İleri demokrasi basın özgürlüğünde geriye gidiyor

Tayyip Erdoğan ve medyadaki ödenekli şakşakçıları 12 Eylül 2010 plebisitinden sonra Türkiye'yi “İleri Demokrasi” ilân etmişler, hızlarını alamayıp 2011 Genel Seçimlerinden sonra “Yeni Türkiye” lafını tekerlemeye başlamışlardı.

Yeni Türkiye'nin ne olduğunu 17 Aralık 2013 ve sonrasında dünya âlem gördü. Oğlunun evindeki 1 milyar doları bir günde boşaltamayan politikacı başından başlayarak, eline Hrant Dink'in kanı bulaşmış Zaptiye Nazırı ile diğer üç nazırın nasıl çalıp çırptıkları, ne denli rüşvetçi oldukları ortaya çıktı.

30 Mart seçimlerinde Reis'in aldığı oylar rüşveti, irtikâbı, hırsızlığı, yolsuzluğu ortadan kaldırdı mı?

Tabii ki kaldırmadı. Hepsi boyunlarına asılmış şerefsizlik yaftalarıyla dolaşacaklar.

***

Osmanlı'nın son dönemlerinde Avrupa bu ülkenin geriliğine bakar “bon pour l'Orient” (Şark için bu kadarı kâfi) derdi.

Şimdi Batı, Türkiye'deki demokrasi, düşünce özgürlüğü, insan hakları konusundaki kifayetsizlikler konusunda öyle demiyor.

Çeşitli devlet ve devlet-dışı raporlarda sık sık Türkiye rejiminin kusurları ısrarla vurgulanıyor.

Türkiye toplumu için ise dün de, bugün de “bizim için bu kadarı yeter”.

Bu toplumun büyük çoğunluğu evrensel demokrasi ve insan hakları değerlerinden uzak. 30 Mart 2014 seçim sonuçlarında gördük: % 43'ten fazlası gitti Tayyip Erdoğan'a oy verdi.

Peki, muhalif partiler demokrat mı? Muhalefet partilerinden MHP % 17 oy aldı.

CHP'ye gelince ulusalcılık denilen illetten kurtulmuş değil. Yani demokrat değil. Askerin vesayetinden ve esaretinden kurtulmuş değil.

AKP+CHP+MHP'nin toplam oyları % 90 civarında ise, kimse kendi kendisini kandırmasın: bu Millet demokrat değil. Tayyip Erdoğan'a oy verenler de değil, İlker Başbuğ Cumhurbaşkanı olsun diyenler de değil, Devlet Bahçeli'yi beğenenler de değil.

Hepsi “bize bu kadar demokrasi” yeter, diyorlar.

Demeselerdi, toplum Kenan Evren Anayasasını bugüne kadar çoktan çöpe atmıştı.

% 10 seçim barajından sadece AKP yararlanmıyor, diğer iki parti de yararlanıyor. Yani % 90 oranında seçmen kitlesi barajdan da memnun.

Demokrasi mi dediniz? Tayyip Erdoğan'ın geçmiş yıllarda askerle çekişmesinin demokrasiyle ilgili olmadığını ısrarla söyledik. Siyasi iktidarı paylaşan ortakların pay kavgasıdır, dedik.

2010 “vesayete karşı referandum değildir” 2011 genel seçimleri öncesinde bir plebisittir” dedik, liberaller ve bir kısım solcu gitti 2010'da Tayyip Erdoğan'a oy verdi.

Aradan üç yıl geçti, AKP'nin içinde kavga çıkınca, Tayyip Erdoğan Veli Küçük'e, Kemal Kerinçsiz'e, Malatya Zirve katliamı tetikçilerine varıncaya kadar bütün Ergenekoncuları, darbe girişimcilerini tahliye edecek kanun çıkardı, “Cemaat milli orduya kumpas kurmuştu” dedi ve askerin postalına yapıştı.

Sonra ne oldu? Havuz-yavuz gazetesi İlker Başbuğ'la röportaj yaptı.

Başka ne oldu? Eskiden sahibi bulunduğu Kanal Türk'te yıllarca darbe propagandası yapmış, kanalında Em. Org. Kemal Yavuz'a her hafta “Paşam, Paşam” diye tabasbus etmiş, Em. Org. Şener Eruygur'un ADD'sinin düzenlediği ulusalcı Cumhuriyet Mitinglerinin baş teşvikçiliğini ve “1. No.lı hatipliğini yapmış, –ayrıca bir önceki mitingde “Ne Şeriat, ne darbe” dedi diye, ÇYDD Başkanı Türkân Saylan'ı İzmir'de konuşturmamış, elindeki konuşma metniyle ortada bırakmış– Tuncay Özkan kahraman edasıyla tahliye olduktan sonra, Tayyip Erdoğan'cı bir kanalda Cemaat karşıtlığı görünümü altında Tayyip Erdoğancılık yaptı.

Daha daha ne oldu? Ulusalcıların başı, Ermeni ve Kürt düşmanı, Türk gibi Türkçü Doğu Perinçek köktendinci bir gazeteye mülâkat vererek Tayyip Erdoğan'ı desteklediğini ilân etti.

Her ülkede çirkin politikacı vardır, mürai, ikiyüzlü, yanar-döner tip bizdeki kadar çok yoktur.

***

Freedom House (Özgürlük Evi) adını taşıyan Washington merkezli NGO (Devlet Dışı Kuruluş)'un 2013 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Raporu'nda Türkiye daha da geriledi.

Türkiye Cumhuriyeti 2012 yılında 55 puanla 117. sırada iken, bu kez 56 puanla 120. sırayı Kongo, Fiji, Liberya, Makedonya ve Seyşeller ile paylaştı.

2011 yılı raporunda ise Türkiye 54 puan ile yine 117. sıradaydı.

Son raporda Türkiye, önceki yıllarda olduğu gibi ''kısmi özgür'' ülke sınıflaması içinde yer aldı.

Basın ve anlatım özgürlüğü ile ilgili anayasal garantilerin kısmi olarak dikkate alındığı kaydedilen raporda, özellikle bu özgürlüklerin ceza hukuku ve terörizm kanunlarındaki bazı maddeler ile kısıtlandığı belirtildi.

Raporda ayrıca şu ifadeler yer alıyor: ''İddia edilen Ergenekon darbe planları ve Kürt militan olduğu sanılan kişilere yönelik baskınlarda gözaltına almalar nedeniyle Türkiye, dünyada en çok gazeteciyi hapis eden ülke olmaya devam ediyor.''

ABD'de 70 yıl önce kurulan insan hakları ve özgürlükleri izleme örgütü Freedom House'un bu yılki raporunun dünya geneli değerlendirmesi de kötümser bir tablo çıkarıyor.

Rapora göre, ''2012 yılında dünyada özgür medya ortamından yararlanan insan yüzdesi son 10 yılın en düşük seviyesinde.''

197 ülke içinde 63 tanesi (%32) "özgür" olarak sınıflandırılırken, 70 ülke (%36) "kısmi özgür" ve 64 ülke (%32) "özgür olmayan ülke" olarak sınıflandırıldı.

Geçen yılki raporda ise bu sayı 66 ülke özgür, 72 kısmi özgür ve 59 özgür değil olarak sınıflandırılmıştı.

Freedom House Başkanı David Kramer, Türkiye'deki geriye gidişi "rahatsız edici" olarak nitelendirerek şöyle dedi: "Demir parmaklıklar arkasında, gözaltında alıkonulan ve hapiste bulunan gazeteci sayısını herkes görmekte. Bu tutuklanma tehdidinin Türkiye'deki gazetecilerin özgürce hareket etme ve iş yapma olanaklarını kısıtlaması, endişe verici bir nokta olarak görülmekte. Umudum, Türkiye AB ile entegrasyon sürecini derinleştirdikçe, bu alanlarda daha büyük liberalleşme hareketleri görmek.''

Kramer Türk hükümet yetkililerinin, tutuklu kişilerin "gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanmadığı" yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerineyse, davaların ayrıntılarını bilmemesine rağmen, ABD hükümetinin ve dünyadaki birçok bağımsız insan hakları kuruluşunun da bu konudaki kaygılarını dile getirdiğini hatırlattı.

Raporun Türkiye ile ilgili bölümünün hazırlanmasında rol üstlenmiş Dr. Karin Deutsch Karlekar, hükümet yetkililerinin bu savunmasına karşı çıkarken, "Gazeteciler aleyhine açılan birçok davanın uydurma olduğuna inanıyorum" dedi.

Pek çok gazetecinin haklarında hüküm olmadan yıllarca tutuklu kaldığına işaret eden Karlekar Mustafa Balbay'ı örnek olarak gösterdi.

Hükümet yetkililerinin kendisine, tutuklu kişilerin gazeteci değil, "terörist" veya "uyuşturucu satıcısı" olduğunu söylediğini aktaran Karin Karlekar, gazetecilere karşı bu yönelimin birçok uluslararası kuruluş tarafından kaydedildiğini belirtti.

Karlekar, Türkiye'deki yeni anayasanın ifade ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlanmalardan arındırılması gerektiğini belirtirken, bu konuda "iyimser bir havanın olmadığını" sözlerine ekledi.

Rapor açıklandıktan sonra, Freedom House düzenlediği panelde sorulan bir soru üzerine Karlekar, bir taraftan oldukça demokratik ülke görüntüsü veren Türkiye'de basın özgürlüğü alanında "geri gidişin" sürdüğünü söyledi.