Şahinkaya Olayı

gercek-1984Tayyip Erdoğan 2011 seçimlerini kendisine garanti edecek bir oylama yerine geçmesi için bir referendum düzenlediğinde bunu "12 Eylül’le hesaplaşmak" diye tanıtırken, 1982 anayasasının Milli Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında siyasi ya da gayri siyasi herhangi bir soruşturma açılmasını yasaklayan geçici 15. Maddeyi de kaldıran değişiklik maddesini kanıt gösteriyordu.

Oysa bu maddenin süpabı da değişiklikte getirilmişti: Bugüne değin sadece kabine üyelerine uygulanan ancak Yüce Divan’da (Anayasa Mahkemesi’nde) yargılanabilirliğin kapsamına muvazzaf ve emekli kuvvet komutanları da alınmıştı.

Böylece M.G.Konseyi üyelerinden hayatta olan Kenan Evren, eski Deniz K.K. Nejat Tümer ve eski Hava K. K. Tahsin Şahinkaya hakkında soruşturma açılmasının kapısı kapatıldığı gibi mevcut ve gelecek bütün kuvvet komutanlarına da güvence sağlanıyordu. Zira o komutanlar için ya Yargıtay Başsavcısı soruşturma açabilecektir veya TBMM’de bu konuda önerge verilmesi, o önergenin Genel Kurulda kabul edilmesi, tahkikat komisyonunun kurulması, şayet komisyon “soruşturma açılmalıdır” diye karar verirse, bu kararın de Genel Kurul’da oylanıp benimsenmesi gerekecektir. Anayasaya giren bu yeni şartı önemsemeyen ya da bilmeyen bir çok aydın gidip mahalli C. Başsavcılıklarına suç duyurusu dilekçesi verdiler. O savcılıklar da görevsizlik kararı vererek dilekçeleri Yargıtay Başsavcılığına gönderdiler. Dosyaların akıbeti ne oldu, şu anda meçhul.

ŞAHİNKAYA İÇİN MECLİS ARAŞTIRMASI İSTENDİ

DSP Gen. Bşk. Yrd. İstanbul Milletvekili Hasan Macit, Tahsin Şahinkaya hakkındaki yolsuzluk iddialarını dile getirerek Meclis tahkikatı açılması için Meclis Başkanlık Divanına başvurdu. (1986'da SHP Adana Milletvekili Cüneyt Canver Şahinkaya aleyhinde F-16 uçakları ihalesindeki yolsuzluk iddiaları hakkında Meclise dilekçe vermiş, ama dilekçesi gündeme alınmamıştı, gerekçe 15. Maddeydi.) Hasan Macit’in 20 Eylül 2010 tarihli dilekçesinde şöyle deniliyor:

“12 Eylül 1980’den sonra ülkemizde uzunca bir süre Parlamento denetiminden uzak bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde, gemicilikten havacılığa kadar birçok alanda usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış; ancak pek çoğu resmiyete intikal ettirilmediği için, inceleme ve araştırma dışı kalmıştır. Bu iddiaların en çok yoğunlaştığı kişilerden biri, Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya olmuştur.

Şahinkaya ile ilgili iddialar, F-16 uçaklarının alımında yolsuzluk yapmak, Hava Kuvvetleri Komutanı iken bu Kuvvetin ihale ve alımlarının belli şirketlere verilmesi için nüfuz kullanıp çıkar sağlamaktan, haksız iktisap yoluyla çok sayıda taşınır ve taşınmaz mal edinmiş olmaktan, yurt dışında ve sırdaş hesaplarda parası olmaya kadar uzanmaktadır.

Şahinkaya’nın ayrıca birtakım holdinglerle kendisinin ve yakınlarının ortaklık ilişkisi içinde olduğu iddiaları vardır. Bu iddialara göre, Şahinkaya, eşi ve çocukları, Kalebodur, Kaleterasit ve BAGFAŞ şirketlerinin ortaklarındandır. Yine Şahinkaya’nın eşi daha sonra BAGFAŞ tarafından, Denizcilik Bankası’ndan satın alınan İş-Kur’un da kurucu ortağıdır. İleri sürülen iddialara karşı savunmaya geçen şirketlerden ilki (Kalebodur şirketi) Şahinkaya’nın ve yakınlarının ortak olduğu, ikincisi ise (Kayalar şirketi) Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihalelerini en çok alan şirkettir.

Silahlı Kuvvetler’in ihale ve alımlarında yolsuzluklar yapıldığına ilişkin iddiaları, ilk kez Sayın Tahsin Şahinkaya ile de ortaya çıkmamıştır. Lockheed, ITT gibi şirketlerin de Türkiye’de rüşvet dağıttıkları öne sürülmüş ve bu iddialar yargıya intikal ettirilmiştir. Bu nedenle bu tür araştırmaların Silahlı Kuvvetler’i rahatsız edeceği yolundaki söylentiler haklı olamaz. Tersine, bu gibi iddiaların ortada bırakılması, Silahlı Kuvvetler’in sağlam gelenekleri ile bağdaşmaz. Esasen bu tip yolsuzluk iddiaları, hiçbir gerekçe ile örtbas da edilemez.

Şahinkaya’nın mal varlığı ile ilgili açıklamaları da tatmin edici olmaktan uzaktır. Beyan ettiği veya elden çıkardığı mal varlığının, hangi imkanlarla iktisap ettiği hususu açıklığa kavuşmamıştır. Ayrıca Hava Kuvvetleri’nin çeşitli tesislerinin, Şahinkaya ailesinin ortak olduğu seramik fabrikalarının ürünleri ile donatıldığ ı iddia edilmektedir. Bu doğru mudur? F-16 uçakları ile ilgili anlaşma, yalnız uçak üretimine ilişkin değildir. Bu anlaşma ülke ekonomisinin boyutlarında bir dizi çıkar bağlantısını ve ipoteklerini de gündeme getirmiştir.

Yukarda belirtilen şirketler, bu anlaşmanın yan bağlantılarına nasıl olup da yerleştirilmiştir. İş-Kur, Denizcilik Bankası’nca neden satın alınmış ve daha sonra, yine bu ailenin ortak olduğu BAGFAŞ tarafından niçin geri alınmıştır?

Yukarda sorulan iddiaları açıklığa kavuşturmak için Anayasamızın 98 ve içtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.”

OLAY KAMUOYUNA NASIL YANSIMIŞTI?

Şahinkaya hakkındaki yukarıdaki önergede özetlenen bilgilerin ayrıntıları Ocak 1984’te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin aylık yayın organı olan ve o dönemin koşullarına uygun boyutlarda çıkarılan GERÇEK’te verilmişti. Aşağıda yazılı bilgileri bir gazeteci arkadaş getirmişti. Kendisi İlhan Selçuk’un yakın dostuydu. Bilgileri önce Selçuk’a götürür, ama Selçuk “Yayınlayamam. Gazeteyi kapatırlar” der, bunu üzerine haber kaynağı olan arkadaş “Ben de TSİP’lilere götürürüm, onlar Türkiye'ye duyururlar” deyince, Selçuk “iyi yaparsın” diye yanıt verir.

TSİP yöneticilerine bilgiler o zamanki gizlilik koşullarında Aralık 1983 sonlarında ulaştırıldı. Veriler hemen metin haline getirildi ve matbaada basılarak –bir kısmı partinin olağan dağıtım ağı içinde, çoğunluğu ise eldeki adreslere postalanmak suretiyle– GERÇEK Özel Sayısı “Şahinkaya Olayı” başlığı altında 7000 adet dağıtıldı.

Postalananlar siyasi partilerin mahalli teşkilatları, Barolar, diğer meslek odaları birimleri, Türk İş sendikaları (DİSK kapatılmıştı), rektörlük ve dekanlıklar, listede yazılı orta dereceli okullar, sivil ve askeri hastane başhekimlikleri, kişilerde ise milletvekilleri, gazeteciler, tanınmış öğretim üyeleri idi. Kimsenin başını derde sokmamak için şahısların ev adresleri kullanılmıyor, işyeri adreslerine gönderiliyordu.

Postalama işleri zamana yayıldığında polis postanelerde karakol kurduğundan (7 Kasım 1982 Referandumundaki “Hayır” kampanyasında bu yüzden yakalananlar olmuştu) çeşit çeşit zarflarla ve postanelerden dikkati çekmeyecek sayılarda toplu alınmış pullarla İstanbul’un çok geniş alanında ve Ankara'da o zamanlar var olan caddelerdeki posta kutuları kullanılarak bir Cumartesi günü postalama işleri yapıldı. Kolluk güçleri fark etmeden ve postları kontrol etmeğe fırsat bulamadan Pazartesi günü zarflar yerine ulaşmıştı. Bu, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Cunta emirberi Beyhan Cenkçi’nin ertesi günkü küfürnamesinden öğrenilmişti. Basın hürriyetinin tümüyle yok edildiği dönemde Generallere temenna çakıp, tabasbus eylemekten başka bir işi olmayan Cenkçi "bozguncuların Konsey üyelerini karalamaya çalıştığından" bahsediyordu.

Sonradan öğrenildi ki, Evren o günlerde Suudi Arabistan gezisindeydi, haber hemen kendisine iletilmiş, o da “ben gelinceye kadar açıklama yapmayın” demişti.

Yeni kurulmuş olan Özal Hükümetinden de açıklama yapan olmadı. Fakat Şahinkaya Olayı’nın yaygınlaştırılması tahminlerin de üzerinde başarıldı.

Daha sonraki yıllarda basın olaya el attı, Şahinkaya’yı savunan bir siyasi parti çıkmadı, Şahıslardan ise Altemur Kılıç gibi tipler çıktı. Şahinkaya ise ses çıkarmadı, iddiaları da yanıtlamadı. Aşağıdaki metin Ocak 1984 tarihli Gerçek’in sözünü ettiğimiz yayının kısmen kısaltılmış halidir:

GERÇEK GAZETESİ:
(OCAK 1984)

“Tahsin Şahinkaya 12 Eylül darbesi yapılırken özel bir misyona sahipti. Darbeden 48 saat önce Washington'a gidip ABD Genel Kurmay Bakanı Rodgers ve diğer ‘bazı yetkililer’ ile görüşme yapıp dönmüştü. Bir başka deyişle Şahinkaya Kenan Evren cuntasının yapmak üzere bulunduğu askeri darbenin harekât planı ile çeşitli ayrıntılar ve darbeden sonra izlenecek yol hakkında bilgi vermiş ve Pentagon ile ABD'nin bu konudaki son direktiflerini almış kişiydi. Uluslararası casusluk diliyle veya askeri terminoloji ile Şahinkaya cunta ile ABD arasında 'Liaison man’ veya ‘liaison officer’ (irtibat adamı) olarak görev yapmıştı. Daha sonra da diğer cuntacı silah arkadaşlarıyla birlikte kendisi, MGK diye isimlendirilen cunta konseyinde üç yıl süreyle çalıştı. Bu konsey şimdi de Cumhurbaşkanlığı Konseyi adı altında sivil elbiseler içinde ve yeni üst komutanlarla işbirliği halinde işlevini sürdürüyor.

ŞAHİNKAYA'NIN DURDURULAMAYAN ASKERİ VE TİCARİ YÜKSELİŞİ

Tahsin Şahinkaya'nın Türkiye iş çevreleri ile olan doğrudan ilişkileri kendisinin Bandırma’da Hava Taktik Üs Komutanı olarak Tümgeneral rütbesiyle görev yaptığı yıllara dayanıyor (1968-72) ve Şahinkaya yöredeki bazı sanayici işverenlerle kurduğu yakın ilişkiyi iş ilişkisine dönüştürüyor,

Şahinkaya'nın iş alemine girişi Çanakkale Seramik Genel Yönetim Kurulu Başkanı (İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı) İbrahim Bodur ile BAGFAŞ’ın kurucusu Recep Gencer ile başlıyor. Kamuoyunda özellikle Kalebodur seramikleri ile tanı nan Çanakkale Seramik ile BAGFAŞ sıkı ortaklık içinde olan, birbirlerine ait hisse senetlerine sahip bulunan iki firmadır, BAGFAŞ Bandırma Erdek yolu üzerinde, fosfattan suni gübre üreten fabrikanın sahibidir. BAGFAŞ'ın patronu Recep Gencer. İŞKUR adıyla yeni bir şirket kurar. Kükürtü işleyip sülfürik asit imal edecek olan bu fabrikanın BAGFAŞ tesislerinin karşısındaki inşaatının harfiyat ve tesviye işlerini Şahinkaya kendi emri altındaki askeri birliğin erlerine yaptırır. Yasalar gereği askere alınmış olan erleri bir işveren emrinde angarya çalı ştıran Tümgeneral Şahinkaya'nın bu hizmet karşılığında adı geçen işadamından kaç para rüşvet aldığını bilmiyoruz, ama emekliliği sözkonusu olunca asıl rüşveti istediğini biliyoruz. Gerçekten de, Şahinkaya İbrahim Bodur ile Recep Gencer'e ‘o yıl emekli olmasının ihtimal dahilinde bulunduğunu’ söylemiş ve ‘istikbalinin teminat altına alınması’ için işadamlarından ‘yardım’ rica etmiştir. Hava tümgeneralinin bu ricası, adı geçen işverenler tarafı ndan kabul edilmiş ve generalin eşi Sema Şahinkaya İŞKUR'a hissedar yapılmıştır. Böyece Tahsin Şahinkaya, eşi vasıtasıyla İŞKUR'un 16 kurucu ortağından birisi haline gelmiştir.

‘KALEBODUR, CUNTACI GENERAL BUDUR’

Şahinkaya ailesinin işverenliği bununla da kalmamıştır. ÇANAKKALE SERAMİK'in patronu İbrahim Bodur da Sema Şahinkaya'yı KALEBODUR'a ortak yapmıştır. Böylece İŞKUR'a ve Çanakkale Seramik'e ortak olan T. Şahinkaya'ya artık iş dünyası açılmıştır. Şahinkaya'nın bir kapitalist olarak yükselişi onun askeri olarak yükselişi ile atbaşı gitmiştir, özellikle kendisi Hava Kuvvetleri Komutanı olduktan sonra bütün Hava Kuvvetleri İnşaat Emlak Dairelerinin yaptığı askeri, askeri okul, dinlenme kampı, lojman, orduevi gibi inşaatlarda Kalebodur Seramikleri kullanılmıştır. Şahinkaya bu işte o kadar ileri gitmiştir ki, eskiden yapılmış askeri binalara da olur olmaz seramik fayans koydurtarak hissedarı olduğu şirkete yeni kâr kapıları açmıştır. Zamanla Kara Kuvvetleri ve diğer askeri inşaatlarda ve binalarda da Kalebodur ürünleri kullanılır olmuştur. Bu şekilde Silahlı Kuvvetler Çanakkale Seramik mamullerinin en büyük müşterilerinden birisi haline gelmiştir, Silahlı Kuvvetlerin yaptığı bütün seramik mübayalarını Çanakkale Seramik istediği fiyata kapatır olmuştur. Bu durum özellikle 12 Eylül askeri darbesinden sonra büsbütün yaygınlaşmıştır. Örneğin Genel Kurmay Başkanlığı'nın içi de verilen bir emirle Kalebodurla kaplanmıştır. Birçok askeri bina Çanakkale Seramik ürünleriyle donatılırken, birçoğundaki seramik ve fayanslar durup dururken değiştirilmiştir. Yani T. Şahinkaya'nın mesleki yükselişi 12 Eylül Darbesi'yle daha da tırmanmış, kendisi iş adamı olarak da daha bir yükselmişti.

Askeri binalarda başlayan seramik ve fayans furyasını hiç kuşkusuz sadece Silahlı Kuvvetlerdeki komutanların lüks tutkusuna bağlamak mümkün değildir. Gerçi karargâh binalarının, orduevlerinin, subay lojmanlarının, dinlenme kamplarının giderek daha da lüksleştirildiği, komutan ve subayların lükse düşkünlüğünün özellikle 12 Eylül'den sonraki olağanüstü harcamalarla büsbütün arttığı artık her yurttaşın bizzat gördüğü bir olgudur. Ama bu lüks, ihtişam ve debdebe içinde Çanakkale Seramik ürünlerinin de hatırı sayılır bir kârı olmuştur. Dolayısıyla Tahsin Şahinkaya'nın general ve üst rütbeli subayların devlet parasıyla yaptıkları bu lüks harcamalardan hatırı sayılır bir hisse aldığı muhakkaktır.

Daha da önemlisi orduda başlayan bu Kalebodur modası her subayın dikkatini çekmiştir, Yani Şahinkaya’nın Kalebodur ortaklığı öyle birkaç kişinin bilgisi dahilinde tutulmuş ve kapalı kapılar ardında kalmış değildir, Tahsin Şahinkaya'dan başka kimin, hangi yüksek komutanın bu mubayaalardan sebeplendiğini isim isim tespit etmeye imkân yok. Ama Genel Kurmay Başkanlığı binası dahil olmak üzere askeri binalarda ve inşaatlarda böylesine yaygın bir seramik tüketimi yapıldıysa ve bütün seramikler Kalebodur'dan satın alındıysa, bundan sadece Şahinkaya'nın değil, başka yüksek komutanları da sebeplendi, hatta daha küçük rütbeli bir takım generallere de sus payı verildi. (Ayrıca not edelim ki, Şahinkaya Cunta konseyi üyesi olduktan sonra devletin sivil kesimindeki inşaatlarında da Kalebodur'un pazarı bir hayli genişlemiştir.)

Şahinkaya şüphesiz ki, bu kadar serveti sadece Kalebodur'dan edinmiş değildir. Onun asıl serveti Hava Kuvvetleri Komutanı olduktan sonra büyük çaplı askeri uçak siparişlerinden ve Hava Kuvvetleri'nin çeşitli ithalatından aldığı büyük komisyonlarla meydana gelmiştir.

KOMİSYON VE RÜŞVET

Hava Kuvvetleri Komutanlarının, yüksek rütbeli bir takım subay ve devlet adamlarının ABD'den uçak vesair silah satın almalarında rüşvet ve komisyon aldıkları artık tüm dünyanın bildiği bir şeydir. Örneğin Lockheed uçak firmasının devlet adamlarına ve komutanlara bol rüşvet dağıttığı ortaya çıkmış ve kanıtlanmıştır. O zamanki Japon Başbakanı Tanaka'ya kadar varan rüşvet ağına bazı Türk komutanları, hatırlanacağı gibi zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı da, dahil olmuşlardır.

Hatırlanacağı gibi zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya'nın da adı olaya karışmıştı ve kendisi bu görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Daha sonra Alpkaya'yı yargılayan askeri mahkeme olayı büyümeden kapattı, ama kamuoyuna yansıyan veriler beraat kararını doğrulamıyordu.

Bu olay Türk Hava Kuvvetlerinin sipariş verdiği ünlü F-16 uçaklarıyla ilgilidir.

Bilindiği gibi Türkiye 1981 yılı için ABD'ye başvurarak, savaş uçağı satınalmak için Başkan Reagan'dan ve Senato'dan onay istemiş ve olay Türkiye kamuoyundan gizli tutulmuştu. Ne var ki, ABD iş çevrelerinin ve Washington yönetiminin ünlü gazetelerinden Wall Street Journal bu haberi vermiş ve olayı ‘dünyada son yılların en büyük toplu silahlı siparişi’ olarak nitelemişti. Gazetemiz de Türk cuntasının bu siparişini Türkiye'nin militaristleşmesinin yeni bir örneği olarak kamuoyuna duyurmuştu. (Bk. GERÇEK, Mart 1982)

Reagan yönetimi ve ABD Senatosu aradan bir süre geçtikten sonra toplu siparişi onayladı. Daha sonra F-16 uçaklarının yapımcısı G. DYNAMICS firmasıyla görüşmeler başlatıldı, Görüşmeleri Türk tarafı adına bizzat Hv. Kv. Komutanı, Tahsin Şahinkaya yönlendiriyordu.

Daha sonra 160 adet F16 uçağı siparişi General Dynamics tarafından, ‘Türkiye'de ABD ile ortaklaşa uçak sanayi kuruluyor’ şeklinde tanıtıldı.

Bundan sonrası artık formalitesi idi. Türk Hükümeti General Dynamics ile vardığı anlaşmayı kendisinin teklif mektubu olarak Reagan yönetimine ve General Dynamics firmasına bildirdi, ABD Savunma Bakanlığı gene formalite gereği iki hükümetçe alınan kararı Amerikan Kongresine bilgi olarak sundu. Kongre'den gerekli süre içinde itiraz gelmeyince anlaşma ABD tarafından otomatikman onaylanmış oldu. Bu formalitelerin tamamlanması Aralık başını buldu. F-16 projesi 9 Aralık'ta bağlanıp, Ulusu hükümeti resmi mektubu gönderdikten sonra 13 Aralı k'ta yeni hükümet Evren tarafından atanıp göreve başlamıştı. Ne var ki bu, Özal'ın F-16 siparişine karşı olduğu anlamına gelmiyordu. Nitekim NOKTA Dergisi F-16 anlaşmasının kesinleşmesini şu cümlelerle özetliyordu; ‘... Eski MGK üyesi ve Hava Kuvvetleri Komutanı, Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi Tahsin Şahinkaya bir süre önce yaptığı açıklamada, uçak sanayi konusundaki anlaşmanın 15 Aralık günü imzalanacağını belirtmişti. Gazeteciler de bu kez TBMM çıkışı yakaladıkları Özal'a bu konuda soru yöneltiyorlardı. Başbakan Özal, böyle bir anlaşmanın kendilerine gelmediğini bildirip ‘Bizden önce anlaşma olmuşsa olmuştur. Konu önümüze gelirse biz de inceleriz,’ diyordu. Konunun üstüne giden gazeteciler, anlaşmanın Ulusu hükümetinin verdiği yetki çerçevesi içinde Milli Savunma Bakanı Haluk Bayülken tarafından 9 Aralık günü bir mektup teatisi ile imzalanmış olduğunu öğreniyorlardı!’ (Bk. NOKTA 19- 25 Aralık 1983) Kaldı ki, bu konudaki kararların gelişmesine Turgut Özal, zamanın başbakan yardımcısı olarak katılmıştır.

Ulusu hükümetinin Milli Savunma Bakanı Haluk Bayülken giderayak Tercüman Gazetesi muhabirinin bu konuyla ilgili sorusuna ‘F-16 projesi ile ilgili herhangi bir sorun yoktur’ diyordu. (Tercüman 15/12/1983) F-16 projesi açısından cuntacı generaller ve General Dynamics yönünden bir sorun yoktu. O kadar yoktu ki, Tahsin Şahinkaya’nın bu siparişten aldığı rüşvet –aşağıda göreceğimiz gibi– tam anlamıyla “kıtabına uydurulmuştu.”

F-16 PROJESİNDE OFF-SET İÇİNDE RÜŞVET

Rüşvet olayının ayrıntılarına girmeden önce anlaşmanın şartlarını özetleyelim: 160 adet F-16’nın “Türkiye’de imalat” adı altında ABD’den satın alınması bugünkü cari fiyatlarda 4,2 milyar dolar tutacak ve uçakların peyderpey montajı 11 yıl sürecektir. Projenin bir kısım finansmanı ABD’nin Türkiye’ye verdiği yıllık askeri yardımlardan sağlanacak. Bu miktarın 1984 yılı içinde 200 milyon dolar olması bekleniyor. Bir başka deyimle, ABD’nin Türkiye’ye yaptığı ‘askeri yardımın’ önemli bir bölümü General Dynamics firmasına gidecek, yani ABD bir eliyle verdiğini öbür eliyle geri almış olacak. Bunun da adına yardım denilecek. Siparişin geri kalan finansmanı Türkiye tarafından karşılanacak.

Burada konuyu daha iyi anlatabilmek için uluslararası ticarette uygulanan bir ödeme yöntemi hakkında bilgi vermemiz gerekiyor.

Batı’nın çokuluslu büyük firmaları bir ülkeye veya ülkenin bir şirketine tutarı yüksek bir mal satarken bu malın fiyatının bir kısmını nakit döviz olarak peşin alırlar. Ama adı geçen devletin fonları genellikle peşin ödeme için yetersiz olduğundan ödemenin geri kalan kısmının off-set denilen bir yöntemle yapılması sağlanır. Genellikle fazla parası olmayan devletlere büyük silah satışlarında kullanılan off-set yöntemi şöyledir: Satışı yapan Batı firması alacağının bir kısmını nakit olarak alır. Geri kalan alacağını tahsil edebilmek için ya o ülkenin herhangi bir ürününü kendisi alır (nakdi ödemenin yanısıra ayni ödeme yapılır), ya da o ürün kendi işine yaramıyorsa ürünü kendisinin kapitalist dünyadaki etkinliğinden yararlanarak başka ülkelere pazarlar, bunu da genellikle paravan şirketler aracılığıyla yapar, ayrıca ticari getiri sağlar. Yani alacağına mahsuben o ülkenin bir veya birkaç kalem ürününü ucuza kapatır. O ürünü uluslararası piyasadaki cari fiyatlarının altında alır, böylelikle kendi silah satışından elde ettiği yüksek kârlara ilaveten bir de böyle spekülasyon aracılığıyla ek gelir elde eder. General Dynamics firması da F-16'lar anlaşmasını yaparken böyle katmerli kâr gütmüştür. Ve aralarında Tahsin Şahinkaya ailesinin de bulunduğu şöyle bir tezgâh kurulmuştur:

* Amerikan General Dynamics, F. Almanya’daki ünlü kimya ve ecza firması Hoechst'ü kontrolü altında tutmaktadır. Türkiye'de tesisleri bulunan Hoechst firması F-16'ların off-set ödemesi için bir paravan şirket kurmuştur. Bu paravan firma Sema Şahinkaya'nın da ortak olduğu azot ve gübre fabrikası BAGFAŞ'a yüzde 35 nisbetinde ortak olacaktır.

* Öte yandan General Dynamics kendisine bağlı bir firma olan Philips-Dodge aracılığıyla Rize Çayeli'deki bakır ve çinko kompleksi'ne ortak olmuştur. Bu amaçla kurulmuş olan Rize Çayeli Bakır Çinko fiirketi'nde General Dynamics'e bağlı Philips-Dodge firması yüzde 49 hisseye sahiptir. Etibank yüzde 45 hisseyi almıştır. Üçüncü ortak olan Gama adlı firma da kuruluşun yüzde 6 hissesine sahiptir. Tahsin Şahinkaya'nın kızı ise bu Gama Şirketi’nin hissedarıdır. Böylece adı geçen Philips-Dodge ve Etibank'ın ortak olduğu yeni firmanın yüzde 2'si Gama Şirketi aracılığıyla Tahsin Şahinkaya'ya ait olacaktır. İşletmenin başlangıç kapasitesinde günümüz cari fiyatıyla Şahinkaya'nın kârı şimdilik yılda 200 milyon liradır. 1981 de yapılan bir anlaşmayla Çayeli'de elde edilecek olan kükürtü İŞKUR satın alacak, böylece kâra ortak olacaktır. Off-set ödemesinde Şahinkaya ailesinin payı bu kadar da değildir. General Dynamics, yukarı da saydıklarımıza ilaveten, ayrıca kendisine bağlı Alman WOHLE METALLGESELLSCHAFT adlı firma aracılığıyla Kalebodur'a yatırım yapacaktır. WOHLE firması ile Kalebodur seramiklerinin ihracatını artırmak ve yeni pazarlar bulmak için yeni bir ihracat şirketi kuracaklardır. Böylece off-set'in geri kalan kısmı seramiğin pazarlaması ile sağlanacaktır. Kalebodur'un ortağı olan Şahinkaya ise hem kendi şirketinin mallarına yeni pazar bulunması nedeniyle üretimden pay alacak, hem de bu yeni ihracat şirketine ortak olarak ticari kârdan hisse alacaktır.

* Görüldüğü gibi tezgâh öylesine sağlam kurulmuştur ki, dünyada hâlâ yankıları süren Lockheed rüşvet skandalından ders almış olan Amerikan silah tekellerinden General Dynamics Şahinkaya'ya rüşveti son derece "meşru" yollardan vermektedir. Üstelik de verdiği paranın kaydı yoktur, banka numarası, yani kanıtlar ortada yoktur, ayrıca iş ilişkilerinde T. Şahinkaya'nın önüne yeni perspektişer açmaktadır,

* F-16 projesiyle ilgili Gama, BAGFAŞ, Kalebodur ve İşkur'un hepsinde Şahinkaya'nın hissesi vardır. Örneğin Rize Çayeli’de 30 milyon ton civarında maden rezervi bulunmaktadır. Yeni kurulan şirket yılda başlangıçta 600 bin ton ham cevher işleyerek ve 62 ton bakır, 206 bin ton kükürt, 41 bin ton çinko üretecektir. Bu demektir ki 30 milyon tonluk cevher tükeninceye kadar uzun yıllar Şahinkaya'nın kendisi, çocukları ve hatta torunları, salt bu işletmenin kârından her yıl pay alacaklardır.

* F-16 uçaklarının satışının off-set kısmının cari kurdan tutarı 1 milyon 600 bin dolardır. Bu paradan Tahsin Şahinkaya da belli bir yüzde alacaktır. Üstelik de sürekli yatırım sahibi olarak kârını ilerideki yıllarda çoğaltacaktır. 5 milyar dolar civarındaki siparişten Şahinkaya'nın aldığı başka komisyonların da bulunduğu, bununsa ileride ortaya çıkacağı, ayrıca Şahinkaya'nın F-16 siparişinden daha da önce, büyük komisyonlar almıştır. General Dynamics'e rakip olan NORTHROP ile McDONNELL DOUGLAS firmaları nın meseleyi kurcaladığı belirtiliyor.

Northrop'la McDonnell Douglas'ın ortak yapımı F-48 uçaklarının son üç yıldaki siparişlerle G. Dynamics'in F-16'larını geride bıraktığı, Türkiye'nin siparişiyle General Dynamics'in büyük bir zafer kazandığı yazılırken, bu rekabet ABD Hava Kuvvetleri Bakanı Venn Orr'un Türkiye'ye F-16’ları ve Deniz Kuvvetleri Bakanı John Lehmann’ın ise F-18'leri pazarlamaya girişmesi ile ABD Kongresini karıştırmıştır. (Bak. NEWSWEEK, 5 ve 19 Eylül 1983)

İki noktayı daha not edelim;

• İŞKUR gözden çıkarılmış veya piyasada tutunamamış olacak ki iflas noktasına gelmiştir, Ne ki, İŞKUR'un, F-16 uçaklarının teknik kalitesi üzerinde tartışmalar vardır. Bu uçakların ABD'de en fazla arıza ve kaza yapan uçaklar olduğu bildirilirken, NATO üyesi Belçika ve Danimarka yetkilileri de aynı tespite katılmaktadırlar, (CUMHURİYET, 12 Ocak 1984)

F-16 projesi dahil olmak üzere cunta konseyi üyesi Şahinkaya'nın şerikleriyle birlikte çevirdiği kirli işlerini, Türkiye Kamuoyuna gazetemizin bu özel sayısıyla açıklayan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, konuyla ilgili yayınlarını sürdürecektir. Çünkü Şahinkaya'nın içinde bulunduğu çıkar kombinezonu burada özetlediklerimizle sınırlı değildir. Şurasını belirtelim ki, Tahsin Şahinkaya olayı tüm kapitalist dünyadaki ve Türkiye'deki kirli işlerin ne ilkidir ne de sonuncusudur.

Ne ki, ele aldığımız olayın özgülünde bir önemli nokta da var; 12 Eylül Darbesi'nin generalleri ‘anarşi terör-bölücülük’ demogojileri altında, ‘12 Eylül öncesinde günde 25 kişi ölüyordu, biz teröre son verdik’ sözleriyle kendilerini ‘vatan kurtaran aslan’ gibi göstermişlerdir, Dahası, ülkenin tüm meşru ve anayasal kurumlarına silah zoruyla el koymuşlardır. Meşru anayasayı ilga, meşru parlamentoyu fesh, meşru hükümeti ıskat etmişlerdir. Yasalar gereği meşru iktidarın emrinde birer devlet memuru oldukları halde, ellerinin altında bulundurdukları emirkumanda zincirini ve silahlı kuvvetleri kullanarak iktidarı silahla gaspetmişlerdir. Demokrasilerdeki kuvvetler ayrımını çiğneyip yasama, yürütme ve yargı erkini 5 kişilik bir konsey elinde tekelleştirmişlerdir. Yani TCK'nın 146. maddesini resmen ve fiilen ihlal etmişlerdir. Onlar 12 Eylül öncesinin faşist milliyetçi hareketinden kaynaklanan –ve CIA başta olmak üzere karanlık mihraklar tarafından yönlendirildiği apaçık olan– sokak terörünü koymuşlardır. Yani 12 Eylül generalleri en büyük suçu, İNSANLIK SUÇU'nu işlemişlerdir. Sadece bu neden bile onları tarih ve toplum önünde mahkum etmiştir,

Onlar bu insanlık suçunu, ‘vatan-millet-sakarya’ edebiyatı ile demagojik kılıflar arkasında gizlemeye çalışmışlardır.

Fakat bellidir ki bu insanlık suçluları, bu FAŞİZM SUÇLULARI, aynı zamanda rüşvetçi, dolandırıcı ve hırsızdırlar. Birer devlet memuru olarak ellerinde tuttukları mevkileri kişisel çıkarları ve vurgunları için kullanmışlardır, daha sonra ülkenin meşru ve anayasal kurumlarını bir askeri darbeyle yıkıp, yönetimi gaspedince ülkenin kadir-i mutlak şeşeri haline gelince de vurgunlarına, soygunlarına devam etmişlerdir. Onların siyasi suçlarına ilaveten bu yüzlerini de kamuoyunda teşhir etmek görevimizdir."