Sınıf gerçeği ve... sınıf yalanı

Amerika’yı çarpan 11 Eylül’ü bir çağ dönümü yerine koyan sayısız görüş ortaya atıldı. Hepsi spekülatif. 11 Eylül’ü ve onunla aynı nitelikte pek çok olayı yaratan dünya gerçekliği bir kenara itilerek hiç bir şey anlaşılamaz. Ya da her şey yanlış anlaşılır. Bu kapitalist dünya, kapitalizme asla “anlayış” göstermeden anlaşılabilir ancak. Oysa o, bütün insanlıktan, işlediği suçlar için “anlayış” bekliyor ve alıyor da. Tehlike burada.

ABD emperyalizminin durumunu görmek gerekir. Dünya ölçeğinde bir sıkıntısı var. Sosyalizmi tuşa getirdiğini sandığı yerde doğan bir sıkıntıdır bu. “Bilmeden” dünyanın çivilerini yerinden oynattı. Şimdi dünyayı yeniden kurmaya çalışıyor ama bu kolay olmayacak.

Emperyalizm düşmanına “terör” diyor. Der, kendi bilir. Ama, bizim de bildiğimiz var. “Terör” dediği, yerine göre bir grev de olabilir, bir halkın bağımsızlık mücadelesi de. Hatta bazan barışsever, çevreci bir hareket de “terör” olabilir, olmuştur, olmaktadır. Binlerce örneği yaşanmıştır ve zaten emperyalizm denilen şey budur. Bunları unutanlar ve ABD emperyalizminin bugünkü “terör” edebiyatına takılanlar, bunu hinliklerinden değilse, ahmaklıklarından yapmaktadırlar.

ABD terörist kavramını, hoşlanmadığı devletleri “haydut” devletler diye adlandırmaya kadar götürmüştür. Sözcüleri ve yandaşları bu “haydut”lardan birinin –Irak’ın– ilk fırsatta ve kıstırıldığı köşede “vurulması” için fetva üstüne fetva çıkarmakla meşguller. Bu, ABD’nin Yeni Dünya Düzeni yaftası ardında bütün ülkelerden esirgediği ulusal çıkar ve egemenlik hakkına sadece kendisinin sahip olduğunun ilanıdır. Ne ki, Devletler Hukuku’ndaki bu yeni “gelişme” haydutları tenkil ve itlafa “meşruiyet’” sağlamakla kalmamakta, Amerikan ulusal çıkarı Amerikan halkını da vurmaktadır; çünkü “ulusal çıkar” orda da çok küçük bir tekelci azınlığın çıkarında mündemiç sayılmaktadır. Nitekim 11 Eylül “çağdönümü”nün hemen ertesi günü Amerikan halkı, başkanları tarafından “özgürlüklerinden vazgeçmeye” çağrıldı. Bütün kapitalist “demokrasi” ler ve tüm kapitalist devletler çağrıya katıldılar. Türkiye bu çağrıya ilk katılanlardan, barış isteyen masum gösterilere en acımasız saldırıyı başlatanlardan oldu. Dünyada sosyalist devlet bulunmadığı için “terör”e karşı özgürlüklerden vazgeçme konusunda bir “dünya ittifakı” oluştu. Kolay oluştu. Bu, çivisi oynamış dünyada dünya egemenliğinin güç yoluyla ve devletler ittifakı aracılığıyla sağlanmasıdır. Ama dünya sürgit böyle elde tutulamaz. Tutulur diyenler, insanlığın geleceği için kölelikten başka “umut” göremeyenlerdir.

İttifakın bütün üyeleri, yani bütün dünya devletleri şimdi “teröre karşı” bu yeni ve evrensel savaşı n altyapısını kendi ülkelerinde oluşturmakla meşguller. Nasıl yapıldığını merak edenler, sokağa çıkıp “barış” istediklerini söylesinler, öğrenirler.

Bu dünya çapında hazırlık ve Afganistan’da ucundan başlatılmış eylem, tarihe ve dünyaya ilgisi olmayanlara 29 Buhranının ardından gelen Avrupa’yı elbette çağrıştırmaz. Kavramların arkasındaki sınıfsal güdümü önemsemeyenlerin kafası nda şu sıra ve bu dünyada hiç bir çağrışım olmaz. Kapitalizme hayranlığın robotlaştırdığı beyinlerle savaşa karşı çıkılamaz ve etkin barış hareketleri kurulamaz.

O zaman bekleyip göreceğiz.

Neyi bekleyeceğiz? Neyi göreceğiz?

Önce, özgürlüklerin daha da yitirildiğini, elde kalanların kullanılamaz olduğunu ve hiç bir işe yaramadığını göreceğiz. Neyin, nerde ve ne zaman yeni “terör” tanımının (bu tanım değil, bir politikadır) kapsamına girdiğini kestiremediğimiz için, kendimiz için hiç bir şey isteyemez duruma düşeceğiz. Bize “teröre karşı mücadele” diye söylenmiş şeyin üzerimize geldiğini, bizi ezdiğini, ekmeğimize uzandığını gördükçe, sadece ABD yalanı ile değil, dünya çapında bir yalanla, dünya çapında bir sınıf gerçeği ve sınıf yalanı ile yüz yüze geldiğimizi anlayacağız.

Gerçek barışsever hareketler bu yalanın tekabül ettiği gerçekliğin içinden fışkıracaktır. Yoksulların ahından, ezilenlerin başkaldırısından, emekçi sınıfların başlarını engellere çarpa çarpa ilerleyişinden, Köstebeğin kafasını kaldırıp “biraz ışık” dediği yerden çıkacaktır.

ABD emperyalizminin yeni bir dünya hegemonyası girişimi yaşanıyor. Önce en “aykırı”, en “dışlanmış”, en plep halklardan başlanıyor. Hegemonya zaten böyle kurulur. 11 Eylül’den başlanıyor. Sığ kafalarda hegemonya böyle kurulur. Usame bin Laden’den başlanıyor. Milyarlarca insanı “uygarlığın” nimetlerinden dışlarken pasifleştirmeyi amaçlayan bir siyasete burdan başlanır!

Bu hegemonya savaşında, “Sıra bana gelmez, sıra bana geldiğinde hegemonya zaten kurulmuş olur, hoş gelir, sefa gelir,” tarafsızlığı en tehlikeli şeydir. Hegemonya bedbahtlığın nüksettiği yerde kurulur.

Türkiye’de herkes çok geç olmadan barışı, yani hemen şimdi, bugün, kendi hayatını ciddiye almalıdır.