İvedikgillerden “sanat sinemasına

  • Yazdır

Türkiye Sineması 2014'e Recep İvedikgillerin 4.üncüsünün rekoruyla girdi. 'Eyyvah Eyvah' da aşağı kalır mı? O da ardından 3.süyle koşturdu. Aşağıdaki tablodan 2014'ün seyirci ve hâsılat toplamında ilk 10 filme baktığımızda 7 "tane"sinin komiklik yapmaya çalışılırken nasıl komik olunamayacağı hususunda derslerle dolu olduğunu görüyoruz. Bu filmleri çekenler ve finanse edenler kaşınan avuçlarıyla karşılıklı 'çak' yaptıklarında çıkan sesler, niteliğin değil niceliğin kuru gürültüsü oluyor. Diğer 3 filimden 3. ve 8. sıradaki, Avrupa sinemalarından apartma (hadi esinlenme diyelim), benzerleri her köşebaşında mevcut, eski Yeşilçam filmi meftunlarını avlamaya yönelik, Yeşilçam'ın ayakları yere basmayan karton karakterleri yerine renkli elişi kağıdı tadında "birey"leriyle yine niceliği hedefleyen 'çak'çıların filmlerinden. 10. sıradaki film 'korku' filmi. 'Niye polisiye filmimiz yok?', 'Niye korku filmimiz yok?' diye diye bizde de polisiye ve korku filmi yapılmaya başlandı. Hollywood korku filmlerine özenen, kültürel normlarımızla uyuşmayan, bize yabancı hatta komik gelen birçok atraksiyonun sözde yerlileştirildiği bu filmlerden muradın ne olduğunu anlamış değilim.. İşin komiği bırakın seyircilerin filmden korkmasını ya da gerilmesini kahkahalar atıldığına bile şahit oldum. Sonuçta aslı dururken taklidine ancak gülünebilinir. Zaten Amerikalı da kendi korku filmlerinin parodisini "Scary Movie" serisiyle yapmışken bizimkilere ne yazık ki parodi bile diyemiyoruz.

En önemli özellikleri "hazır cevap"lık olan popüler kültür piyasasının magazinel destekli komik şöhretleri, Talk show’larla, TV skeçleriyle, Sitcom'larla ünlenerek çekilen filmler için gişe garantisi oluyorlar. En çok hâsılat toplama yarışı bu şöhretler arasında yaşanıyor: Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Ata Demirer, Tolga Çevik, Yılmaz Erdoğan vs. Filmleri de bi dolu övgüye mazhar oluyor: ...bu dönemde insanların gülmeye ve eğlenmeye çok ihtiyacı var... HALKIMIZ gülmeyi seviyor... Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar ve yeni gelen diğer arkadaşlar kaliteyi belli bir yere getirdi... Gülmeyi de ağlamayı da seven bir toplumun hele şu dönemde sanırım en çok komediye ihtiyacı var... Halk kendine yatkın bir şey bulduğu için sevdi... İnsanlar, halkın içinden gelen bu karakterlerin amaçlarına ulaştığını, bir şeyler başardığını gördükçe rahatlıyor, üstlerindeki sıkıntıyı atıyorlar... Komedi filmleri toplumdaki bu gerilimi mizaha çevirerek seyredenleri rahatlatıyor... bir bilet parasına sinemaya gidip doya doya gülmek ve rahatlamak... İNSANLAR son dönem huzursuz ki sinemaya gitmeye başladılar...

2014'te vizyona giren filmlere gösterilen "ilgi"nin derecelendirilmesini (ilk 10) bir önceki sayfada yer alan (1) numaralı tablodan görebiliyoruz.

ilk10film

Listenin son 10 sırasına baktığımızda hem filmler dram, hem oluşan durum "dram"! Bu 10 film ve benzerleri 'orta sınıf'ın kenarlarında gezinen dibe vurmuş, yalnız, itilmiş, 'öteki'leşmiş ya da yozlaşma ve çürümenin içindeki bireyleri anlatma iddiasındadır. Anlatılan bizim hikâyelerimize uzak kalınca hayata dokunamayan, yaşanan gerçekliğin dışında kalan, seyirciyle iletişimde ve derdini anlatmakta sorunlu, felsefeyle, sosyolojiyle, psikolojiyle örülemeyen eksik filmler ortaya çıkıyor. Sonuçta seyirci kendine uzak bulduğu bu anlatılara ilgisiz kalıyor. Yurtdışı ve yurtiçi festivallerde ödüllerle taçlanan, gişede ilgi görmeyen filmler yapılmaya devam ediliyor. Bunların oluşturduğu film stoku da Yeni Türkiye Sineması'nı oluşturuyor! Toplumsal olanı değil de toplumdan soyutlanmı ş olanın başat karakterler olduğu, "aramızda böyleleri de mi var?" dedirten, seyircinin bunlara bakıp kendini sorgulayamayınca uzak durduğu filmler. Uzun planların içinde; boşluğa bakan, boş bakan, konuşmayan, konuşamayan, durağan, donuk, nereye ait olduğu belli olmayan tiplerle kurulan filmler.

2014'te vizyona giren filmlere gösterilen "ilgi"nin derecelendirilmesini (son 10) 2 numaralı tablodan görebiliyoruz.

son10film

Kendi zihnimizde kurguladığımız gerçekliği insanlarımızın sorunları, dertleri, acıları, sevinçleri ile ortaklaştıramadığımız zaman kişisel meselelerin sınırlarına hapsoluruz. Ki daha fazla film çekilmeye başlanan 2000 sonrasında hikayelerin, karakterlerin ve toplumsal olanın gerçekliğe mesafeli, algıda sorunlu ve sorgulayıcı olamadığını görüyoruz. Festivallere kabul edilip ödüller verilen, sponsorluklarla beslenen, Kültür Bakanlığınca desteklenen bu filmler; eleştirilerde (daha doğrusu değerlendirmelerde) bu noktalardan hesaba çekilmemektedirler. Aksine eleştirmenler, toplumsal gerçekliği aktarmada eksik ve sorunlu filmlere olmadık misyonlar biçerek politik olandan kaçınan bir iklimin oluşmasına katkıda bulunulur.

12 yıllık AKP iktidarının yarattığı toplumsal değişim ve insan manzaralarının sinemamızda öncelikli meseleler olarak ele alındığını, buradan hareketle baskıcı iktidara karşı bir mücadele alanı açıldığını göremedik. Rant için yaşam alanlarına saldırılar, muhafazakâr dayatmalar, yaşam biçimlerine müdahaleler insanları gezi direnişi ile özgürlükleri için sokaklarda, meydanlarda, parklarda bir araya getirdi. İktidarın böğrüne korkuyu yerleştiren yurdun dört bir yanındaki bu eylemlerin öncesiyle ve sonrasıyla ilgili insan hikâyelerini, yoksullaşmayı, sosyal çöküntüyü sinemamızda göremedik. Varsa yoksa taşra sıkıntıları, küçük burjuva ilişkileri, bunalımları, rahatlıktan mutsuzluk çıkaran aile hikâyeleri... Sözün özü: sinema ve genelde sanat toplumsal gerçeğin üzerini örtmek ve gizlemek için değil bütün çelişkileriyle göstermek için vardır. Tabii devrimci olanından bahsediyoruz.

Türkiye'li Kürt sinemacılara ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Eksenini Kürt gerçeğinin belirlediği, yılların biriktirdiği sosyal, ekonomik, etnik ve sınıfsal meseleleri gündemlerine alan filmlerle farklı bir dil oluşturmaya çalışıyorlar. Kürt coğrafyasında dersler çıkarılacak yaşanmış ve yaşanmakta olan olaylar ve öykülerin hiç unutulmaması ve unutturulmaması için mutlaka sinemaya aktarılması gerekli. Bu işi yapacak olanlar da o gerçekliğin içinden gelen Kürt yazar, senarist ve yönetmenler olacaktır. Bugüne kadar çekilen filmler dil, hikâye,anlatım ve meselesi olma yönünden umut vaat eden bir noktada bulunuyor. Yine de salt Kürt gerçeğine takılıp kalmadan, o gerçeğin insan malzemesinin yaşanmışlıklarını sınıf eksenli bakışla perdeye yansıtma sorumluluğu da önlerinde duruyor..

BAŞTAN BERİ ELEŞTİRİ BABINDA YAZILANLARIN MUHATABLARI BELLİDİR. ÇOK FAZLA OLMAYAN DİĞERLERİ İÇİN SÖZÜMÜZ MECLİSTEN DIŞARI.

Sanatçıların kendilerini bir tespit mercii kabul edip gerçeği ve dünyayı yeniden temsille yetinmeleri yapılan işin eksikliği olmaktadır. Görünenin, gösterilenin ve nesnelliğin örtüsünü kaldırıp olan biten gerçeği açık etme, sosyalist bir perspektif ile öncü ve devrimci bir sanat pratiğine varabilme, sınıfsal bakabilme yetisini geliştirmeyle ilgilidir.