Köy Enstitüleri tartışmasına bir katkı

Köy Enstitüleri, genç Türkiye Cumhuriyetinin en çok tartışılan uygulamalarının başında gelir. Köy Enstitüleri konusundaki tartışmaların günümüzde dahi sürdürülüyor olmasının birçok nedeni var kuşkusuz. Bu nedenler üzerinde ayrı ayrı durulabilir. Fakat tartışmanın sürüp gitmesinde asıl belirleyici olan unsurun saptanması konuyu anlamak, tartışmaya katılanların hangi safta niçin yer aldıklarını kavramak açısından önemlidir.

Köy Enstitüleri tartışması, genel olarak bir eğitim kurumunu irdelemek amacıyla değil ülkemizde yaklaşık 150 yıldan beri sürdürülen "modernleşme" çabaları ve ulusal kurtuluş savaşı sonrası hayata geçirilmeye çalışılan "cumhuriyet" projesi konusunda alınan pozisyon üzerinden yürütüldüğü için tüketilememektedir. Köy Enstitülerine yandaş veya karşı olmayı belirleyen asıl etken "cumhuriyet" projesi konusundaki tutumlardır. Başka türlüsü de pek mümkün görülmemektedir. Köy Enstitülerini yaratan da yok eden de cumhuriyetin yönetici kadroları (CHP yöneticileri) olduğuna göre tartışmanın bu zeminde sürdürülmesi doğal görünmektedir. Bir üst yapı kurumu olan eğitimle ilgili anlamlı bir tartışma yapmak için dönemin sosyo-ekonomik ve siyasi durumunu elbette belirleyici bir etmen olarak ele almak ve irdelemek gerekir. Yoksa eğitim konusunda söylenecek olan birçok şey havada kalır, anlaşılamaz. Köy Enstitüleri konusundaki tartışmaların birçoğunda da bu yol denenmiş söylenmeye çalışılan düşünceler ve yapılan eleştiriler bu bütünlük içerisinde kalınarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Fakat tartışma öyle bir noktaya taşınmıştır ki Köy Enstitülerinin bir eğitim kurumu olarak işlevi adeta yok sayılmış ve bu konuda nesnel değerlendirmeler yapılamaz hale gelmiştir. Tartışma bu zeminde sürdürülmeye devam ettikçe Köy Enstitülerinin günümüz açısından belki de anlam ifade edebilecek tek ve en önemli yönü gözardı edilmiş olacaktır.

Köy Enstitüleri için neler söylendi

Köy Enstitüleri konusu, ülkemizdeki solcular ve sosyalistler tarafından sık sık gündeme getirilmiş ve tartışılmıştır. 12 Eylül öncesinin farklı sosyalist hareketlerinin önemli kişilerinden birkaçının Köy Enstitüleri hakkındaki görüşlerini kısaca gözden geçirelim:

Köy Enstitülerinin ilkeleri ve çalışma biçimleri kapitalizmin yolunu açmanın, köyü canlandırmanın ötesine giderek sadece feodal değil her türlü sömürüye karşı bilinçlenmeyi de ister istemez birlikte getireceklerdir. Nitekim gerçekleşen ve asıl korkutan da bu olmuştur zaten. Çünkü gerçek bir burjuva demokrasisinin tarihsel ve sosyo-ekonomik yapı gereği yerleşemediği bir ortamda, bunun yerine işçi ve emekçi sınıflara karşı en sert baskıların yürütüldüğü bir burjuva diktatörlüğü ortamında "serbest rekabetçi kapitalizmin" insanı yetiştirilemezdi. İnsanı sadece kırlardaki sömürüye karşı bilinçlendirmekle yetinilemezdi. Yetinilse dahi onun bilinci sadece prekapitalist değil her çeşit sömürüyü her çeşit köleliği reddetmenin tohumlarını taşıyacaktı. Böylece yetiştirilmek istene kadrolar, burjuva devriminin kapitalist çarkın parçası olan kadrolarını aşacaktı. Nitekim genel çizgileriyle böyle oldu. (Oya BAYDAR- Yeni Toplum)

Köy Enstitülerinin kuruluşu eğitim alanında ileri bir adım, önemli bir deney olmuştur. Sürmesine ve gelişmesine müsaade edilseydi tüm eğitim sistemimizi olumlu yönde etkileyecek sonuçları olacaktı. Yaparak öğrenim, iş üzerinde eğitim ileri yöntemlerdi. Öğrenimin ders kitaplarına inhisar ettirilmeyip geniş okuma olanaklarının, özgür düşünme ve tartışma ortamının geliştirilmesi, öğretmen öğrenci ilişkilerindeki demokratik nitelik çağdaş, ileri eğitim ilkelerine uygundu. Enstitülerin kapatılmasıyla eğitimimizde olumlu bir gelişim durdurulmuş oldu.

***

Köyün kalkınmasıyla ülkenin kalkınma sorununun çözüleceğine inanmak, köy kalkınmasıyla bir bütün olarak toplumsal kalkınmayı adeta özdeşleştirmek yanlıştı. Kalkınma her şeyden önce bir düzen sorunudur. İşçi emekçi halk kitlelerinin iktidarda olduğu, hiç değilse iktidarı paylaştığı, güçlü ölçüde etkilediği bir düzende, halka dönük, demokratik, ilerici bir yönetim altında, köy öğretmeni köy topluluğunun yaşamını ilerletici, geliştirici bir rol oynayabilir. Aksi halde soyutlanmış, yalnız kalmış duruma düşer. Nitekim genellikle öyle oldu. Sömürücü, gerici düzen Köy Enstitülerine tahammül edemedi, kapattı. (Behice BORAN- Yeni Toplum)

Köy Enstitülerini bana kalırsa genel çerçevesiyle burjuva demokrat bir girişim olarak nitelemek mümkün. Hiçbir zaman demokrat olmayan, serbest rekabetçi bir dönem yaşamadığı için zaten demokrat olması mümkün olmayan despotik burjuva nasıl oluyor da burjuva demokrat bir girişimde bulunabiliyor diye bir soru gelebilir. Köy Enstitülerinin burjuva demokrat olması palazlanmakta olan yerli burjuvazinin bizzat demokrat olmasını hiç de gerektirmez. Nasıl ki aynı demokrat olmayan burjuvazi, yine burjuva demokrat girişimlerle hilafeti ilga etmişse, dine dayanan işleyiş yerine çeşitli toplumsal alanlara laikliği getirmişse, hatta fes yerine fötr şapkayı ikame etmişse... Buradaki burjuva demokratlık bu olup bitenlerin objektif niteliklerinin bilimsel adıdır.

***

Köy Enstitüleri artık geçmişte kalmış bir olaydır. Sosyalistler, verdiği demokrat ve ilerici sonuçlar açısından özünde burjuva demokrat olan bu girişimi tarihsel olarak savunurlar. Ama günümüzde böyle veya benzeri bir öneri getirmezler. (Ahmet KAÇMAZ- Yeni Toplum)

Köy Enstitüleri, bir yandan kırsal kesimde yeni ve daha ileri üretim teknik ve yöntemlerinin, yani tarımın modernleşmesinin gerek duyduğu ve duyacağı bir kısım kadroları yetiştirmek, diğer yandan burjuvazinin üst yapıdaki atılımlarını, burjuva ideolojisini ve yaşam tarzını köye taşıyacak kadroları oluşturmak isteğinden doğmuştu. İktidarın Köy Enstitülerinden daha fazlasını bekleyip istemediğine kuşku yoktur. Ancak bu istekler bile doğuracağı sonuçlar bakımından burjuva demokrat isteklerdir. Gerek kırsal kesimde tarımın modernleştirilmesi yönündeki çabalar, gerek köy çocuklarının bu amaçla feodal dünya görüşüne göre daha ileri düzeyde olan burjuva dünya görüşünü köylere taşımaları bu anlamda anti-feodal tavır, ilerici demokratik bir tavırdır. (Kemal BURKAY- Açılışı, Gelişme ve Kapatılış Süreçleriyle Köy Enstitüleri Deneyi ve Getirdikleri)

Köy Enstitülerinin Türkiye toplumu –hatta geri kalmış toplumlar– için bir çıkış yolu olarak görenler de oldukça fazladır. Bu kesim daha çok Atatürkçü düşünceyi dile getiren, cumhuriyeti ve onun getirdiği kurumları kıskanç bir şekilde savunanlardan oluşmaktadır. Birkaç örnek görelim:

Köy Enstitüsü düşüncesi yalnız Türkiye bakımından değil geri kalmış durumda olan ve toplumsal yapı larını değiştirmek isteyen bütün ülkeler bakımından da önem taşımaktadır. Onun içindir ki Köy Enstitülerine indirilen darbe, Türk toplumunun çok ötesine taşan, bütün geri kalmış ülkelere yönelen bir ihanetin ifadesidir. (Prof. Mümtaz SOYSAL- Armağan Kitap)

Eğer Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, bugün Türkiye'nin sancısını çektiği birçok soruın sağlıklı bir çözüme kavuşmuş olacaktı; demokrasi temele oturacak, 27 Mayıs devriminin yapılmasına gerek kalmayacaktı. Eğitim, sağlık, toprak sorunu diye bir şey kalmayacak, kendi öz kaynaklarımızı devindirerek sanayileşme yoluna girecektik. (Devrimci Eğitim Köy Enstitüleri) (...) 1956’da okuma yazma bilmeyen tek kişi kalmayacaktı. Yabancı eğitim uzmanlarına, deneme okulculuğu oyalamalarına (...) gerek kalmayacak, geri kalmış ülkelere bizim uzmanlarımız gidecekti. Demokrasinin işlemesini engelleyen güçler etkilerini yitirecek, yurttaşlar bilinçle yönetime katılacaktı. Planlı, programlı, verimli çalışmalarla artan tarımsal gelirimiz tarım kesiminden meslekleşerek yeni alanlara kayan iş gücümüz, başkalarına avuç açmadan sanayileşmemizi sağlayacaktı. Eğitim kirizmasının hazırladığı örtamda kökleşecek, kooperatifçilik tıkır tıkır işleyecek, üreticinin, tüketicinin sömürülmesi sona erecek, artan ulusal gelir daha adilane bölüşülecek, dengeli kalkınma yoluna girilecekti. Büyük "insan erozyonu" sona erecek "beyin göçü, emek göçü" diye bir şey görmeyecektik. (M. BAŞARAN- Tonguç Yolu)

Köy Enstitüsü kurucuları, bir yenik ordunun yiğit komutanlarıdır, öğrencileri ise yine bu yenik ordunun adsız askerleridir. Köy enstitülerinin kurulduğu yerlere birer "Meçhul Öğretmen Anıtı" diksek ve her 17 Nisan'da bu anıtlara saygı duruşunda bulunsak, acaba devlet ve toplum olarak, bu öğretmenlere çektirdiğimiz acıları, bir gün için bile olsa unutabilir miyiz? (Uğur MUMCU- Cumhuriyet 17.04.1987)

Köy Enstitülerine, çocukları öğretmen olarak yetiştirip bunun yanında toprağı işlemesini ve herhangi bir "zanaat" öğrenmesini sağlayan eğitim kurumları olarak bakmak çok "dar" olur. Bu kuruluşlar, temelde Anadolu'nun demokratikleşmesini, çağdaşlaşmasını sağlama işlevi gördüler. İnsanı "kul" olmaktan çıkarıp "birey" olma bilinci aşılayan Atatürk devrimlerinin, Anadolu'nun kılcal damarlarına ulaşmasını sağladılar. (Mustafa BALBAY- Cumhuriyet 17.04.1995)

Yukarıdaki yaklaşımın tamamen zıttı olarak yapılan değerlendirmeler de en az bu örnekler kadar fazladır. Köy Enstitülerinin Türkiye toplumuna zarar veren kurumlar olduğu şeklindeki bu eleştirilerin en önemli iddiası bu kurumların komünist yetiştirilen yıkıcı faaliyetlerin mekanı olduğudur. Köy Enstitüleri karşıtları farklı argümanlar ve suçlamalar da ileri sürmüşlerdir. Bunlara örnek olacak birkaç kısa özet gözden geçirelim:

Tek parti diktatörlüğünün cahillik ve ceberutluk okulları. Türk kökenli olmayan azınlıkları haraca kesen varlı k vergisiyle eşdeğerde okul türü. Bu okullar tarihimizdeki totaliter uygulamanın en kara örneklerinden birisi olmuştur. Eğitim sistemimize zorbalık anıtını dikmişitr. Halk; Enstitüleri nefret edilen belâ saymıştır. Onların aydınlığı, yarı cehaletin en ağır, tehlikeli karanlığını oluşturmuştur. Ruhuna Fatiha okuduğumuz Köy Enstitülerini yeniden hortlatmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. (Hadi ULUENGİN- Hürriyet 1994)

Bizdeki toplumsal ve siyasal şartlar içinde Köy Enstitüleri köylü çocuklarının çile çekme ve azla yetinme yatkınlıklarından yararlanarak en ağır işlerde gaddarca çalıştırılıp sömürülmelerinden başka bir sonuç vermezdi. Nitekim bu deneme son hesaplaşmada biz Türk aydınlarının halk düşmanlığımızı değilse bile halka hiç acımadığımızı ispatlamıştır. (Kemal TAHİR- Bozkırdaki Çekirdek)

Köy Enstitüleri konusunda ileri sürülen değişik görüşlerin tamamını bu yazıda ele almak olanaksız olduğu için ancak çok sınırlı sayıda örneği çok kısaltarak ele alabildik. Verilen örneklerin bu konudaki çeşitliliği de kapsayamadığının farkındayız. Ancak olabildiğince kaba bir sınıflamayla üç temel yaklaşıma örnekler vermiş oluyoruz. Bu durum ele alınamayan değişik görüşleri daha az önemli bulmamızdan değil, yapmış olduğumuz sınıflamaya uygunluğuna göre seçim yapmamızdandır.

Köy enstitüleri niçin kapatıldı?

Köy Enstitüleri, genç cumhuriyetin idealist kadrolarının ideolojisi haline gelen "köycülük/halkçılık" yaklaşımının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Yakup Kadri'nin "Yaban" romanının kahramanı Ahmet Cemal'in kişiliğinde ifadesini bulan Türk aydınının tipik bir "köycülük" uygulamasıdır denilebilir. Cumhuriyet yönetiminde söz sahibi bazı kadrolar, köycülük düşüncesini hayata geçirmek amacıyla, köyü ve köylüyü bulundukları ekonomik ve coğrafi ortamda daha uygar ve verimli hale getirmek üzere üç farklı uygulamayı peşpeşe hayata geçirmeye çalışmışlardır. Bunlardan ilki Halkevlerinin kuruluşu ve köycülük kolu çalışmalarıdır. İkincisi Köy Öğretmen Okulları, Eğitmen Kursları ve nihayet Köy Enstitülerinin açılmasıdir. Üçüncüsü ise topraksız köylünün toprak sahibi yapılması girişimleridir. Cumhuriyetin "imtiyazsız, sınıfsız, kaynamış bir kitle" ideolojisine uygun bulunduğu sürece bu tür girişimlere tek parti yöneticileri tarafından izin verilmiş ve bu denemeler zaman zaman da desteklenmiştir. Halkevlerinin köycülük kolu çalışmalarından ve köylüye toprak verilmesi konusundaki girişimlerden etkili sonuçlar alınamamış olsa da Köy Enstitüleri kısa sürede çok hızlı bir gelişme kaydetmiştir. Köyü, cumhuriyet "devrimleri" konusunda bilinçlendirme, cumhuriyete ayak bağı olan düşünce ve inanç unsurlarına karşı uyandırma görevini yerine getirmek üzere eğitilen köy çocukları kısa sürede istenilenden daha fazla şeyi köye taşımaya aday hale gelmişlerdi. Köye, köylüye bu yolla kültür taşımak, köylüyü Türkleştirmek çabaları istenilen sonuçları vermemekte, istenmeyen eğilimler gözlenmekteydi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden şekillenen dünya koşulları, ülkemizdeki egemen güçlerin uluslararası tekellerle yapmış oldukları yeni ve kapsamlı işbirlikleri, ülke kalkınması konusunda yapılan farklı tercihler ve soğuk savaş döneminin anti-komünist politikaları Köy Enstitülerini gereksiz ve "sakıncalı" kurumlar haline getirmiştir. Savaş sonrası bu kurumlar, kurucusu olan CHP tarafından işlevsizleştirimiş ve daha sonra da DP tarafından kapatılmıştır. Kapitalizmin ülkemizdeki gelişme trendi ve baştan beri ittifak halinde bulunduğu kesimlerin çıkarları, köye ve köylülüğe dayalı bir kalkınma modeli yerine sanayileşme ve sehirleşmeyi gerektiriyordu. Zaten köye ve köylülüğe dayanarak kalkınmış ve gelişmiş bir ülke örneği de yoktu. Sanayileşmiş ülkelerdeki sanayileşme ve şehirleşmeye bir tepki olarak gelişen köycülüğün nesnel koşulları savaşla birlikte yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştı. Köy Enstitülerinin kuruluşu sırasında ciddi bir itiraz ileri sürmeyen bazı kesimler (Köy Enstitüleri Kanunu 17 Nisan 1940 tarihinde Millet Meclisinde oybirliği ile kabul edilmiştir.) birkaç yıl sonra çıkarlarının gereği olarak Köy Enstitülerine düşman kesilmişlerdir. Köy Enstitülerini kapatan Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin bu kurumlar kapatılmadan önceki görüşleri şöyledir:

"Evet tesadüfen görmemiş olanların katiyen bilmelerine ve tasavvur etmelerine imkan olmayacak şekilde yepyeni bir gençliğin, yepyeni bir neslin bu Köy Enstitülerinde yaratılmakta olduğunu zevk alarak ve gurur duyarak gördük. Türkiye için çok faydalı olan bu köy Enstitüleri davasının muvaffak olması gerçekleşmelidir." (Aydınlanma Devrimi ve Köy Enstitüleri- Mevlut KAPLAN)

Köy Enstitülerinin kuruluşu ve kapanışı serüvenini sadece ilerici-gerici kapışması şeklinde değerlendirmenin ne kadar nesnel olduğu tartışmalı bir konudur. (Asım Karaömerlioğlu- "Orada Bir Köy Var Uzakta" adlı esere bak)

Köy enstitüleri ne kadar özgündür?

Köy Enstitüleri konusunda tartışılmaya muhtaç bir konu da bu kurumların "özgün" oldukları, dünyadaki başka örneklere benzemediği, bize mahsus oldukları iddialarıdır. Köy Enstitülerinin bize özgü biricik uygulamalar olup olmaması onları daha değerli ya da değersiz kılmaz, kılmamalıdır. Köy Enstitülerini yüceltmeyi tercih edenler arasında bu konuyu tartışmanın da tabu haline getirildiği gözlenmektedir. Köy Enstitülerinin "özgün" mü yoksa başka ülkelerdeki uygulamaların tekrarı mı olduğunu anlayabilmek için bu kurumların mimarı sayılan İsmail Hakkı Tonguç'un öğrenim yaşamını, ilgi alanlarını, eğitim anlayışını, örnek aldığı eğitim kuramcılarını ve işbirliği halinde çalıştığı kişileri incelemek yeterlidir. Tonguç, cumhuriyet öncesinde ve sonrasında Almanya'da öğrenim görmüş, 1926 yılında Ankara'da "İş İlkesine Dayalı Öğretim Kursu"na katılmıştır. Köy Enstitülerinin planlanmasında birlikte çalıştığı yakın çalışma arkadaşı Prof. Halil Fikret Kanad 1917 yılında Leipzig Üniversitesinde J. H. Pestalozzi konusunda doktora vermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Amerikalı eğitbilimci J.Dewey genç cumhuriyet yöneticilerine Köy Enstitülerine temel oluturacak bir rapor hazırlamıştır. Bu rapor 1924 yılında hazırlandığı halde, önerdiği "İşe Dayalı Eğitim Yaklaşımı", dönemin yöneticileri tarafından Türk toplumunun yapısına uygun bulunmadığı gerekçesiyle rafa kaldırılmış ancak 1938 yılında Türkçe'ye çevrilip kitapçık halinde yayımlanmıştır. Tonguç, Pestalozzi konusundaki düşüncelerini ve bu büyük eğitimciden nasıl etkilendiğini çevirisini yaptığı "Pestalozzi ve Devrim" adlı kitabın önsözünde şöyle ifade etmektedir:

"1936 yılından itibaren Türkiye'de ilköğretim alanında kuvvetli bir hamle yapıldı; on binlerce köyü okula kavuşturmak amacıyla eğitmen kursları ve Köy Enstitüleri açıldı. Pestalozzi, J. Dewey ve Kerchensteiner gibi eğitkenlerin eğitim ve öğretim ilkeleri bu kurumlarda, buralardan mezun genç eğitmen ve öğretmenlerin çalıştıkları köy okullarında geniş ölçüde uygulanmaya başlandı. Onun için Türk eğitken ve öğretmenlerinden bu işlere katılanlar yazarın dediği gibi 'Pestalozzi muakipleri'dirler."

Köy Enstitülerinin kuruluşundan önce Tonguç'un birçok ülkedeki eğitim uygulamalarını incelediği, bu konuda kapsamlı bir araştırma yaptığı görülmektedir. Özellikle Sovyetler Birliği'ndeki kimsesiz çocukların eğitimi için Makarenko'nun açmış olduğu "Gorki Okulları" modelinden çok etkilendiği anlaşılmaktadır. Köy Enstitülerinde uygulanan programların, yapılan etkinliklerin, okulun yönetsel organizasyonunun, öğrenci seçimine de uygulanan yöntemlerin, eğitimde kullanılan öğretim tekniklerinin, disiplin işleyişinin, Gorki okullarındaki uygulamalara ne kadar benzediğini anlamak için Makrenko'nun okul yaşamını anlattığı kitaplarını (Yaşam Yolu I-II Payel Yay. ve Kulelerde Bayraklar Evrensel Yay.) gözden geçirilmesi yeterlidir. Ayrıca Pestalozzi'nin 1800'lü yılların başındaki uygulama örnekleri de incelemeye değer.

Köy enstitülerinin önemi nedir?

Köy Enstitülerinin en güçlü ve günümüzde bile asıl önem taşıyan yanı uyguladığı yukarıda söz edilen "İşe Dayalı Öğretim" yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, öğrenmenin ancak bireyin kendi gözlemlerine dayanarak, doğal ortamda kendini gerçekleştirmesi sonucunda oluşabileceğini ileri sürmektedir. 18. yüzyılın sonlarında Pestalozzi tarafından dile getirilen bu öğrenme kuramı, günümüze kadar çeşitli biçimlerde geliştirilmişse de halen aşılamamıştır. Son iki yüz yıllık zaman diliminde insan beyninin yapısı ve işleyişi konusunda ortaya çıkan yeni bilgiler, bireyin öğrenme süreçleriyle ilgili yapılan bilimsel araştırma sonuçları ve yeni bir bilim dalı olarak geliştirlen psikoloji disiplini sayesinde eğitbilim alanında birçok yeni yaklaşım geliştirilmiştir. Son yıllarda bu alanda ileri sürülen ve genel olarak kabul gören çoklu zeka, yapılandırmacılık (constructivism), beyin temelli öğrenme, öğrenci merkezli öğretim ve farklılaştırılmış eğitim gibi yaklaşımlar açısından ele alındığında Köy Enstitülerinde uygulanan "İşe Dayalı Öğretim" anlayışının halen aşılamadığı görülmektedir. Aslında tüm çağdaş eğitim yaklaşımları, öğrenmenin gerçekleşmesi konusunda ilkesel düzeyde üç temel unsura vurgu yapmaktadır. Bu unsurlar: bireysellik, gözlem yapılacak ortam ve bireyin kendisini gerçekleştirmesidir. Sözü edilen bu ilkesel unsurların Köy Enstitülerinde uygulanan "İşe Dayalı Öğretim" yaklaşımında büyük oranda bulunduğu görülmektedir. Köy Enstitüleri, köy çocuklarının gerçek bir öğrenme ortamında (tarla, atölye, işlik, tiyatro salonu vb), kendi ilgi ve yeteneklerine göre seçtiği değişik etkinliklerle (tarım, hayvancılık, yapı işleri, marangozluk, arıcılık, müzik, halk oyunları, spor, tiyatro, okuma, resim yapma vb.) kendini en iyi şekilde gerçekleştirerek (üretimde yapma, ürün elde etme, ekip içerisinde farklı roller ve sorumluluklar alma, eleştiride bulunma, hesap verme veya hesap sorma, usta öğretici veya öğretmenle birlikte öğrenme vb) öğrenmelerine olanak sağlıyordu. Böylece öğrenciler yaşama, üretici bir yurttaş olarak hazırlanıyor, kendine güven kazanıyordu. Kendisine biçilen, köylüye önderlik yapma rolünün gerektirdiğ i birçok beceriyi kazanmış olarak köye geri gönderiliyordu. Günümüzde de eğitimin temel hedefi, yukarı da tarif edilen üretici insan tipini ortaya çıkarmaktır. Köy Enstitülerinin günümüz eğitim kurumlarından en önemli farkı bu insan tipini kağıt üzerinde değil de gerçek iş eğitimi içerisinde ortaya çıkarmasıydı.

Sonuç olarak

Köy Enstitüleri ile ilgili tartışmaların daha uzun bir süre devam edeceği aşikar. Bu tartışmalardan geleceğe dönük olumlu bir sonuç alınabilmesi, tartışmanın doğru bir zeminde yapılmasına bağlıdır. Cumhuriyete olan bağlılığımızı ortaya koymanın bir aracı olarak Köy Enstitülerini kutsayıp kendisinde var olmayan birçok misyonu bu kurumlara yükleyerek bir sonuca varmak olanaklı değildir. Bu kapsamda geri kalmışlığı yenmek, sömürüyü yok etmek, haksız ve adaletsiz bir toplum yapısından kurtulmak gibi bazı temel sorunların çözümünü Köy Enstitülerinin devamına bağlamak tam bir körlüktür. Aynı şekilde çeşitli basit ve tartışmalı argümanları gerekçe göstererek bu kurumlara ve oradan yetişen eğitimcilere hak etmedikleri şekilde saldırılarda bulunmak da haksızlık ve kolaycılıktır. Köy Enstitüleri, burjuva devlet aygıtının bir üst yapı kurumu olarak köycülük ideolojisine sahip bir grup küçük burjuva aydın tarafından köyü ve köylüyü kültürleştirmek amacıyla kurulmuş eğitim kurumlarıdır. Bu kurumlar, dayandığı gerçekçi olmayan köycülük ideolojisinin sonucu olarak daha kurulduğu günden itibaren yıkılmaya adaydı. Ülkenin sosyo ekonomik yapısı, iktidarın sınıfsal ittifakları ve dünya gerçekleri Köy Enstitülerinin sonunu hazırlamıştır.

Köy Enstitülerinin köylü toplumu içerisideki yeri ve konumunu daha iyi anlamamızı sağlayacağını düşündüğümüz, yaşanmış bir anıyı paylaşarak devam edelim:

Yıl 1946. Mikdat Candaş, Beşikdüzü Köy Enstitüsünden mezun olup Trabzon'un Şalpazarı ilçesine bağlı Gökçeköy İlkokuluna öğretmen olarak atanır. Göreve başlar başlamaz köyde okul çağında olup da okula devam etmeyen kız çocuklarının devamını sağlamak için kolları sıvar. Bu çocukların aileleriyle görüşüp onları ikna etmeye çalışır. Çocuğunu okula göndermemekte direnen birkaç köylüyle konuşmak için Cuma namazını fırsat bilir ve köyün camisine gider. Camide aradığı köylülerden birisini bulur ve ona kızını niçin okula göndermediğini sorar. Köylü kızının nüfus cüzdanında küçük göründüğünü fakat aslında büyük olduğunu, onu bu haliyle erkeklerin arasına gönderemeyeceğ ini anlatmaya çalışır. Bu arada sözlerinin arasında, bu işi takip etmesinin öğretmen açısından iyi olmayacağını ima eden bazı şeyler de söyler. Köylü tehdit savurmakta haklıdır. Çünkü 8-10 tane erkek oğlu vardır ve çevrede herkes ondan korkmaktadır. Bizim genç öğretmen 160 cm'lik kısa boyuna rağmen ayağa kalkar ve cami cemaatinin önünde köylüye birkaç tokat atar. Herkes şaşkındır. Köylünün orada bulunan oğulları hemen ayağa fırlarlar. Herkes donakalmıştır. Köylü oğullarını azarlayarak yanına çağırır ve caminin kapısına yönelir. Tam çıkacakken öğretmene döner ve: "Hoca! Bana bu tokadı sen değil, İsmet Paşa vurdu." der ve çıkar, gider.

Köy Enstitüleri birer eğitim kurumuydu. Eğitim anlayışı ve uyguladığı yöntemler açısından bıraktığı miras incelemeye değer. Başka konularda olduğu gibi Köy Enstitüleri konusunda da sosyalistler durdukları yeri doğru seçmelidirler. Yana olmak ya da karşı olmak kolaycılığına kaçmadan. Kılı kırk yaran bir titizlikle. Sınıf pusulasının kılavuzluğunda. Ulusal hezeyanlardan uzak kalarak. Hayal kurmadan, hayal kuranları uyararak, uyandırarak. Ama asla küfretmeden, inkar etmeden.