Kendi kaderinden fazlası tecavüzdür

cbaskanligi-bw30 Mart yerel seçiminden sonra BDP’ye sık sık sorulan soru: “Cumhurbaşkanlığı seçiminde R. Tayyip Erdoğan’ı destekleyecek misiniz?”

HDP’ye sorulmuyor ama, yarın öbürgün ona da sorulacak. Çünkü HDP’nin parti olmadığını, BDP’nin “seçimlik” bir denemesi olduğunu herkes biliyor.

BDP’ye, “Erdoğan’ı destekleyecek misiniz?” diye sorulması bir fantazi değildir. Şuna dayanmaktadır: Kürt illerinde BDP’ye verilen güçlü oy desteği, Kürt halkının çözüm sürecine desteğidir tezini BDP ve AKP birlikte savunuyorlar. Bu gerçek ise, 30 Mart yerel seçiminden sonra Türkiye’de “yeni bir siyasal blok” ortaya çıkmış demektir. BDP ve AKP yeni bir siyasal blok oluşturmuşlardır! Ayrıca bu yeni siyasi blok yerel seçimlerin sonucu da değildir. “Çözüm süreci” denilen şeyin bir AKP-BDP ittifakı olduğu, Öcalan’ın geçen yılki Newroz Mektubu’nda açıkça görülmüştü.

Geçenlerde Pervin Buldan’ın; “Çözüm sürecinin gidişatına göre C.Başkanlığı seçiminde Erdoğan’ı destekleyebiliriz” demesi, “bir terslik olmazsa destekleyeceğiz” anlamına geliyordu. Bunu önemsemek ve eleştirmek gerekir. Çünkü; C.Başkanlığı seçiminde BDP’nin Erdoğan’a destek vermesi Türkiye sosyalist solu ile olumlu bütün ilişkilerine son vermesi demektir. Bakan, kör bile olsa görür: Türk tarafında Kürtlerin kendi kaderini tayin etme serbestisini sosyalistlerden başka savunan tek bir kişi bile yoktur. Sosyalistler de zaten bu serbestiyi Kürtlerin kara kaşı ve ela gözü hatırına savunmazlar; “ulusal özgürleşme” sorunu olarak savunurlar. Burjuvaziden ödünç aldıkları bir “ilke” olduğu için, “özgürleşme” sınırları içinde kalmasına da azami hassasiyet gösterirler.

Erdoğan, –olursa eğer– Türklerin C.Başkanı olacak ve hemen herkes görüyor ki, daha da despotlaşacak. Tamam; BDP’nin kendi kaderi için mücadelesini destekleyelim ama Erdoğan’a vereceği destek bu momentte “kendi kaderini tayin serbestisini” aşacak, Türklerin kaderine tecavüz anlamına gelecektir. “Çözüm süreci” denilen siyasi dans “balayı”na dönüşse de durum değişmeyecektir. Bu durumda Türk sosyalistleri için burjuvaziden ödünç aldıkları “ilke”yi BDP bağlamında çöpe atma hakkı doğacaktır.

Kürtler 30 yıl süren bir burjuva demokratik devrimi yaşadılar. Bu devrimin aynı zamanda kaçınılmaz bir “burjuvalaşma” getirmesi doğaldır. KÜRTSİAD gibi oluşumlar elbette olacaktır. Türk sosyalistleri Kürtlerin burjuvalaşma süreçlerini de, –bazı istisnalar koyarak– desteklemekten kaçınmayacaklardır. Ancak “Erdoğan meselesi” Türkler için, önümüzdeki yakın süreçte, şu veya bu biçimde, mutlaka halletmeleri gereken bir “mesele”dir. Kürtler gölge etmesinler, onlardan başka ihsan isteyen yoktur.

Ben Kürt olsaydım şöyle yapardım: C. Başkanlığı seçiminde kendi Kürt adayımı gösterirdim. Türk sosyalistlerinden adayımı desteklemesini isterdim. Seçim ikinci tura kalmış ve Kürt aday en azından 2. olup ikinci tura kalamamışsa, Kürtleri seçimi boykot etmeye çağırırdım.

Ve bu politikayı yarın değil, hemen bugün açıklardım.