Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Oylarla ahlâksızlığın kitleselleşmesi

erdogan-miting-bwTayyip Erdoğan hadisesi bir yanıyla bir politikacının doymak bilmez ihtirası, bitmez tükenmez hükmetme tutkusu, kendi kendine yakıştırdığı dünya liderliği illüzyonu ve benzeri sözcüklerle ifade edilebilecek kişisel bir olaydır, o şahsın karakteriyle ilgili bir konudur.

Ama asıl önemlisi o bireysel olayı var eden toplumsallıktır.

Üst üste yaşanan son iki seçim kampanyasında görüldü ki, o şahıs hükmettiği devletin tüm olanaklarıyla ve sermayedar desteğiyle siyasi emellerine ulaşabilmek için her şeyi yapabilecek, her yönteme başvurabilecek bir kişiliğe sahiptir. Pek lafını ettiği din dâhil onu bağlayacak, frenleyecek hiçbir ilkesi, kuralı, ahlaki kaygısı yoktur. Siyasal (ve parasal) hedefleri uğruna yapmayacağı yoktur.

Mesela yıllardır Başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi, partili başkanlık sistemi laflarını tekerleyip durur. Başbakanlık ona yetmemiştir, daha üst makam saydığı C. Başkanı da olmak, ama kendisini o makamda yetkili kılmak ister, yani hem C. Başkanı sıfatıyla daha da yükseleceğini sanır, hem de Anayasa değişikliğiyle daha fazla siyasi güç elde etmeye çalışır. Ne var ki, 2011 Genel Seçimleri gerekli 330 iskemleyi ona vermediği için emelini gerçekleştiremez. 2014 Yerel Seçim sonuçları da 2015 için öyle bir olasılığı göstermez. Fakat ne beis! Kendisi kampanya boyunca hiçbir yasal düzenleme olmadan da Başkanlık sistemini uygulayacağını açık açık söyler. Yarın o işe kalkıştığında “Ben böyle yapacağını söyledim, seçmen benim o sözlerime oy verdi, Milli irade öyle tecelli etti” diyecektir.

Tekrar edelim: Bu özellikleri onun bireysel yanıdır. Önemli olan ona bu cüreti, pervasızlığı sağlayan toplumsallıktır.

Üstelik de yarıdan daha az oya sahip olduğu, Anayasayı değiştirecek bir desteği bulunmadığı halde, keyfi yönetimine imkân veren siyasi sistemdir ve o sistemi sahiplenmiş toplumdur, medyadır.

Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan’ın kim olduğu, nereden gelip nereye gittiği sorusunun yanıtı onun şahsıyla ilgili değildir. Toplumun kendisiyle ilgilidir.

Seçmenlerin yarıya yakını bir histeri yaşamaktadır. Tayyip Erdoğan devletin, belediyelerin ve paranın yardımıyla insanları meydanlara toplamakta, kalabalığı görünce coşmakta, esip gürlemekte, ağzına ve aklına gelen her şeyi söylemektedir. Yani safi ego haline gelmektedir.

Örneğin, bugüne değin hiçbir politikacının yapmadığını Tayyip Erdoğan icat etmiştir. Kendisini meydanda izleyen kalabalığa siyasi muarızlarını ve hoşlanmadığı kişileri yuhalatmaktadır.

Onun şahsı etrafında yaşanan toplumsal histerinin bundan daha somut numunesi olamaz.

Bu huy son zamanlarda o kadar azıtmıştır ki, izleyici kitlesi alkışlatmaktan çok yuhalatmak için miting meydanına getirilmiş gibidir.

Yuhalattığı kişiler sadece Gülsüm Elvan ya da Kılıçdaroğlu, Bahçeli, Demirtaş, İhsanoğlu değil. Onun hoşuna gitmeyecek genel bir tespiti yapmış olan gazeteci Amberin Zaman’ı da yuhalatmaktadır.

Sicilli kadın düşmanı olan dinci zihniyet hedef aldığı kadınlara daha bir hırsla sövmektedir. Bülent Arınç kadınların kahkaha atmasını edebe aykırı ilan etmekte, Tayyip Erdoğan bir kadın gazeteciye “edepsiz” demek cüretini kendinde bulabilmektedir. Evinde 1 milyar dolar bulunması edep dâhilindedir, ama İslam dünyasında İslamiyet adına yaşanan rezillikleri dile getirmek edepsizlik olmaktadır.

AKP kitlesinin şizofrenik yapısının önemli bir özelliği olan kadın düşmanlığı Gezi olaylarındaki Kabataş yalanında görmüştük. Bu özellik artarak devam etmektedir. Tayyip Erdoğan genç kızlara “kısmetiniz çıkınca evlenin” diyerek zihniyetini sergilemektedir.

Tayyip Erdoğan’cılığın kitlesel histerisinin körüklenmesinde tabii ki medyanın da rolü büyük. Şefin yazılı ve görsel basında sürü sepet şakşakçı her akşam ve her gün onu methediyor. O nerede konuşsa sayısız kanal hemen canlı yayına geçiyor.

Hastalıklı olan bir başka husus, bu politikacı her gün, ama her gün –günde birkaç kez– TV ekranlarında seçmenlerine seslendiği halde ve hep aynı lafları tekrarladığı halde, onu dinleyenler hep aynı laflardan bıkmıyorlar, “tamam, bunları biliyoruz” demiyorlar. Yeniden ve yeniden aynı retoriği hazla, şevkle, iştiyakla dinliyorlar.

Ben çarşıda, pazarda, berber dükkânında, kıraathanede tek bir AKP seçmeninin “bunlar hep aynı laflar” dediğine tanık olmadım.

Muttasıl tekrarların işe yaradığını gören Tayyip Erdoğan Göbbels’e ne kadar şükran duysa yeridir. Göbbels’in 70 yıl sonraki dünyada bu kadar iş yapması maalesef Tayyip Erdoğan kitlesinin düzeyini göstermektedir. Boyuna tekrarlanan üç-beş retorik onların gıdasıdır.

Fakat asıl sosyolojik olan, asıl toplumsal şizofreni diye yorumlanması gereken husus o kitlenin hırsızlık olayı karşısında hiçbir refleks vermemesidir.

17 Aralık sabahı erkenden telaşla oğluna evdeki yüz milyonlarca doları başka yerlere taşımasını söylediği kendi sesinden yayınlandığı halde, seçmenin yüzde 43-45’i gidip Tayyip Erdoğan’a oy vermiştir. Bu olay çürümenin ve ahlâksızlığı hangi boyutlarda olduğunu ortaya koymuştur.

Diyelim ki, 30 Mart seçimleri belediye başkanlarına verilmiş oylardı. 10 Ağustos’ta ise o seçmen sadece ve sadece Tayyip Erdoğan’ın şahsına oy verecektir. Böylece hırsızlık yolsuzluk bireysel olmaktan çıkacak, toplumsal karakter kazanacaktır, zihniyet daha belirgin şekilde teşhir olacaktır. Kimse –mesela– “Ben Kayseri Belediye Başkan adayıma oy verdim” diyemeyecektir. Doğrudan doğruya evindeki paralar gün boyu kamyonetlerle taşındığı halde akşam 30 milyon doları henüz nakledilememiş olan şahsa oy vermiş olacaktır.

Böylece Cumhur, cumhur dedikleri cumhurun yolsuzluğa ortak olacağı tescillenecektir. Üstelik bu ortaklıkta paralar cumhurda değildir, tersine apartılan paralar cumhurun paralarıdır, ama manevi olarak onun başına gitmiş olacaktır.

Bundan daha da şizofrenik olay azdır. Cumhur kendisinin soyulmasını onaylarken, o oyları veren her bir kişi eline fırsat geçse kendisinin de aynı davranacağını kabul etmektedir.

C. Başkanlığın seçiminde verilecek oyların çürümeye mi verilip verilmeyeceği hususu çok önem taşıyor. Tayyip Erdoğan’ın yasa dışı yollardan Başkanlık uygulaması ve gördüğümüz sayısız hukuksuzluğu çürümenin siyasi boyutu ise, bu toplumun yarısının –bence daha fazlasının– demokrasi diye bir sorunun bulunmaması, hırsızlığa, yolsuzluğa oy vermesi de ahlâksızlığın kitlesel yansıması olacaktır.

Tayyip Erdoğan’ın destek bulmasının –örneğin milli komplekslerimize hitap etmesi, seçmenlerine sahte bir dünya yaratması gibi başka boyutları da var, ama kanımızca asıl önem taşıyan 17 Aralık’ta ortaya çıkanın tasvip bulmasıdır.