Edebiyatımızın büyük ustası Orhan Kemal

OrhanKemal-1cropYokluk ve Yoksullukla Geçen Bir Hayat

Orhan Kemal'in asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü'dür. 15 Eylül 1914 tarihinde Adana'nın Ceyhan ilçesinde doğar. Babası Abdulkadir Kemali, o sırada Çanakkale savaşında topçu teğmenidir. Abdulkadir Kemali 1908 yılında İstanbul Darulfünun'da hukuk okurken İttihat ve Terakki Fırkası'na katılır. Özellikle Talat Paşa'ya hayrandır. Bu hayranlığı o kadar güçlüdür ki 1923 yılında doğan kızına Talat (Temizsoy) adını vermiştir. Kısa süren savcılık ve kaymakamlık görevlerinden sonra İttihat ve Terakki'nin “katib-i mesulü” (sorumlu yazman) olur. Ardından gönüllü olarak Çanakkale savaşına katılır ve topçu teğmeni olur.

Savaş koşullarında dünyaya gelen Orhan Kemal, annesi ve kardeşleriyle birlikte seferberlik koşullarında birçok yere göç etmek zorunda kalırlar. Delibaş isyanı sırasında aile, yaşadığı Konya'daki ahşap evde çatışmanın ortasında kalmış, korku dolu günler yaşamışlardır.

Babası Abdulkadir Kemali, 1920-1923 yılları arasında 1. Mecliste Kastamonu milletvekili olarak görev yapar. 3 Mayıs 1920'de atanan Vekiller Heyeti'nde Adliye Bakanı olarak görevlendirilir. 1923'te tayinle milletvekili olmak istemez ve Ceyhan'a döner. Toksöz adlı bir gazete çıkarmaya ve hükumetin bazı eylemlerini eleştirmeye başlar. Takrir-i Sükun kanunu ile gazetesi kapatılır ve 11 ay hapis yatar. Adana'da avukatlığa başlar. 1930 yılında Ahali Cumhuriyet Fırkası adında bir parti kurar. İktidar tarafından yapılan telkinler doğrultusunda, Fethi Okyar kurmuş olduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kapatmak zorunda kalır fakat Abdulkadir Kemali kendi partisini kapatmaz, muhalefet etmeye devam eder. Sonunda baskı ve tehditlere dayanamaz ve Suriye'ye kaçmak zorunda kalır. Beyrut'a geçer ve aileyi yanına çağırır. Çeşitli işler dener fakat ailenin geçimini sağlamakta zorlanır. Orhan Kemal, çok genç yaşta olmasına rağmen lokantada garsonluk, bir matbaada işçilik yaparak ailenin geçimine katkıda bulunur. Dilini bile konuşamadığı bu ülkede kalmak istemeyen Orhan Kemal, önce Adana'ya oradan da İstanbul'a gider. Amacı yarım kalan öğrenimini (Orta Okul üçüncü sınıftan terk) tamamlamaktır.

İstanbul hayatı uzun sürmez ve dede toprağı Adana'ya döner. Futbol oynamayı çok sever. İşsizdir. O sıralar kahvede tanıştığı işçi İsmail Usta'dan dinledikleri ilgisini çeker ve kitap okumaya başlar. Yirmi yaşındadır. Milli Mensucat Fabrikasında bir kâtiplik işine girer. Burada tanıdığı Nuriye ile 1937 yılında evlenir. Kızı Yıldız doğmadan yirmi gün önce askere alınır. Teskere almasına kırk gün kala Nazım Hikmet ve Maksim Gorki'nin kitaplarını okuduğu ihbarıyla tutuklanır ve beş yıla hüküm giyer.

Orhan Kemal, hapishane yıllarında hece ölçüsüyle romantik şiirler yazmaya başlar. Bu şiirlerinden bazıları Yedigün dergisinde Reşat Kemal adıyla yayımlanır. Daha sonra Yeni Mecmua'da da başka şiirleri yayımlanır.

OrhanKemal-2cropAtatürk'ün ölümünden sonra yurda dönen Abdulkadir Kemali, Bergama Hakimliğine atanır. Oğlunu da Bursa Cezaevine naklettirir. Nazım Hikmet Aralık 1940 tarihinde Çankırı Cezaevinden Bursa cezaevine gönderilir. Böylece üç bucuk yıl sürecek bir dostluk başlamıştır. Orhan Kemal yazdığı şiirleri Nazım Hikmet'e okur fakat hiçbirini beğendiremez. Nazım Hikmet, Orhan Kemal'e bir yandan Fransızca, diğer yandan genel kültür dersleri vermeye başlar. Bu süreçte Orhan Kemal günde yedi sekiz saat çalışmakta, verilen ödevlerini ciddiyetle hazırlamaktadır. Bir yandan da Nazım Hikmet'ten gizlice Raşit Kemali ve Orhan Raşit imzasıyla şiir yazmaya ve dergilerde yayımlatmaya devam etmektedir. Bir gün bir bakkal defterine karalamış olduğu On Sekiz Yaşım adlı küçük romanı gören Nazım Hikmet, ondan yazdıklarını okumasını ister. Dinledikten sonra yazdıklarını çok beğendiğini söyler, bundan sonra şiir yerine öykü ve roman yazmasını salık verir. O günden sonra şiir yazmayı tamamen bırakmasa da Orhan Kemal, art arda öyküler, romanlar, oyunlar kaleme almaya başlar.

Hapishaneden çıkan Orhan Kemal, Adana'ya döner. İş arar ama kimse ona iş vermek istemez. Toprak taşıma işinde birkaç ay amelelik yapar. 1944 yılında Devlet Demiryollarında muvakkat hamallık işi bulur. Oğlu Nazım doğar. Bir arkadaşının daveti üzerine her şeyini satıp Malatya'ya taşınır. Askerlik teskeresi olmadığı için bulduğu bir fabrika işinden çıkarılır. Tekrar Adana'ya döner. Aile perişan durumdadır. 1945 yılında tekrar askere çağrılır. Teskere alması gerekirken Çorum'a sürgüne gönderilir. Babasının yardımıyla 1946'da serbest bırakılır. Bu arada çeşitli dergilerde art arda öyküleri yayımlanmaktadır. 1945 yılında Varlık dergisi okurları tarafından “en beğenilen hikâyeci” seçilir. Bir yandan da Orhan Raşit adıyla şiirleri yayımlanmaktadır.

Askerden döndükten sonra arkadaşlarıyla sebze nakliyeciliği yapmaya başlar. Fakat bu iş uzun sürmez. Verem Savaş Derneğinde memur olarak çalışmaya başlar. Bu iş de kısa sürede biter.

1949'da Varlık Yayınevi, Orhan Kemal'in iki eserini birden yayımlar. Ekmek Kavgası (Öykü), Baba Evi (Roman). 1950'de iki romanını daha yayımlar. 30 ve 31. sayılarını “Orhan Kemal Özel Sayısı” olarak çıkarır. Yayımlanan öyküleri Abidin Dino'nun resimleriyle süslenmiştir. Bu olumlu gelişmeler üzerine Orhan Kemal, İstanbul'un yolunu tutar. Ailece, bir arkadaşının evinde üç ay kadar kalırlar. Sonra çok ilkel koşullarda bir ev kiralayarak hayatlarını sürdürürler. Orhan Kemal bıkıp usanmadan yazar, yazdıklarını yayımlatabilmek için sabahtan akşama kadar Babıali'de yayınevleri arasında mekik dokur. Çok sayıda eseri farklı yayınevleri tarafından art arda yayımlanmasına, bu arada Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazanmasına rağmen ailenin hiçbir zaman rahat bir yaşam sürdürecek parası olmaz. 18 Ekim 1956 tarihinde arkadaşı Fikret Otyam'a yazdığı mektupta şunları belirtmektedir:

“ ... Adana'dan İstanbul'a kapağı attığımız yıllar müstesna, şu içinde bulunduğumuz aylar, hatta günler kadar suyu çekilmiş değirmene döndüğümü hatırlamıyorum. Sana birkaç misâl: Mangırdan yana nanay olduğumuz için kömür sıramızı kasten kaçırdık. Odun da aynı şekilde oduncuda bekliyor. Ev kirası, vakt-i muayyeninden en az on, on beş gün sonra ödeniyor. Yıldız'a manto borcum öylecene duruyor. Bana gelince geçen senenin kadrosuyla idare ediyorum. Yeniden bir pardesü bile alamadım. Karı ve çocuklar buna keza...”

OrhanKemal-3cropBu koşullarda durmaksızın yazmakta, eserleri yayımlanmaya devam etmektedir. Bu arada Arka Sokak 1956'da yayımlanır ve kovuşturmaya uğrar. Yazarın suçu, kitabında sadece dar gelirlilerden, yoksullardan ve sıradan insanlardan söz etmesidir. Oysaki bu ülkede varlıklı insanlar da vardır. Yazar onlardan hiç söz etmemektedir. Orhan Kemal mahkemedeki savunması nda ben en çok yoksulları ve dar gelirlileri tanıyorum. Varlıklıları yakından tanımıyorum, onun için en iyi tanıdıklarımı yazıyorum, diyerek beraat etmiştir.

1959-1963 yılları arasında çok sayıda öykü, roman ve oyunu yayımlanır fakat yazarın geçim sıkıntısı devam etmektedir. 7 Ağustos 1963 tarihli bir mektubunda şunları yazmaktadır:

“ ... iki buzdolabı alıp yarı fiyatlarına satarak dört aylık ev kirası borcumla, uçan kuşlara olan borçlarımı temizledim. Yani yüzde yüz faizle borçlanıp, bütün borçlarımı koordine ettim gibi bir şey... ne sinema, ne de gazetelerde roman üzerine iş. Durum bombok. Türkiye'den hicreti bile düşünüyorum.”

Sovyetler Birliği'nde yayımlanan eserlerinden elde ettiği bir miktar para ile bir süre idare eder. Bu sıralarda sağlığı bozulur. Ateşli bir hastalığa yakalanır. Hasta hâliyle yazmaya devam eder.

7 Mart 1966 tarihinde bir ihbar üzerine tutuklanır. 35 gün hapis yatar, beraat eder. Yurt dışına çıkmak için devlet tarafından kendisine uzun süre pasaport verilmez. Hastalığı ilerlemektedir. Dostu Fikret Otyam'ın çabalarıyla 23 Temmuz 1969 tarihinde pasaport çıkarır. Ağustos ayında aldığı davet üzerine Moskova'ya gider. Hastaneye yatar. Tedavisini tamamlamadan yurda geri döner. Zira çocuklarının okula başlaması için paraları yoktur. 1970 Nisanında yeni bir kriz geçirir. Bulgaristan'a gider. Tedavi olmak için yattığı hastanede 2 Haziran 1970 tarihinde hayata veda eder.

Neyi, Nasıl Yazdı?

Orhan Kemal yaşadığı dönemin tanıklıklarını, açık, anlaşılır bir dille ve ustalıkla dile getirmiştir. Her yönüyle büyük sorunların yaşandığı bir tarihsel dönemin tanığı olan yazar, yaşadığı ve gözlemlediği olayları gerçekçi bir anlayışla ve iyimser bir yaklaşımla eserlerine yansı tmıştır. Eserlerinde öz ile biçimi ustalıkla birleştirmiş, toplumsal olayları en etkin anlatım teknikleriyle gözler önüne sermiştir. İyi-kötü, güzel-çirkin gibi zıt kavramları eserlerinde diyalektik ilişkilerini de fark ettirerek ele almayı başarmıştır. Seçtiği çok farklı tiplerin belirgin özelliklerini gerçekçi bir yaklaşımla sergilerken, her birinin sevimli ve olumlu yanlarını öne çıkarma çabası içerisinde olması dikkat çekicidir. Okuyucu, Orhan Kemal'in eserlerinin sonunda hiçbir zaman şaşkınlık yaşamaz. Yaşamda karşılığı olmayan sürprizlere onun hiçbir eserinde rastlamazsınız.

Rauf Mutluay, ölümünden kısa bir süre sonra (Temmuz 1970) Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan makalesinin son paragrafında Orhan Kemal için şunları yazmış:

“ ... Erişilmez bir konuşturma ustalığı, en az tasvirle tipleri canlandırma yeteneği; toplumun her katından kişiler alan gözlem genişliği; insanın ana sorunlarını olumlu bir gerçekçilikle yaşatma gücü; doğal, vurucu, etkili konular seçimi; canlı, yatkın, usta bir konuşma dili; toplumcu bir sanatçılık sorumluluğuyla tutarlı bir dünya görüşü; insanlara sevgiyle, ilgiyle, saygıyla yaklaşma tutumu; kısaca kendisinin değil halkının, yurdunun yazarı olma bilinci.”

Orhan Kemal, çeşitli söyleşilerinde neyi, nasıl yazdığını şöyle anlatmış:

“Bereketli Topraklar Üzerinde'nin ilk yazılışında Adana'daydım. Kafamda bu. Öz ve biçimini tesbit etmişim de romanı yaşıyorum. Köse Hasan'ın ölüm sahnesine takılmıştım. O sırada tam Seyhan kıyıyısındayım. Kendi kendime, mırıldanarak, Hasan'ın hemşehrisine vasiyetini en iyi biçimde vermek için nasıl dedirtmeliyim diye, bir, beş, on, tekrarlar yapıyorum. Birden istediğim klişe düştü kafama: ‘Kardaşlar, beraber tuz ekmek yidik. Ola ki benim size hakkım geçmiştir. Benim iştâhım kesik...’ falan der ya. Oralara gelince bir an Köse Hasan oldum sanki. Elimde kızım için satın aldığım saç tokası. Hemşehrilerime bunu kızıma götürmelerini vasiyet ediyorum. Öyle dokundu ki, başladım ağlamaya. Çevremde insanlar. Görmelerinden de çekiniyorum. Açtım adımlarımı ama hemen kaleme kâğıda sarılıp o pasajı notladım.

Çoğunluk geceleri, sabaha karşı saat dörtte kalkar, kahvemi kendi elimle pişirir, makinemin başına geçerim. Üç, dört, beş, bazan hızımı alamam altı saat durmamacasına çalıştığım olur. Hele aşıksam! O zaman iş değişir. Parmaklarım yazı makinemin tuşlarında rüzgârlaşır.” (Ahmet Köklügiller- Varlık, 15.3.1968)

“Ben, köydeki köylüyü yazmadım. Çok iyi bildiğim köylüyü yazdım. Kemal Tahir gibi yaşamadan yazmadım. Kemal Tahir'in romanları, köyde yaşamadığı için, köyü görmediği için nazari yazılmış romanlardır. Kemal Tahir köyü bilmez. Hele köylüyü hiç bilmez. Sevmez onları. Çankırı, Malatya, Çorum hapishanesinde tanımıştır köylüyü.(...) Ben çok iyi bildiğimi yazmak isterim. Yazmak için, görmeliyim, yaşamalıyım. (...) Ben tanıdığım insanları yazdım. Tanıdığım, konuştuğum, birlikte sigara içtiğim, sırtımı sıvazlayan insanları yazdım. Ben bu insanları inceledim, araştırdım. Ağa oğlu olarak, namuslu bir vatandaş olarak inceledim.”(Nurer Uğurlu- Orhan Kemal'in İkbal Kahvesi)

“Gerçekçi bir yazar en iyi bildiği şeyi yazmalıdır. İşçi ve köylüler çocukluğumdan beri içime öylesine işlemişler ki. Bununla beraber hikâyelerim arasında hâlli vakitli kişiler, hâlli vakitli kişilerin hikayeleri yok değil. (...) Hâlli vakitlilerden bildiğim kadar söz ediyorum. Keşke daha geniş tanısam onları da, kitaplar doldursam.” (Dost dergisi-Haziran 1958)

“ ... Fazla diyaloğa önem verişim, tesadüfi değildir. Anlatmak istediğimi en iyi böyle anlattığımı sanıyorum. Uzun uzun ruh tahlilleri yapmaya kalkışmaktansa, muhaverenin diyalektiği ile bu işi başarmanın çok daha tabii olacağı kanaatindeyim. (...) Ben bol diyaloglarımla kabuktan derinlere inmek, yani ruh tahlilleri yapmak istiyorum. Üç beş konuşma, çoğu sefer sayfalar dolusu izahın yerini tutmalıdır. Bu iş muhakkak ki çok zordur, hususi bir kabiliyet ister. (...) Her insan sosyal durumuna uygun ve kültürüyle sınırlı bir şekilde konuşur. Felsefenin F'sinden bile habersiz insanların zaman zaman filozoflaştıkları bilinen bir gerçektir. Filozoflaşır ve duygularını ifade de ederler. Bu ifade hiçbir zaman felsefeyle uğraşan bir aydının ifadesi değildir. Kendine mahsusu bir deyimi vardır. (Dünya-1.9.1953)

O, Hep Muhalif Oldu

Orhan Kemal'in çocukluğundan itibaren yaşamış olduğu çok zor koşullar, onun çevresinde yaşanan sorunlara daha duyarlı olmasını sağlamıştır. Öğrenimini tamamlama fırsatı bulamadan küçük yaştan beri çok farklı işlerde çalışmak zorunda kalması, hapishane hayatı (Nazım Hikmet'le tanışması), ailesini geçindirme konusunda yaşamış olduğu güçlükler yazarı daha çok yazmaya itmiş, çok sayıda eser ortaya çıkarmasına neden olmuştur. Orhan Kemal, yazar ve aydınlara yönelik baskıların yoğunlaştığı tek parti ve soğuk savaş yıllarında tüm baskılara rağmen eserlerinde özellikle köyden kente göç eden yoksulların, gecekondularda yaşayan işçilerin yaşadıkları zorlukları ısrarla anlatmaya devam etmiştir. Bu anlatım, sadece gördüklerini yansıtmakla kalmamış, yoksulluktan ve ezilmişlikten kurtuluşun mümkün olduğunun da altı nı çizmeyi görev bilmiştir. Orhan Kemal, bu konuda 1963 yılında şöyle demektetir:

“Romancının yalnızca realitenin bir fotoğrafik görünüşünü aksettirişi kâfi gelmez. Romancının konu üzerinde, yani vermek istediği realite üzerinde etkin bir rolü vardır. Yine buna, bu görüşe göre bilinç sadece, mihaniki bir sürette realiteyi aksettirmekle kalmaz, onu işler, tahlil ve terkip eder. “

Orhan Kemal, hem yaşadığı yıllarda hem de öldükten sonra çeşitli çevreler tarafından çok konuşulmuş, olumlu veya olumsuz birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Siyasetle ilişkisi, yazdıkları, yaşam biçimi çeşitli eleştirilerin hedefi olmuştur. Orhan Kemal'le ilgili çok sayıda kitap yazılmıştır. Çeşitli dergilerde ve gazetelerde yüzlerce Orhan Kemal konulu makale ve söyleşi yayımlanmıştır. Eserleri birçok dile çevrilmiş, Türkçede çok sayıda kitabı basılan yazarlardan birisidir. Yazmış olduğu oyunlar, değişik tiyatro grupları tarafından defalarca sahnelenmiş, birçok öykü ve romanı televizyon dizisi ve sinema filmi olarak gösterime sunulmuştur.

Orhan Kemal, hayatı boyunca içinde yaşadığı toplumun sorunlarına karşı duyarlı ve yürürlükteki sisteme muhalif bir tutum takınmıştır. Fiilen siyasi bir örgütte görev alma konusunda kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle demektedir: “Evet, sosyalist çizgide bir eylemim yok, ama yapıtlarımda sosyal sınıflar arasındaki durumun ne olduğunu gösteriyorum. Ne dediğini bilen bir yazar için, sınıflar dışında bir edebiyat yoktur zaten. Bir toplumda yaşıyorsak, bu topluma bağımlı olmamak olanaksızdır.”

Orhan Kemal, iki kere (1958 ve 1969) Sait Faik Hikâye Armağanı ve 1969 Türk Dil Kurumu Öykü ödülünü kazanmıştır. Ölümünden sonra ailesi tarafından düzenlenen Orhan Kemal Roman Armağanı, 1972 yılından bu yana her yıl düzenli olarak jüri tarafından başarılı bulunan bir romana verilmektedir. Ayrıca oğlu Işık Öğütçü tarafından yönetilen Orhan Kemal Müzesi hâlen ziyaretçilerine hizmet vermeye devam etmektedir.

Eserleri:

Öyküler: Ekmek Kavgası (1949), Sarhoşlar (1951), Çamaşırcının Kızı (1952), 72. Koğuş (1954), Grev (1954), Arka Sokak (1956), Kardeş Payı (1957), Babil Kulesi (1957), Dünyada Harp Vardı (1963), Mahalle Kavgası (1963), İşsiz (1966), Önce Ekmek (1968), Küçükler ve Büyükler (1971) Yağmur Yüklü Bulutlar (1974), Kırmızı Küpeler (1974), Oyuncu Kadın (1975), Serseri Milyoner /İki Damla Gözyaşı (1976), Arslan Tomson (1976), İnci'nin Maceraları ( 1979)

Romanlar: Baba Evi (1949), Avare Yıllar (1950), Murtaza (1952), Cemile (1952), Bereketli Topraklar Üzerinde (1954), Suçlu (1957), Devlet Kuşu (1958), Vukuat Var (1958), Gavurun Kızı (1959), Küçücük (1960), Dünya Evi (1960), El Kızı (1960), Hanımın Çiftliği (1961), Eskici ve Oğulları (1962), Eskici Dükkanı (1970), Gurbet Kuşları (1962), Sokakların Çocuğu (1963), Kanlı Topraklar (1963), Bir Filiz Vardı (1965), Müfettişler Müfettişi (1966), Yalancı Dünya (1966), Evlerden Biri (1966), Arkadaş Islıkları (1968), Sokaklardan Bir Kız (1968), Üç Kağıtçı (1969), Kötü Yol (1969), Kaçak (1970), Tersine Dünya (1986)

Oyunlar: İspinozlar (1965), 72. Koğuş (1967)

Anı: Nazım Hikmet'le Üç Buçuk Yıl (1965)

İnceleme: Senaryo Tekniği ve Senaryoculuğumuzla İlgili Notlar (1963)

Röportaj: İstanbul'dan Çizgiler (1971)

Bu yıl Orhan Kemal'in doğumunun 100. Yıl dönümü. Eserleriyle toplumun gelişmesine ve sosyal muhalefetin güçlenmesine yapmış olduğu katkılardan dolayı kendisini saygıyla anıyoruz. İnanıyoruz ki geriye bırakmış olduğu öyküleri, romanları yüzlerce yıl sonra da geniş kitleler tarafından okunacak, oyunları sahnelenmeye devam edecektir. Kültür ve sanat insanı yetiştirme konusunda çok zengin olmayan ülkemiz topraklarının Orhan Kemal çapındaki bir usta yazarı çıkarmiş olması çok önemlidir.

KAYNAKÇA:
Asım Bezirci, “Orhan Kemal” Tekin Yayınevi, İstanbul, Temmuz 1984, 2. Basım
Nurer Uğurlu,”Orhan Kemal'in İkbal Kahvesi” Dost, Temmuz/Ekim 1971
Orhankemal.org