Davranmak gerekiyor

On yıl önce ucuz kavramlarla ve “oldu bitti” ile kurulan “yeni dünya” yıkılıyor. Kapitalizmin rakipsiz hegemonyası tam pekişti pekişiyor derken dünya, hayat gerçekliğ i üzerinden yeniden bölünüyor.

Nasıl olduğunu görmek için yine Batıya bakın.

Alman demokrasisi, yıllardır yaptığı her işi o demokrasiye uygun yaptığı için dokunmadığı “Kaplancılar”ı birden derdest edip Türkiye’ye, yani hapse yollama kararı aldı. ABD başkanının imzaladığı bir kararname, kurulacak “askeri komisyon”lara, terörist olduğu iddia edilenleri kanaat üzerinden yargılayıp cezalandırma yetkisi tanıyarak, demokrasi ve hukuk devleti yönünden bugüne kadar bilinip savunulmuş ne varsa hepsini çöpe attı.

İngiltere, Kanada ve diğerlerinde evlere kayıtsız kuyutsuz polis baskını... Sınırsız gözaltı... Arap kökenlilere ayrı mcı muamele... “Örnek” demokrasilerin kalelerinde olanlara bakın. Kapitalist demokrasinin iç yüzü gözler önüne seriliyor. Hep söyledik: Türkiye gibi ülkelerdeki “demokrasi”, ileri Batı demokrasisinin asli özünü ele verir.

“Evrensel değerler” miydi, neydi?

“Değer” denilen neydi?

“Demokrasi” denilen şey, içinde varolan emekçi sınıf katkılarıyla birlikte batıyor, dünya evrensel bir baskı bulutunun içine giriyor.

Bunu yapan sınıftır: kapitalist dünya sermayesi demokrasinin teminatını kendi güvenliğinde görüyor.

Türkiye’de sermaye sınıfı, devlet ve siyasal yönetim, üzerindeki “demokratikleşme” basıncını ortadan kaldırdığı için dünyadaki bu gelişmeden pek memnun. Avantajını paraya da çevirmeyi ihmal etmezken emek güçlerini susturup ezerek tam çaresizliğe mahkum etmenin çarelerini arıyor. Çünkü, kapitalizmin merkezini ellerinde tutan güçler Türkiye kapitalizmini yönetenlere, kendi halklarına düş gördürmekten vazgeçmeyi dayatıyorlar. Bir iç kıyamete doğru sürükleniyoruz.

Bu durumda solculara, sosyalistlere, krizdeki sermaye siyasetinin ezip dışladıklarına düşen görev, atik davranmak ve iç siyasette bir an önce boy göstermektir. Mevzi kazanmak ve kazanılan mevzilerde tutunmaktır. Bunun gereğini yerine getirmektir. “Demokrasi” nereye giderse gitsin, ama içindeki 200 yıllık emekçi katkısını küçümsememek, ne varsa sahiplenip sermaye saldırganlığına karşı direnişe sürmektir. Siyaset dediğimiz, emekçi kitleleri kavrayacak bağımsız sınıf siyasetidir: daha önce hiç bir zaman “sokaktaki adam” için hayatta kalmanın ve yaşı yor olmanın böylesine vazgeçilemez koşulu olmamıştı.

Vakit yitirmeden, daha fazla ezilmeden, emek düşmanları nı daha fazla umutlandırmadan, davranmak gerekiyor.

Bu irade toparlanmalı, hızla ortaya konulmalı.