiye’de eşcinseller bu yelpazenin en başında gelirler. Kaldı ki; eşcinsellerin desteği, Kürt özgürlük hareketine destek veren nice liberalden ve liberalleşmiş Türk solcusundan, Kürt oylarına ve Kürt militan kitlesine yamanıp siyaset yapmayı alışkanlık haline getiren oportünist sol unsurlardan çok daha samimi, içten bir destektir. HDP bu türden siyasi duyarlılıkları –eğer iddiası propagandif değil ise– önemsemek zorundadır.

Şu da var; “Marjinal Türk solu” denildiği zaman Türkiye’nin “komünist birikimi” de buna dahil edilmektedir. Bu birikime “sayısal” bakılırsa, elbette marjinal gözükür. Ancak birikimin “kendisine” bakıldığında iş değişir. Türk solunun Kürt meselesi hakkında bugün bilebildiği hemen her şeyin Türkiye’nin “komünist birikimi”nde yattığı görülecektir.

Bir şey daha; “Akil adamlar” içinde, siyasi sahtekarlığı suratından okunan bir kısım “Türk solcu”ları da vardı. Onların Kürt özgürlük hareketine verdikleri zarar, PKK-KCK-BDP tarafından bakılırsa ölçülemez. Gönlünün en geniş kapısı AKP’ye, Erdoğan’a, çözüm sürecine ve diğer bir dar kapısı da Kürt özgürlük hareketine açık duran bu omurgasız tipler yüzünden Türk solunun önemli bir potansiyeli Kürt hareketine yakın ama mesafeli durmaktadır. Bu incelikleri göremeyen bir HDP’nin siyaset sahnesinden, hiç bir iz bırakmadan çekileceği ihtimali güçlenir.