Kabataş'çı gazeteci! Türkiye Gazetesine girdi

Rejimin yılmaz müdafileri Gezi olayları sırasında kara propaganda kapsamında başlıca iki yalandan medet ummuşlardı. Bir tanesi Müslümanları tahrik etmek için "Camiye girdiler, içki içtiler" yalanıydı. İmamın aksi beyanına rağmen Tayyip Erdoğan meydan meydan dolaşıp böyle konuştu.

İkinci yalan ise Kabataş'ta bellerinden yukarısı çıplak, siyah eldivenli 70 kadar erkeğin çocuklu ve hamile bir kadını tekmeledikleri, üzerine işedikleri yalanıydı. Bu yalanı önce Star yazarlarından Tayyip Erdoğan muhibbesi Elif Çakır, saldırıya uğradığını iddia eden Zehra adlı kadının ağzından yazdı. Başbakanı bu yalanı meydan meydan tekrarladı.

Ama gündüzün her saatinde yüzlerce kişinin bulunduğu Kabataş vapur, motor ve otobüs duraklarının bulunduğu mevkideki onca sokak kamerasının hiç birinden böyle bir görüntü ortaya çıkmayınca, "Kameralar bozulmuş" denildi.

Derken Haber Türk televizyonunda program yapan Balçiçek İlter, Elif Çakır aracılığıyla mağdure olduğunu iddia eden Zehra Hanım’dan randevu aldı, görüştü ve ikna olduğunda dair Star Gazetesinde yazı yayınladı.

Hürriyet'ten Ayşe Arman Balçiçek İlter'in sözlerine ikna olmadığını söyleyerek kendisi de o kadınla görüşmek istedi, fakat randevu verilmediği gibi, bir de Balçiçek İlter'den "ben kimseyi ikna etmek zorunda değilim" diye kaçamak ve saldırgan bir yanıt aldı.

Tabii ki, değilsin: Hollywood veya Taiwan şiddet filmlerinden çıkmış "bellerinden üstü çıplak, siyah pantolonlu, deri eldivenli 70 erkek beni dövdü" lafına sen inanıyorsun, ama inanmayan meslektaşların çıkınca, onu ikna edecek veriler ortaya koyacağına, "bana ne ister inan ister inanma" diyorsun.

Derken "mobeseler bozulmuştu, görüntü bu nedenle yok" şeklindeki resmi açıklamanın da yalan olduğu ortaya çıktı. Çünkü olayın geçtiği iddia edilen saatte orada bulunan BJK formalı ve üzerine adı yazılı bir genç mobese görüntülerinden tespit edilmiş ve Emniyete çağrılarak sorgulanmış.

Yani Balçiçek İlter'in ikna olduğu kadının yalan söylediği, kameralar bozuldu açıklaması yalanıyla ortaya çıkmış. Demek ki iddiayla ilgili görüntü bulunmaması kameraların bozuk olmasından ileri gelmiyormuş ki, polis iddia edilen olay saatindeki görüntüleri izleyerek o genci saptamış ve sorgulamış.

Belli ki, Zehra Hanım gibi, Elif Çakır gibi, Balçiçek İlter de dürüst değildi.

Öyle bir yalan düşününüz ki, ortada kanıt yok, tanık yok, mağdure gizli, sadece Çakır ve İlter isimli iki gazetecinin anlatımı var.

Zehra Hanım'ı geçen sayımızda anlatmıştık (Sayı 57, sf. 42). O yazının devamı daha önemli, Çünkü Balçiçek İlter Aralık başında Türkiye Gazetesinde yazmaya başladı.

Türkiye Gazetesi Tayyip Erdoğan'cı bir gazetedir. Köşe yazarları arasında Deniz Ülke Arıboğan, Alper Görmüş, Yıldıray Öğür, Ceren Kenar, Melih Altınok gibi isimler bulunmaktadır. Bu gazetecileri medyada izleyenler vazifelerinin ne olduğunu bilirler. Şimdi bu gazetenin kadrosuna Balçiçek İlter de katılmış.

Mübarek olsun, diyemeyeceğiz. Çünkü Türkiye Gazetesine öyle bir zamanda geçti ki, birkaç hafta sonra patlayan 17 Aralık hadisesi karşısında apıştı kaldı.

Tayyip Erdoğan'ın prestiji ağır darbe yiyince Balçiçek İlter ne diyeceğini bilemedi.

Türkiye'deki ilk yazısında kendisini o gazeteye geçtiği için eleştirenlere yanıt olarak o gazeteye geçtiği halde doğru bildiklerini söylemekten çekinmediğinin kanıtı olarak Haber Türk'te Kemal Karpat'la yaptığı söyleşi'de Ethem Sarısülük'ün davasında uyuklayan yargıcı konu ettiğini yazdı. Bir faşist er tarafından Ermeni olduğu için öldürülen Er Seval Balıkçıyan'ın davasında da Savcı uyumuş (Türkiye, 4 Aralık 2013).

Balçiçek İlter bu yazısıyla övünüyor. Aman ne cesaret, ne cesaret!

Hâkimin, savcının duruşmada uyuklaması bireysel bir kusurdur ve insanlık halidir. Adli sistemin çürüklüğünün kanıtı orada değildir. "Sistemi eleştirdim" diye bununla övünmek de marifet değildir. Örneğin o gazetede yazmaya başladığı ilk günlerde dershanelerin kapatılması konusu ve AKP ile Cemaat kavgası çok yakıcı gündem maddesiydi. İlter bu konuda yeni gazetesinda yazmadı..

Arkasından "17 Aralık depremi" geldi. Balçiçek İlter –bu değinmenin yazıldığı 25 Aralık gününe kadar– sustu. Sıkı Tayyip Erdoğancılık yapan Türkiye Gazetesi gibi, yazamadı ama eleştiremedi de. En iyisi konuyu yok saymaktı.

Eğer Türkiye tarihinin açığa çıkmış en önemli rüşvet ve yolsuzluk olayında da konuşmayacaksa, bu ne biçim köşe yazarlığıydı yaptığı?

Kabataş yalanına ortaklık eden İlter bu kadarla da kalmadı. 24 Aralık tarihinde Haber Türk’teki “Söz Sende” programına Muammer Güler’i çağırdı.

“Suçsuzluk karinesi” gibi lafları bir yana bırakınız. Suçlamaların merkezinde olan, üstelik de 17 Aralık sonrasının 100’ü aşkın polisin atanmasında fiilen rol oynayan Muammer Gülerin –savunma değil– suçlamaları için programını açan İlter’e bir şok haber de ertesi sabah geldi: Sayın Bakan istifasını verdi..

Yolsuzluğu, hırsızlığı bir yana bırakalım: Bu şahıs Hrant Dink davasında yargılanması gerekirken, Başbakan onu önce mebus, sonra bakan yaptı..

Vali Muammer, suikastten haberi olduğu halde hiçbir önlem almayarak tıynetini belli etmiştir. Sen böyle birisini programına nasıl çıkarırsın? Senin Hrant Dink suikastine tepki göstermen böyle mi olmalıydı?

İlter ertesi akşam programına Ahmet Ümit’i çıkardı, ama yolsuzluk-rüşvet operasyonu ve Tayyip Erdoğan’ın olaydan sonra yaptıkları, söyledikleri gene konuşulmadı.

Eğer Kabataş yalanına ortak olmasaydı Balçiçek İlter’in son serüveniyle ilgilenmezdik.

“Bakın gittiği gazetedeki köşedaşlarına: çoğu eskiden demokrat olup, sonra yüzlerini Tayyip Erdoğan kıblesine dönmüş kişiler, bir eksik, bir fazla” fark etmez derdik. Ama İlter “70 kadar yarı çıplak, siyah eldivenli insanlar yüzlerce kişinin önünde beni dövdüler, “devrim yapacağız.dediler” diyen AKP’li birisine yalancı tanıklık ettiyse” o artık kredibilitesini yitirmiştir. “Kredibilite” kelimesi ise –İlter’in iyi bildiği yabancı dil– Fransızca’da “inanmak” kökünden gelen “inandırıcılık”tır.