Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Madencinin “mevzuat”ı olmaz

aksamGazetesi“Türkiye madencilik tarihinin en büyük işçi katliamı; Soma...”

Herkesi dinledik. Bir işveren suçluymuş, bir de taşeronluk sistemi ve bir de  AKP hükümetinin iki bakanı.

Konu kapandı.

“Tarihin en büyük madenci katliamı” ama sonuç sıfır.

Böyle olmaz; işçi sınıfı siyaseti böyle yapılmaz.

Soma katliamı işçi hareketinin bütünü için tarihi bir fırsat yaratmıştı. Gerçek suçlu(lar) gözden kaçırılınca Soma ile gelen tarihi fırsat da kaçırılmış oldu.

Vicdanlıyız ya; önce işçilere “acıdık”! 900–1600 TL aylıkla yerin altına giriyorlardı. Ücretleri inanılmaz düşüktü. Bu düpedüz kölelikti. Bakın; Amerika’da ve Avrupa’da böyle olmuyordu...

İyi kapitalizm–kötü kapitalizm tartışmasından sonuç mu çıkar?

Marks bize 1000 işçi hesabı üzerinden öğretmişti: “Ücretlerin düzeyini çalışan 950 işçi değil, çalışmayan 50 işçi belirler.”

İşçiler kapitalizmin bu kanununu kapitalistlerin kafasına geçirmek için “sendika” diye bir “yumruk” icad etmişlerdi, bundan hiç söz yok.

İşveren elbette eline geçirdiği işçinin kanını emecek, sömürecektir. Bu suç değildir. AKP işveren hükümetidir, elbette işvereni gözü gibi koruyacaktır, buna mecburdur ve bu da suç değildir.

Soma katliamının tek suçlusu SENDİKA’dır; Maden-İş Sendikasıdır. Bu sendika hem ücretlerin düşüklüğünden, hem çalışma koşullarının vahşiliğinden ve hem de 301 madencinin ölümünden sorumludur.

O halde “kaçırılan fırsat” nedir?

Kaçırılan fırsat; bugünkü sendikal düzeni tarumar ederek yerine gerçek bir sınıf sendikacılığını kurma fırsatıydı. Şöyle:

‘Madenci’ işçi, fakat bambaşka bir işçidir. Maden işçisinin tarihi siyasal tarihin bir parçasıdır. Madenci anonim tepkinin sembolüdür; klasik sendikal mücadele kalıplarına uymaz. Madencinin bildiği tek mücadele biçimi “AYAKLANMA”dır.

Hatırlayalım. 1964 yılında Zonguldak maden işçileri bir “Grizu patlamasından” yarım saat sonra ayaklandılar. Gelik, Karadon, Kilimli, Çaydamarı, Kozlu ocaklarından boşanıp kenti işgal eden 45 bin madencinin ilk işi Maden-İş sendikasının merkez binasını yakıp kül etmek oldu. Sendika yöneticileri canlarını kentten kaçarak kurtardılar.

Madenciler ikinci adımda yürüyüp Valiliği kuşattılar. Vali yanına Zonguldak müftüsünü alarak balkona çıktı, işçileri sükünete çağırdı fakat nafile. İşçinin uğultusu tüm vilayeti deprem gibi salladı. Vali içeri kaçtı. Şehir madencilerin eline geçti. Başbakan İsmet İnönü 1. Orduyu devreye soktu, işçilerin üzerine topla-tüfekle gitti, 3 işçiyi öldürdü ve ayaklanmayı güçlükle bastırdı.

“Madenci” deyip geçmeyeceksin. 1905 Rus Devriminin de, 1917 Rus Devriminin de işaret fişeği, Ural Madencilerinin ayaklanmasıydı. Alman Devrimi de Ruhr kömür madencilerinin ‘Konsey’ kurarak eyaleti ele geçirmelerinin diğer eyaletlerde de işçileri harekete geçirmesiyle başlamıştı. Daha yakına gelelim; parlamentoya sıkışıp kalan Portekiz Karanfil Devrimini, madencilerin imdada yetişmesi ve gelip  devrimci siyaseti boğulmaktan kurtarmasıyla zaman kazanmıştı. Çavuşesku’yu kurtarmaya koşanlar da Romanya’nın madencileri olmuştu. İngiliz madencilerinin 80’li yıllardaki büyük ve uzun direnişinin yenilgisi de dünya işçi sınıfının yenilgisi yerine geçmişti.

Soma’ya bu zaviyeden bakılırsa kaçırılan büyük fırsatın ne olduğu daha kolay anlaşılır.

Türkiye’de “Sendikacılık” bitmiştir. Varolan sendikaların –DİSK dahil– tümü işverenden yana sendikalardır. Sendikaların tümü işverenden yana olmayı kendi varlık koşulu olarak görmektedir. Dolayısıyla soyutlamada; –sonuca etkisi olmayan küçük istisnaları yok sayarak– mevcut sendikaların tümüne “işçi düşmanı” denilmesinde sakınca yoktur.

Soma’da “kışkırtıcı!” yoktu. Bulunsaydı bütün ocaklar boşalacaktı. İşçilerin ilk hedefi “sendika” olacaktı. Soma madencilerin eline geçecekti. Bunu Çayırhan, Yatağan, Zonguldak madencileri izleyecekti. Hareketin ana doğrultusu böyle olunca sarı-gangester-satılmış –adam sendeci– ne kadar sendika ve sendikacı varsa, yaprak gibi dökülecek, tasını tarağını toplayıp kaçacaktı. Sonra şu olacak, bu olacaktı ama Türkiye’de sınıf sendikacılığının yeniden inşası için için toprak derinden kazılmış olacaktı.

Bu görüşe itiraz hazırdır: İşçi hareketinin ‘somut durumu’ vardır, sendikaların elini-kolunu bağlayan ‘mevzuat’ vardır...

Cevabı da var: “İşçinin ‘mevzuatı’ olmaz!

Dene de öyle konuş.