Narsisist

caravaggio-narcissus-1597-1599Toplumsal yaşamın değişik alanlarında (politikada, iş dünyasında, sanat dallarında, basında, akademide) Narsisist dediğimiz bazı tipler göze çarparlar ve bu nitelikleriyle öne çıkarlar. Çoğumuz böyleleri için zaman zaman “Narsisist” betimlemesini kullanırız. Son yıllarda bu nitelemeye belki daha bir gereksinme duyuyoruz.

Önce Vikipedi'den ve Wikipedia'dan yararlanarak terimle ilgili bir özetleme yapalım:

Yunan Mitolojisinde

Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki delikanlı çok yakışıklıdır. Ekho genç avcıya ilk görüşte tutulur. Ancak Narkissos onun sevgisine karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho günden güne erir, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda yankılara dönüşür. Batı dillerindeki eko bu efsaneden gelmektedir.

Olimpos dağında yaşayan tanrılar çok kızarlar ve Narkissos'u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av peşindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Su içmek için eğildiğinde, suyun aynasından yansıyan yüzünü ve vücudunun güzelliğini görür. Daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediğ i kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir, ne yemek yiyebilir, tıpkı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

Ezoterizm'de Narkissos

Yunan mitolojisinde Narkissos adıyla sözü edilen, adını narsisizme, narkoza, bir çiçek familyasına (nergisgiller) ve bir çiçeğe vermiş olan Narsis (ya da Narkissos), Klasik Mitoloji'deki bir tip olup, öyküsünün kaynağı eski Yunanistan'daki Eleusis Gizleridir.

Narsis'in öyküsü kısaca şöyle anlatılır: Narsis, ırmak ilahı Kephissos ile arındırıcı suların bekçi perisi Liriope'nin oğlu olarak doğar. Bir kâhin, ebeveynine Narsis'in dünyada, kendi yüzünü görmediği sürece yaşayacağını bildirir. Narsis bir gün bir su birikintisine dökülen bir kaynağın yanına gelir ve su birikintisine doğru eğilerek oradaki sudan içmeye başlar. Doğal olarak, bu sırada, birikintide yansıyan yüzünü görür. Kendi yüzünü görünce önce şaşkınlığa düşer, sonra kendini hayranlıkla seyre dalar ve kendisine âşık olur. Bu seyirden kendisini bir türlü alamayan Narsis gitgide hissizleşir, dünya yaşamına gözlerini yumar ve bulunduğu yere kök salarak açılmış bir çiçeğe dönüşür. Bu çiçek, güneş gibi, sarı göbekli, beyaz yapraklı, çevresine güzel kokular yayan bir çiçektir. Ölümünden sonra Styx nehrinin sularına katılır.

Narsis hakkındaki bazı önemli edebi alıntıları aşağıda vereceğiz. Antik metinleri bir yana koyarsak,

o Jean-Jacques Rousseau''nun yazdığı “Narcissus: ya da Kendine Hayran Biri” adlı piyes ilk kez 1752'de Paris'de sahnelendi.
o Narsisizm üzerine ilk psikoanaliz makalesini Otto Rank 1911'de yayınladı ve çağdaş dünyada narsisizmi kişinin kibir, gösteriş tutkusu ve kendi kendisine hayran olması diye tanımladı.

o Freud'un 1914'deki “ Narsisizm Üzerine Bir Giriş” başlıklı çalışması konuyla ilgili klasik bir metindir.
o 1923'de Martin Buber "Ich und Du" (Ben ve Sen), başlıklı makalesinde narsisist bireyin başka bireylerle eşit olmayı reddettiğini, onları birer obje olarak gördüğünü yazdı.

Narsis'in öyküsündeki sembolizm şöyle açıklanmaktadır.:

o Narsis'in suda kendisini görmesi ve kendisine âşık olması, sezilerinin önceden dışarıda aradığı en büyük sırrın, hâkimiyet asasının, bilgelik anahtarının kendi içinde olduğunu farketmesini, içindeki “spiritüel tesir” kanalını keşfetmesini simgeler.
o Narsis'in gitgide hissizleşmesi ve dünya yaşamı na gözlerini kapamasında, dünyasal isteklerden tümüyle uzaklaşması, başka insanların önem verdiği dünyasal, maddi değerlerin kendisi için artık hiçbir şey ifade etmemesi simgelenir.
o Çiçek ve çiçeğin açılması varlığın “spiritüel tesir”i kendi başına (inisiyatörü olmadan) çekip aktarabilecek duruma gelmesini simgeler. (Çiçek tüm ezoterik ekollerde aynı anlamda kullanılmıştır; nergisin yerini kimi ezoterik ekollerde gül, kimilerinde lotus almıştır.) Aldığını çevresine yayması, rengi ve biçimi küçük bir güneşi andıran nergis çiçeğiyle ifade edilmiştir.
o Aldığı spiritüel tesir, burada, tesirin tüm tradisyonlarda en çok kullanılan sembolü olan, içtiği su ile simgelenmiştir.
o Ölen çiçeğin ırmağa katılmasında ise spiritüel tesirin kaynağı ile özdeş olma, spiritüel tesir zincirinin bir halkası olma simgelenir.

Narsis, aşk ve ölüm

Kendi güzelliğine âşık olmak Narsis'i kaçınılmaz ölüme sürükleyecektir.

''Kendi güzelliğinin imgesi ile baştan çıkan Narsis içi boş bir röfleye âşık olur, gölgeyi vücut olarak algılar (...) ne görür? Hiç bir şey, ama gördüğü şey onu kucaklar ve öper. Yanılan gözleri onun tutkusunu arttırır (...) Gözleri doymadan yalancı imajına dalar gider ve bizzat kendi gözleriyle kendinin ölümünün yapımcısı olur'' (OVIDIUS, Métamorphoses, III, 415.)

Narsis âşıktır ama aşkının “objesine” hiç bir zaman sahip olamaz! Başkalarına kurduğu ölümcül tuzak onun üzerine kapanır.

''Narsis kendini öldürür çünkü kendine âşıktı r ve kendini yok etmeden sevmesi mümkün değildir'' (Histoires fantastiques de doubles et de miroirs . Paris: Librairie des Champs Elysées, 1981, Anne Richter'in Önsözü, sf. 9.)

Narsisizm (NARKOZ) varlığını hapseder. Hipnotize halde bir çeşit uyuşturucu etkisine girmiş Narsis kendi imgesinin güzelliğine hayran bakışlar içinde boğulur gider.

''Fakat ben, sevgili Narsis, ben sadece,
kendi özümü merak ederim;
Benden başkası benim için sadece gizemli bir kalptir,
Her öteki yokluktur.
Ey muhteşem vücudum, sadece sana sahibim!
Ölümlülerin en güzeli sadece kendini sever...”
(Paul Valery)

Valery bu şiirinde bir hata yapar: Özünü bedeniyle eşleştirerek daha da kahredici bir durum yaratır. Narsis yansımasına başkasının imgesi olarak aşık olduğunda, gerçekte kendini sevdiğini bilmez, kendine aşık olduğundan haberi yoktur, başkasını sevdiğini zannetmektedir..

''Zira kendini görmese bile,
kendini gördüğünde artık fazla yaşamaz''

Narsis'in fiziki güzelliği ile başkasını sevememesi, vücudu ile ruhunun karanlığı arasındaki çelişikliğin altını çizmek gerekir.

Ne olursa olsun, Narsis sevememiştir, zira yanlış aynaya bakmıştır.

''Aşkın sonsuzlaştığı bir aynaya bak her zaman,
Yaşayan bir ayna için, yansımak sevmektir''
(LAMARTINE , OEuvres poétiques)

Narsis kendini başkasının gözlerinde tanımayı istememiştir. Ekho ona şöyle diyecektir:

''Kapını sonsuza kadar kapadın,
Halbuki seni boşuna bekleyecek bir ayna vardı''
(Jorge Luis Borge, L'auteur et autres textes)

Sevgiye kapıyı kapamak ölümün kapısını açmaktı r.

Başkasında kendinin büyüsünü narsisçe bir şekilde arandığında durum aynıdır.

''Kendimi senin gözlerinle, senin gözlerinde görmek...
(...)
Genleşmiş göz bebeklerinde büyüyorum.
Alev alev yanan iris'inde ışıldıyorum.
Orada yansıdığımda kendime hayran oluyorum.
Narsis ise kendi bakışı içinde boğulup yok oluyor.''
(Serge Doubrovsky, Serge . Un amour de soi .)

Hamlet tarafından terkedilen Ophelia da melankoli içine gömülür ve kendi yansımasını gördüğü suyun içinde boğulur. Saf ve samimi aşkı sevdiği Hamlet'in deliliğini görmesine engel olmuştur.

Giovanni Papini'nin “Kaçan Ayna” romanında kahraman üstüne adeta yapışmış kendi geçmiş BEN'i ile yaşar ve dökülen yaprakların mühre boncuğu içinde boğulur:

''İkimizin yüzleri ardı ardına suyun karanlık aynasında ortaya çıktığında aniden arkama döndüm ve eski benimi omuzundan yakalayarak, başını yüz hatlarının göründüğü yerde suya soktum ve bu başı umutsuz kinimin tüm enerjisiyle suyun içinde tuttum (...)
Bir kaç dakika daha geçti ve pörsük vücudunun gömüldüğünü hissettim. Onu öyle bıraktım ve kulak kovuğunun ta derinliklerine düştü: eski iğrenç benim,geçmiş zamanımın beni, zavallı ve şaşkın sonsuza kadar yok olmuştu artık.”
(Giovanni Papini. Le miroir qui fuit.)

Ama bu modern Narsis tam tersine geçmişinin uğursuz eşini boğarak yeniden doğar.

Hallac-ı Mansur Bağdat sokaklarında Allahın aşkıyla yanıp tutuştuğu zaman sadece Kendini sevdiğini bilir,içsel beninde değil ama kendinin ''tanrısal'' gerçekliğinde. Bu nedenle ''EN EL HAK” diye bağırır. Böylece narsisizm zirvesine ulaşmış olur: Tanrı, bizzat Kendisinden başkası olmayan Yaratıkları aracılığıyla ve onların kalbinde kendini seven olarak görülür.

Mistikler böylece '' kişisel ben-merkezlerini, Tek olan, bir ikincisi ve eşi olmayan BENMerkezine transfer ederler'' (Karuna. L'Instruction du Verseur d'Eau.)

Böylece Mutlaklığa ermiş olurlar, MUTLAKLIĞA yani Sonsuzluğa, yani yok oluşa, ölüme...

Hangi Narsis'e uygularsak uygulayalım sonuç değişmez: Narsis'in sorunu, suya bakarken aşık olduğu yüzünün arkasında ''Ölüm'ü görmesidir... Ölüm korkusu psişik yapıyı şekillendiren temel korku...

Kendi imgesinde boğulan Narsis

Narsis efsanesi ile ilgili bir çok versiyonun en ayrıntılı olanı Ovidius'un “Metamorfoz” adlı eserinin 3. kitabında anlatılır.

TİRESİAS LİRİOPE'ye şöyle der: ''Narsis uzun ömürlü olacaktır ama kendi imgesini görmemesi şartıyla''

Narsis sevgiye karşı duyarsızdır. Ona âşık olan Ameinias'a intihar etmesi için bir kılıç göndermekten çekinmez. Narsis'in kapısında kendi canına kıyan Ameinias can vermeden önce Narsis' e lanet okur ve bu laneti Tanrıların kulağına gider. Bir gün su kaynağından susuzluğunu gidermek isteyen Narsis kaynağın berrak suyunda âşık olacağı kendi yüzünü görür ve çaresiz bir tutku içine düşer: Kurtuluşu intihar etmekte bulur.

Kendi imgesine âşık olan Narsis bu imaj içinde boğulur. Fakat tutkunun verdiği acının kaynağı imajının ölmeden yok olmasıdır.

Acısının gizemi imge-objenin içinde kaybolduğu ölümün dayanılmaz çekiciliğinden kurtulamamasındadır. Acı ölümü öznenin gerçekliği olarak gösterir ve tüm arzuları kaçınılmaz olarak ölüme doğru yönelir. Böylece yaşam arzusu yalan görüntüsüne bürünür.

Yalan zaten sürecin en başında vardır: Âşık olunan güzel bir yüz tek ve tümsel bir gerçeklik olarak ortaya çıkar.

Narsis yalan görünen ve işitilen dışında başka bir gerçekliğin olmadığına inanmıştır. Bu imgenin anlığının tutsağı olarak, imgenin ve söylemin ondan sakladığı her şeyi unutur. Onun için Gerçek artık sadece kendi imgesinin görüntüsüdür.

Acı, röperleri yerinden oynatır ve Narsis onların mutlak anlamda sabit ve tek gerçeklik olduğuna inanır.Ölüm bu durumda aşık olunan imajın sınırlandırması olarak algılanır.Gerçeklik ve hayal birbirine karıştırıldığında, algıları çerçevesinde psişik aktivitesi kendi ölümüne kapı açar.

Psişizmin ölümden kaçışı mutlak öteki ile karşılaşmasıyla olabilir ama ötekini de ''aynı''nın, benzerinin kökeni olarak algılar. Öteki ile kaynaşan füzyona giren ''BEN'' sahte, aldatı cı bir üniteye ulaşır.

Tek çaresi artık SÖYLEMdir, ama Narsis kendi imgesinin kara suyuna gömülüp boğulurken çığlık bile atmaz. Çığlığının bir işe yaramadığını çok iyi bilir, zira aşkını reddettiği ve acılar içinde bıraktığı âşığının adı Ekho'dur. Onu duyacak kimse yoktur artık. ''Aynı''dan ayrı düşmek her zaman çığlık attırır ama büyülenme, imaj önünde baş dönmesi bu çığlığı önler, kurtuluşun yolunu tıkar ve yeniden doğuşun çığlığını engeller.

Ayna Narsis için stratejik önemdedir: kendini tanıma, kendini bir nesne (obje) olarak algılama ve objeleştirme aracıdır. Kendi kendinin önünde poz verme ve ona kendi içine bakma imkânı sağlar. Kendini bir başkası olarak yansıtma olanağı vardır. Ama burada muazzam bir tuzak oluşur: ortada yüz yüze kalan iki kişi. Bu yüzler gerçek midir?

Aynayla bu çatışma içinde aynı zamanda ikilik, kişilik ikilenmesi, teklik ve kimlik vardır. AYNI dış benzerlik iki olmuştur. Eski gnostiklere göre Adem göksel varlığını kendi yüzüne aşık olduğundan kaybetmiştir. Narsis'in öyküsü basittir: Her türlü sevgiyi reddeden Narsis Ekho'yu istemez, “sana ait olacağıma ölmeyi yeğlerim'' der.

[Not: Bizim narsistin öyküsü bu kadar derin, bu kadar karmaşık ve şairane değildir. Salt ihtirastır, benlik boşluğunun bağıra çağıra dışa vurumudur, yaldızı hatta cilası bile yoktur. Küçük dağları ben yarattım, yarının büyüklerini de ben yaratacağım” diyen her insanda keramet aramamak gerekir. Bizimkinin tanımlanmasını Narkissos efsanesinde değil, Dr. Sam Vaknin'in saptamalarında aramak gerekir, zira patolojik bir vakadır.]

PATALOJİK NARSİSİST

İsrailli bilimci Dr. Sam Vaknin, “Malignant Self Love: Narcissism” (Hastalıklı Kendini Sevme: Narsisizm) başlıklı kitabında, kendini beğenmiş, kibirli, gösteriş düşkünü kişiler için şu saptamaları yapar:

“Fantezi veya davranışlarda en iyi bilinen örnek, kendine hayran olmak, methedilme ihtiyacı duyan, empati kurma eksikliği gibi hususlara sahip kimseler. Genellikle erken ergenlikte başlar ve farklı durumlarda kendini gösterir. Bir kişinin 'Patolojik narsisist' sayılabilmesi için, aşağıda sıralanan 5 ya da daha fazla ölçütü karşılaması gerekmektedir.

Şöyle ki:
1- Kendini önemli, çok büyük ve ihtişamlı biri olarak hissetme.
2- Limitsiz başarı, şöhret, kendini her şeye kadir gören, bir benzeri olmayan zekâya (parlak akıl, yetenek) sahip olduğunu düşünen (beyne dayalı narsisizm), güzel beden ve yüksek cinsel performansa sahip olma, (fiziksel duyuma dayalı narsisizm), ideallerin adamı olma ve çok daha fazlası şeklinde kendini görme. Sürekli bir şekilde bahse konu hallerde olduğunu düşünmek.
3- Tamamıyla tek ve erişilmez, özel yaratılmış olduğuna kendini inandıran. Sadece kendisi gibi yüksek seviyede, eşsiz ve erişilmez, insanlar tarafından anlaşılabilir ve ikna edilebilir olarak kendini gören.
4-Aşırı derecede ilgiye, takdire ihtiyaç duyan, aşırı methedilen, sürekli doğrulanmak ve teyit isteyen. Dile düşmekten, başarısızlıktan korku duyan bir kişiliğe sahip olanlar.
5- Kendini her şeye kadir gören, karşı taraftan sürekli olarak ve nedensizce öncelikli ve özel muamele görme isteği olan. Beklentilerinin talep etmeden, anında tamamıyla ve otomatik olarak karşılanmasını bekleyen.
6- Başkalarını, kendi başarısı için kullanmayı iyi becerebilen ve bunda kendisi için hak gören.
7- Empati kurma yeteneğinden mahrum. Başkalarının istekleri ve ihtiyaçlarını görme ve anlama konusunda isteksiz ve başarısız olan ve bunlara önem vermeyen.
8- Başkalarının fikirlerini ve inanışlarını (hükümlerini) ancak ve ancak kendisi ile aynı olduğunda (kendi fikirleri ile örtüştüğünde) destekleyen arkasında duran kimseler veya kişilikler.
9- İşi bozulduğunda, önüne engeller çıktığında veya zorlandığında, haksız iddialarda bulunan, küstah, kaba ve itici davranışları bulunan kimse”