Frida Kahlo yine Paris’te

frida-4On beş yıl önce, Frida ve eşi Diego Rivera'nın yapıtları Paris'teki Maillol Müzesi'nde sergilenmişti. O sergide Diego'nun daha az yapıtı yer almıştı. Bu kez Orangerie Müzesi'ndeki sergide onunkiler de geniş bir alana yayılmıştı. Diego ve sanatı üzerine yazmayı sonraya bırakıyor, Frida'ya dönüyorum.

1907 yılında Alman asıllı bir baba ile Meksikalı bir anneden dünyaya gelen Frida, Meksika devrimi sürecinde büyüdü. O dönemde bir grup komünist gençle birlikte devrimci mücadeleye katıldı. Daha küçükken geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağı sakat olsa da, eğitimine devam ediyor ve doktor olmak istiyordu. Fakat yaşam onu bir otobüs kazası sonucu omurga kırığı nedeniyle yatağa bağlı hâle getirdi. Kendisi notlarında hep doktor olmak istediğini, resmi düşünmediğini yazsa da, resimle ilgisi, fotoğrafçı olan babası tarafından bilinmekteydi. Hatta onu bir ressam arkadaşına gönderip desen dersleri aldırmıştı. Ve o yatağa bağlanmasıyla birlikte bir şeyler yapması gerektiğini düşününce de ilk aklına gelen resim oldu. “Annemden ve babamdan rica ettim. Bana özel şövale hazırladılar. Çünkü oturamıyordum. Yağlı boyalar aldılar ve böylece resme başladım.” diye yazar notlarında.

1926'da gerçekleştirdiği, belki de acılarından soyutladığı ilk otoportresi, Dürer tarzı olarak tanımlanmaktadır ve onun resim sanatındaki yetisini göstermektedir. Aynı yıla ait kurşun kalem resminde ise kaza sonrasını anlatmış. Devrilmiş bir otobüs, yerlere saçılmış insanlar ve en önde uzanmış Frida…

Yatağın tepesine yerleştirilmiş ayna, ona hep kendisini gösteriyordu, geçmişini, acılarını ve yalnızlığını yüzüne vurup duruyor olmalıydı. Her şeyi kendi yüzünde, kendi vücudunda arar olmuştu. “En iyi tanıdığım motif benim.” diye yazıyordu notlarında. Bu onun yapıtlarına o kadar baskı yapıyor ki, onun sanatını inceleyip değerlendirirken, acıları ve yaşamı dışına çıkmak gerçekten güç.

Frida yatağında resim çalışmalarını sürdürürken, yaşamında ilginç değişiklikler oluyordu. 1923 yılında, kazadan önce bir amfiteatrda tanıştığı ressam ve aktif politikacı Diego ile 1929'da evlendi. Bu evliliğin ona sanatı için getirileri olduğu kuşkusuz. Ayrıca eşine hayrandı. Onunla Amerika yolculuğu yaptı, birçok sanatçıyla tanışma şansı oldu. Fakat onun kız kardeşiyle ilişkisini öğrendiğinde, büyük bir düş kırıklığı yaşadı. Ve eli hemen resme uzandı. “Birkaç Çimdik” adlı tablosunda, yatakta kanlar içinde çırılçıplak yatmaktadır. Yanı başında, ayakta duran erkek ise Diego'dur. 1935 tarihinde gerçekleştirilen bu tablo ile 1944'deki “Kırık Omurga” adlı tabloyu karşılaştırdığımızda, ikisinde de acının doruğa ulaştığını gözlemleriz. “Kırık Omurga”da çıplak vücuduna saplanmış irili ufaklı çivilerle, omuriliğine yerleştirilmiş metal parçasıyla durmaktadır. Gözlerinin altında gözyaşlarına benzer beyaz noktalar var ama yüzü her zamanki gibi bir maskı andırıyor ki, Frida yüzünü hep böyle ifade etmiştir. Örneğin “Birkaç Çimdik”de simsiyah gözleri kapalıdır bu kez ama acı çeken bir ifade yoktur yüzünde. O acı çeken gövdenin dışındadır yüzü. Gövdesini tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktan çekinmez. Düşük yaptığı sahneleri de tüm açıklığı ile işler. Eşi Diego aynı zamanda eleştirmendir ve Frida için şunları yazar: “…Sanat tarihinde ilk kez salt kadınları ilgilendiren temaları böylesine ve adeta sakin bir vahşetle işleyen kadın ressamdır o.”

frida-3aKadın ressam olarak yoğunlaştığı konular onun inandığı dünya görüşünü bir tarafa bırakmasına neden olmamıştır. İki yıllığına Diego ile gittiği Amerika'da gördükleri, onu bir komünist olarak etkilemiştir. Bu yolculukla ilgili yaptığı “Meksika ve Amerika Sınırında Otoportre” tablosunda, adeta iki ülkenin karşılaştırmasını yapar. Bir yanda tüten fabrika bacaları, gökdelenler, öte yanda yarı yıkık Aztek piramidi, çiçekler, tanrı heykelcikleri… Üzerinde batıya özgü bir elbise, sol elinde bayrak, sağ elinde sigarasıyla, iki kültür arasında duruyor. Arka planda ise yine Aztek inanışında düalizmi simgeleyen güneş ve ay görülmekte ki Frida, ülkesine özgü bitkileri, evcil hayvanları, bilgeliğin sembolü “üçüncü gözü”, kullanarak resmini zenginleştirmiştir. Amerika yolculuğunda kapitalist sisteme karşı olan inanışı daha da güçlenmiş olmalı. Öyle ki, yaptığı “Amerika” tablosunda, Amerika'yı gökdelenler, fabrikalar, kiliseler, çöpler ve Özgürlük heykeli sembolize etmiştir. Ve ortada bir elbise vardır ama ne onun içinde, ne de dışında tek bir insan bile yoktur.

Eşiyle birlikte bir çok sanatçı ve politikacıyla gerçekleşen dostluklar, onun hem yaşamını renklendiriyor, hem de dünyadaki kendi sanatı üzerine bilgilerini geliştirmesini sağlıyordu. Özel uğraşlarıyla Meksika'ya getirdikleri Troçki, üç yıl boyunca onların evinde konuk edildi ve ona ithaf ettiği bir otoportre yaptı. 1938 yılında bir süreliğine Meksika'ya gelen André Breton, sürrealizmi burada tanıtıp, yaymak istiyordu. Frida'nın çalışmalarını görmüş ve etkilenmişti. Frida sürrealizmi reddettikten yıllar sonra 1952'de bu sürece dair şunları yazmıştı: “Ben sürrealizmden nefret ederim. Bu benim için çöken burjuva sanatının bir göstergesidir. Ben asla rüyalarımı yapmadım. Kendi gerçeklerimi yaptım.”

Bu gerçeklerin içinde salt acılar yoktu kuşkusuz. Bir taraftan da politik savaşını sürdürüyordu. Bu nedenle de Dünya Barış Konferansı için “Frida ve Stalin”, “Marksizm Hastalıkları İyileştirecek” tablolarını gerçekleştirdi. Bu arada Sürrealizm tanımlamasını kabul etmese de André Breton'un yardımıyla Amerika'da bir sergisi açıldı. Sergi onun geniş çevrede tanınmasını sağladı. Tablolarından bazıları satıldı ve siparişler de aldı. Bunların onu çok mutlu ettiği yadsınamaz.

Fridas the brideDünya Savaşı öncesine rastlayan yıllarda, Paris'e yaptığı yolculuk o denli başarılı olmadı. Sağlığı iyi değildi. Zaten sık aralıklarla ameliyatlar geçiriyordu. Bu arada Diego ile boşanmışlar, bir yıl sonra tekrar evlenmişlerdi. Kırklı yıllarda yavaş yavaş eve kapandı. Ders verdiği öğrencileri artık evinde konuk etmekteydi. Başladığı tabloları bitirmesi giderek uzun zaman alıyordu. Ölüdoğa resimlerindeki renkler canlıdır hâlâ. En son yaptığı tablolardan biri olan “Çember” ise oldukça ilginçtir. Yine çıplaktır ama kolları bacakları görülmese de, gövdesi cinsel organını gösterecek denli açıktır. Bu yapıtında, onda pek rastlanmayan bir teknik kullanmış ve bir karmaşa içine atmıştır o gövdeyi. Renkler, biçimler parçalanmış, geride belirsizlik…

1953'de giderek ağırlaşmıştır. Bir bacağı kesilir. Ameliyat sonrası Meksika'da onun için ilk kez bir sergi düzenlenir ve Frida bir karyolayla sergiye götürülür. Bu belki de onun son kez dışarı çıkışıdır. 1954'de ardında tablolarını bırakarak, inadına yaşadığı bu dünyadan ayrılır.

KAYNAKÇA:
1- Beaux Arts'ın sergi üzerine çıkarılmış özel sayısı.