Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Tayyip Erdoğan rejiminin Yargıdaki yıkımı

yargı-bwBu ülkede Yargıya güven yoktur. Siyasi bakımdan bağımsız bir yargı kurumu zaten mevcut değildir. Her şeyden önce yargının uyması gereken yasalar tarafsız değildir, çünkü siyaset zaten taraf olmak demektir, “parti” kelimesi siyasidir ve taraf olmak anlamına gelir.

Sınıflar mücadelesinde Yargı kurumu o topluma hâkim olan sınıfın askeri-bürokratik mekanizmasının bir parçasıdır. Ve siyaset sınıf ilişkilerinin ifadesi olduğuna göre, sınıflar söz konusu olduğunda Yargı’nın kendisi bizatihi taraftır.

Sınıflar üstü bir yargı düşünülemeyeceğine göre, sık sık sözü edilen “yargı bağımsızlığı” Yargının burjuva sınıf karakterinden bağımsızlığı değildir, sadece Yürütme erkinden bağımsızlığı demektir.

Fakat günümüz Türkiye’sinde olduğu gibi, dünyanın pek çok ülkesinde Yargı’nın Yürütme’den bağımsızlığı burjuva kapsamda bile çok önemlidir.

Askeri rejimlerin, sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamalarının demokrasi düşmanlığı olmasının başlıca nedeni o rejimlerdeki keyfiliktir, hukuksuzluktur. Bu keyfilik ise somutta Yargının Yürütme emrine alınmasıdır, çünkü Yargı adaletle doğrudan ilgilidir.

İnsan ve yurttaş hakları ilk doğduğunda burjuva karakterli olarak aristokrasiye ve onun otokrasisine karşı yurttaşlık kavramını getiriyor ve bütün yurttaşların kanun önünde eşit sayılması gerektiğini söylüyordu. Bu eşitlik tabii ki emekçilerin egemenler önündeki eşitliği değildi. Hatta emekçiler arasında bile eşitlik yoktu, oy hakkı başta olmak üzere kadın hakları da yoktu.

Aradan geçen iki Yüzyılı aşkın zaman içinde insan hakları kavramı ezilen sınıfların, ezilen cinsin ve ezilen ulusal grupların, etnilerin, azınlıktaki dinsel grupların haklarını savunmayı öne çıkaran bir evrim geçirdi. Bu evrim hak arayan o toplumsal kesimlerin uzun süren mücadeleleriyle gerçekleşti, mücadeleler sürüyor, sürecek.

İnsan hakları mücadelesinin az çok sonuç aldığı ve geri dönülmez (kazanılmış) haklar elde ettiği ülkelerde görece bir demokrasi vardır. Yargının Yasama’dan –dolayısıyla– Yürütmeden az-çok ayrı kalabildiği toplumlar insan haklarının o ölçüde gelişkin olduğu toplumlarıdır.

Bugünkü Türk siyasi rejiminin en belirgin karakteri Yargı’nın Yürütme denetimi altında olmasıdır. Bu rejimin adı Tayyip Erdoğan rejimidir.

Tayyip Erdoğan Yasama ve Yürütme’ye tamamen hakimdir, o kadar hakimdir ki, istediği her yasayı çıkartabilmektedir. Cemaatle çatışmaya düşünceye kadar Yargı’ya da hâkimdi. İstediği her türlü siyasi-adli yasayı emrindeki Meclis çoğunluğuyla çıkarabilmektedir.

Buna rağmen yıllardır Başkanlık sistemi için yanıp tutuşmasının nedeni bir Başkanlık anayasası ile Yüksek Yargı kurumlarını da tam kontrolü altına almaktı.

Kendisi 17-25 Aralık rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık kovuşturmalarını bastırmak için harekete geçtiğinde önce her türlü yasayı bir yana koyarak Yargı’nın üzerine yürüdü. Hâkim ve savcılara müdahale etmek için mevzuatı Anayasaya aykırı olarak değiştirdi, C. Başkanı Gül “Nasıl olsa Anayasa Mahkemesi iptal eder” diye Anayasaya aykırı yanlarının da bulunduğunu bile bile yasayı onayladı, AYM yasayı iptal etti, ama yürürlüğe girdiği anda uygulamaya konulan yasaya göre HSYK’da değişiklikler yapıldı.

Tayyip Erdoğan “Ben Ergenekon davasının savcısıyım” diyerek Yürütmenin başı olarak Yargıya müdahale etmişti. Bugün “Paralel Yapı” adını verdiği kimseleri kastederek “inlerine gireceğiz” laflarıyla cemaate karşı sorgulama ve kovuşturmaları yönlendirmektedir.

Gözaltına alınan polis müdürleri Ergenekon davasında Tayyip Erdoğan’la görüştüklerini ve ondan talimat aldığını ifade etmişlerdir. Önceleri Tayyip Erdoğan’ın yönlendirmesiyle müşterek suç işliyorlardı, şimdi Tayyip Erdoğan başka hâkim ve savcılarla birlikte onlara karşı aynı suçu işliyor. Yani her durumda Yargı’ya emir mevkiinde Yürütme’nin başı var.

Örneğin Yargı’ya son operasyonları yaptırmadan önce Meclis’ten bir yasa çıkararak tutuklama yetkilerine sahip Sulh Ceza Hakimlikleri ihdas etti ve oraya tamamen kendi emrindeki Hakimleri Adalet Bakanı Bozdağ’ın başında olduğu HSYK dairesi aracılığıyla atadı. Bu hakimlere hukukçular alaycı bir ifadeyle “süper hâkim” adını taktılar.

Yani Tayyip Erdoğan önceki siyasi davalarda işlediği Yargı’ya emir verme suçunu, dün işbirliği yapmış olduğu adli ve idari kadrolara karşı da işlemektedir.

O sırada Tayyip Erdoğan siyasi muarızlarına karşı Yargı’yı kullanmaktaydı, bugün de onlara karşı gene Yargı’yı kullanmaktadır, tam kontrol edemediği Yargı kurumlarına ise saldırmaktadır.

İşte rejime Tayyip Erdoğan’ın adını vermemizin nedeni bu. Yargıya yapılan müdahaleler her şeyin ötesinde Tayyip Erdoğan’ın şahsi otokrasisini korumak ve daha da güçlendirmek içinidir.      

Bugün HSYK ve AYM onun tam kontrolünde değildir.

Başlamış olan operasyonlar Cemaat denilen unsurların Emniyet’te ve Adalet’te işledikleri suçları kovuşturmak için değildir, sadece 17, 25 Aralık operasyonlarını yapmış olanların Tayyip Erdoğan tarafından cezalandırılması içindir. Ortada bir hukuksuzluk olmuştu, ama onların hukuksuzlukları 17, 25 Aralık’ta değildi, binlerce insanın tutuklandığı KCK operasyonlarındaydı, darbe girişimcilerinin yargılandığı davalardaydı, ilh.

Esasen Ergenekon adı verilen davada ne faili meçhuller söz konusu edilmiştir, ne de karargâh durumundaki Özel Harp Dairesi.

Tayyip Erdoğan kendisinin, oğlunun ve bakanlarının yolsuzluklarını, hırsızlıklarını ortaya çıkarmış olan Emniyet mensuplarından ibret-i âlem için intikam almaktadır. Başka polisler bir daha aynı kovuşturmalara kalkışmasınlar diye Emniyet’e ders vermektedir. Artık Emniyet, bırakınız Başbakanı ve bakanları, bir AKP’li belediye başkanını bile kovuşturmaya cesaret edemeyecektir.

Nitekim kendisinin de suçlu olduğu Hrant Dink cinayetinin örtbas edilmesinde Cemaate mensup bazı üst düzey Emniyetçiler de bulunduğu halde, ne Özel Harpçileri suçlamaktadır, ne de başka karanlık odakları işaret etmektedir. Tayyip Erdoğan 29 Temmuz 2014’deki Diyarbakır mitingi sonrasında uçakta “Hrant Dink davası bence kişiselleştirilmiş davadır. Dink’in yazılarını, onun düşünce dünyasını kabullenmeyen üç milliyetçi gencin işidir” dedi. [İlker Başbuğ Cemaat tartışmalarıyla ilgili olarak “Hrant Dink davası çözülürse bu yapı deşifre edilir” diyor, Tayyip Erdoğan bu sözler üzerine suikasti birkaç kişiye bağlıyor.]

Bugün Tayyip Erdoğan ve emrindeki Yargı polisleri casuslukla itham etmektedir ki, ortada ne kanıt vardır, ne tanık. Hiç inandırıcı olmayan bu iddiayla kurulan bir dava çöker, ama rejim korkuttuğunu korkutmuş olur.

Tayyip Erdoğan ülkenin adli sistemini tam bir keşmekeşe ve güvensizliğe sokmuştur. Egemen olan hukuksuzluktur. Yürütmedir. İşbaşındaki siyasi iktidar Yargı hakkında her istediği yasayı çıkarabilmektedir, her türlü hukuksuzluğu yapabilmektedir. Onu bağlayan hiçbir evrensel kural yoktur.

Tayyip Erdoğan rejiminin tahribatı o devrilip gittikten yıllarca sonra bile giderilemeyecek kadar büyük olmuştu.