Her şeyde federalizm

Kürtler “demokratik özerklik” inşa ediyorlar. Desteklenmelidir. Çünkü “kaderini tayin hakkı”dır. Bölgesel koşullar Kürtlere bu şansı veriyor. Suriye ve Irak’taki en son gelişmeler “Türkiye Kürdistanı” denilen yerde “demokratik-özerk” bir Kürt programının hayata geçirilmesini destekliyor. Artık konuyla ilgili yazmalarda ve konuşmalarda “Türk tarafı”–“Kürt tarafı” sözcüklerini rahatlıkla kullanmalıyız.

Kürtler kendileri için “demokratik özerklik” inşa ederken Türkiye’nin geriye kalanı hiçbir şey olmamış gibi yerinde oturamaz. Özerk Türkiye Kürdistanı inşa edilirken Türkiye’nin diğer bölümünde de bir şeylerin inşa edilmesi gerekir.

Türk devleti kendi bünyesinde bazı değişiklikler yapmak istiyor. Ülkeyi yöneten parti bu konuda bazı adımlar atıyor, atacağını ima ediyor. Bunun için ilk yasal zemini, meclisten çıkardığı yasayla oluşturdu. “Eve Dönüş”ü de inşa edecek. Kürtlerin asgari programına AKP evet dediği gibi, CHP de evet diyor. Tayyip C.Başkanı olunca; besbelli Türkiye Kürdistanı’nın inşa süreci hızlanacak. Bağımsızlığa ilerleyen Barzani Bölgesi’den nemalanacak olan her Türk unsur süreci destekliyor. Örneğin Rahmi Koç, “acele edersek macera olur!” diyerek hükümete Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ne dönük politikasında “acele etmesi”ni de söylemiş oldu.

Bunları desteklemek veya reddetmek, yeterli bulup bulmamak, kandırmaca olup olmadıklarını tartışmak Türk solunun işi değildir. Türk solu kendi işine bakmalıdır. Neyi nasıl inşa edeceğini düşünmeye şimdiden başlamalıdır.

Solun Türk tarafında İnşaata sendikalardan başlamak gerekir. PKK ve diğer Kürtlerin büyük çoğunluğu “bölünerek birlik” olmayı tercih etmiş, Türk yönetici sınıf ve siyasetleri de bu çözümü benimsemişse, Türkiye’deki tüm sendikaların da önce “Türk” –“Kürt” diye bölünmesi, sonra da “birlik” olması gerekir. Sendikalar önce “Türk sendikaları” ve “Kürt sendikaları” olarak bölünmelidir. Ardından “Türk sendikaları federasyonu” ve “Kürt sendikaları federasyonu” kurulmalıdır. Daha sonra; bilinçli bir sınıf enternasyonalizmi temelinde “Türk ve Kürt Sendikaları Konfederasyonu” kurulmalıdır.

Buna “bölünmeyi görmeden paçaları sıvamak” diye itiraz edilebilir. Bu itiraz, statükoculuktur. Türk solu statükocu değil devrimci olmalıdır. Devrimci olmanın kriteri “değiştirmek”tir.

Sendikal hareketin Türk-Kürt olarak bölünmesini savunmak Türkiye işçi sınıfının bölünmesini istemek anlamına gelmez. Tam aksine; emekçi sınıf hareketine dinamizm kazandıracak bir dönüşümü istemek anlamına gelir.

Sendikaların misyonu sınıfsaldır, sınıfın ekonomik ve siyasi çıkarları için mücadeledir. Türkiye’de sendikalar bu misyonları anlamında felç durumundadır. Bu durumdayken Kürt özgürleşmesine bir katkıları da yoktur. Kürt özgürlük hareketinin sendikal hareket içindeki güçlü ve diri varlığı da, sanki böyle bir misyonları olabilirmiş gibi, sendikalar üzerinde sınıfsal görevlerini ihmal ettiren bir basınç doğurmuştur. Sonuçta, Türkiye’nin sendikalarından Kürt özgürlük hareketi lehine iki dakikalık bir grev bile çıkmamıştır. Sendikaların gündemini “Kürt Meselesi” işgal ederse, olacak olan budur. Burada olumsuzluk, Kürt özgürlük siyasetinin sendikalardaki güçlü varlığında ve diriliğinde değildir, olumsuz ilişkinin biçiminden kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de sol siyasetin de “bölünerek birlik olma” sürecine uygun inşa edilmesi gerekir. Kürt ve Türk solunun bugünkü ilişki biçiminin yarattığı iki önemli sonuca bakalım: Hareketi emekçiler ve Kürt yoksulları taşısa da, Kürt özgürlük siyaseti demokratiktir ve burjuva karakterlidir. Kürt özgürlük hareketinin bu karakteri, onunla ilişkisini yanlış yerden kuran Türk sosyalist solunun önemli bir bölümünü “demokratlaştırmıştır”. Bunların içinde, bir zamanlar “demokratik sosyalizm” dedi diye M. Ali Aybar’a etmediğini bırakmayanlar vardır ve hatta başı çekmektedirler. Bugün “sosyalist demokrasi”den başka bir şey demez duruma gelmişlerdir.

Buna karşılık; demokratlaşmayan Türk sol ve sosyalist kesimleri ise, –şovenleşmemiş olsalar bile– Kürt özgürlük hareketine soğuk bakmakta, en haklı taleplerine bile destek vermekten kaçınmaktadırlar.

Türk solunun, giderek profil göstermeye başlayan genç kesimine bakalım: Kürt hareketine destek bağlamında sol gençliğin ufku öylesine daralmış ki; tüm burjuva demokrasilerinin elli yüz yıl önce çözdüğü bir sorunun Türkiye’de çözülmesini adeta bir “devrim!” gibi algılamaktadır. Bunun belki bir zararı yok ama “hepsi bu kadar!” olması bile büyük zarardır. “Sol”culuk bu mudur? Kürtlerin özgürleşmesini istemek ve desteklemek için solcu olmaya hiç gerek yoktur, burjuva demokratlık, burjuva liberallik yeterlidir.

Burada olmayan, Kürtlerin özgürleşmesini kendi özgürleşmesinin dışavurumu olarak kavramayan sol gençlik ise “sen Apo’nun askeri isen ben de M. Kemal’in askeriyim” diyor. Bu solculuk mudur?

Türk sosyalist solu artık radikal düşünmelidir. Bir kesimi, Kürt milliyetçiliğini Türk milliyetçiliği ile aynı terazide tartmaktan kaçınmalıdır. Diğer kesimi de, Kürt özgürlük hareketini desteklemekle “varlığım Kürt varlığına armağan olsun!” durumunu birbirinden ayırmalıdır.

Etnik temelli özgürlük taleplerini koruyarak sosyalist mücadelede yer alan siyasi hareketlerle aynı siyasi parti –veya hareket– içinde birlikte örgütlenmek bakımından Türkiye sosyalist solu deneyimsiz değildir. Başarılı olunmasa da, bu “ortak örgütlenme” biçimleri geçmişte tecrübe edilmiştir. Yeni biçimler üretmek gerekir.

BDP’nin Türkiyelileşmesi!... Bunun için HDP olması... Bunun ne yeniliği var, ne gerekliliği var, ne de rasyonel bir mantığı. Ama eğer başlatılmışsa, terkedilmesi de “şimdilik” anlamsızdır. Fakat düzeltilmesi gerekir. Çünkü bu HDP, ancak ve sadece Diyarbakır’da siyaset yapabilir, İstanbul’da yapamaz. Her iki başkentde birlikte siyaset yapmak için zihinsel ve yapısal restorasyon şarttır.