ÖDP’nin profili bu olmamalı

  • Yazdır

Solun siyasi mücadelesinin objektif engelleri, güttüğü davanın büyüklüğünden ötürü her zaman büyüktür, ancak solun siyasi mücadelesinin, çoğunlukla "solculuk" olarak solun kendisinde olan subjektif engelleri de vardır. Epeydir dilimizi solun engellerinden çok imkanlarına çevirmeyi doğru ve gerekli gördüğümüz için unuttuğumuz bu konuları, zaten bu konuları artık unutmak için kurduğumuz Özgürlük ve Dayanışma Partisi yeniden gündemimize soktu. Üzerinde durmamız solu bir adım ilerletmiş olacaksa, duralım.

Solun siyasi mücadelesinin önünde bugün dünden daha büyük objektif engeller var. Çünkü solun mücadelesi her yerde kapitalizmle mücadeledir. Bir ülkede sol, bugünkü emekçi sınıf enternasyonalizminin düzeyi nedeniyle, o "ülke solu"dur; oysa "o ülke kapitalizmi" diye bir şey yoktur, dolayısıyla bir "ülke solu mücadelesi", bu mücadele, Fiji adasında verilse bile dünya kapitalizmine karşı mücadeledir. Al sana sol için büyük ve gittikçe büyüyen bir objektif açmaz!

Bu açmazı reel sosyalizmin yıkılışı yarattı. Reel sosyalizmin yıkılışı kapitalizmin insanları ikna ve kendine inandırma kabiliyetini yükseltti. Burjuvazi –ulussuz sermaye– yeni bir dünya modeli oluşturuyor ve bütün dünyayı bundan daha iyi bir dünya modeli olmadığına inandırıyor. İnanmayanlar feryadı ayyuka çıkanlardır; ama onlar da zaten "beceriksiz"likleri nedeniyle uygarlığımızın dışına düşenlerdir. Ulus-devletlerini ulussuz sermayenin eline kaptırınca cascavlak ortada kalmışlardır.

Türkiye solu kendindeki subjektif engelleri aşıp, mücadelesinin objektif engelleri ile yüzyüze gelmekten hep kaçınmıştır. Özgürlük ve Dayanışma Partisi, bu subjektif engellerin aşılacağı bir tasarımdır. Tasarım ilk başta büyük umut verdi, sonra her ne olduysa geri dönüldü. Şimdi önündeki subjektif engelleri büyütmekle meşgul.

Peki ne oldu?

Sol’un siyasi mücadele için, sadece düşünce ürünü değil, hayatın değişen gerçekliğini de içeren bir tartışmayı ve somut mücadele deneyimlerini içeren yeni yollar, hedefi sosyalizme bağlanmış yeni programlar üretmesi gerekiyor. Bu da Eyüp peygamber sabrını gerektiriyor. ÖDP’de buluşan sol’lar acul davrandılar. Kızılcık’ın 7. Sayısında Gaye Yılmaz, davetli olduğu, ÖDP benzeri bir partinin Kongresinden aktardığı izlenimlerde o partinin on yılda gelebildiği noktayı, Danimarka solunun birleşme ve birlik kurma yolundaki inadına bir örnek olarak tanımlıyordu. Onlar acul davranmamışlardı.

ÖDP’de "platform"lar var, kişiler var. Parti tüzüğü platformları kabul ediyor ve parti içindeki çalışma sınırlarını oldukça geniş tanımlıyor. Bu kaçınılmaz bir şeydi, çünkü ÖDP Türkiye solunun tarihi mirasını üstleniyordu. Bu miras çok renkliydi ve bu renkleri birleştirmek, onları özgürleştirmekle mümkündü. Türkiye solu "çoğulcu" sol parti modelini bu gereksinme nedeniyle benimsedi. Benimsedi ama uygulamadaki güçlükleri aşamadı. Aşamayınca yeni güçlükler yarattı. Onları da aşamayınca bazı platformların sabrı tükendi.

ÖDP’de bir çoğunluk platformu var, partiyi iki yıldır bu platform (Özgürlükçü Sosyalizm Platformu) yönetiyor. Bu noktaya kaçınılmaz nedenlerle gelinmiş olsa bile, çoğulcu bir partinin tek bir platform tarafından yönetilmesi "çoğulculuk"a ters düşüyor. Bu platformun sırtında yumurta küfesi olmasa bile ÖDP küfesi olması gerekiyor. Ancak platform, konuşurken, yazarken, partiye politika çizerken, platform gibi düşünüyor, sorumluluktan kaçıyor. Türkiye solunun mirasının manevi sahipliğine hak kazanmak şöyle dursun, bu mirastan bir an önce kurtulma çizgisini izliyor. Partinin genel başkanı Ufuk Uras da bu platformdanmış gibi davranıyor ve ÖDP zaten yanlış kavrandığı için de ÖDP’den yana davranmış gibi oluyor. 21. Yüzyıl sosyalizminin partisiyiz, diyor.

Ne demek “21. Yüzyıl sosyalizmi”?

Uras ve ÖSP platformunun bu soruya yanıtı sadece medyatik bir değer taşıyor: Reel sosyalizmin negatif fotoğrafından, olamadıklarından ve yapamadıklarından çıkarılmış bir sosyalizm tanımı. Hedefini nasıl bir sosyalizm yapmayacağı yönünden tanımlamış bir sosyalist parti demek, sosyalizm diye bir amacı olmamak, sosyalizm konusunda hiç bir fikri ve ufku bulunmamak demektir. ÖDP’nin profili bu olmamalı.

Reel sosyalizmin kusurlarını göstermekle yetinerek kendini tarif eden bir sosyalizm, burjuva sınıf düşüncesinin reel sosyalizme karşı geliştirdiği eleştiri külliyatının bir parçası olmaktan ileri gitmez. Türkiye’de kapitalizme hiç bir itirazı ve eleştirisi bulunmayan, ama ÖDP’yi de şirin bulanların yanına gider. Türkiye solunun mirasçısı ÖDP’nin gideceği yol bu olamaz.

Dünya solunun, üstünde kafa çatlattığı dağ gibi sorunlar var. Bunlar aslında Marksizmin önüne yığılmış sorunlardır. Bu sorunları dünyada ve Türkiye’de aşacak olan da son tahlilde yaratıcı Marksist düşünce olacaktır. Yaratıcı Marksizm diyoruz da, bu nedir? Bir de "Yaratılmış Marksizm" var. Yaratılmış Marksizm yaratıcı değilse eğer, nasıl olmuştur da dünyayı ve emekçi sınıfları 19. Yüzyılın ortasından alıp 21. Yüzyılın başına, hala hakları olan dünyayı isteyen sınıflar olarak ulaştırabilmiştir?

ÖDP’yi, günlük siyasetin Marksizmi de aşındıran pratiği içinde boğulmaktan kurtaracak ve yaratıcı alana taşıyacak olan, Yaratılmış Marksizmi yaratan ve bu nedenle yaratıcı olduğu kanıtlanmış olan Marksizmdir. Galiba sorun, ÖDP içinde işte bu Marksizmi bütün parti platformlarının önüne geçiren ve üstüne çıkaran bir etkinliğin kurulmasında düğümlenmektedir. ÖDP’yi taşımayı, partinin çoğulculuğundan dolayı tek bir platformun üstlenmesi doğru değildir ama böylesi de vaki olursa o platform, nasıl bir sorumluluğun altına girdiğini iyi ölçüp biçmek durumundadır.

Parti kurulurken herkes yek diğerini kendisi için zenginlik olarak gördüğünü söylemiştir gerçi ama, partinin en büyük zenginliği olarak kendini gören ÖSP platformunun, hem kendisi ve hem de parti için herhangi bir zenginlik taşımadığını, ayrılıp gitmesinin parti için daha büyük bir zenginlik olacağını düşündüğü SEP platformuna gelince;...

Bu platform partiyi yöneten platformu, ondan daha ileri ve üstün bir siyasal çizgi ortaya koymaksızın, beğenmemektedir. Partinin yapmasını istediği ama yapmadığını platform olarak kendisinin yapabileceği ve yapacağı iddiasını ileri sürmektedir. Oysa bütün yaptığı bu iddiayı ileri sürmekten ibarettir, daha öteye gitmemektedir. Böylece "partinin dışına çıkmakla" eleştirileceği bir konumu kendisi seçmektedir. Partiyi yöneten düşünceye dönük teorik eleştirisi nedir, Parti bunu bilmemektedir. Parti, ÖSP’li yönetim tarafından liberal/sosyal-demokrat bir eksene doğru itilmekte ise, önermelerine bakılırsa SEP Platformu da Partiyi “devrimci” sosyal-demokrasiye ve artık hepten "demokratikleşme"nin izleyici bir aktörü haline gelmiş HADEP’e doğru itmektedir.

Bu durumda tablo şudur: ÖSP’li çoğunluk Partiyi, kuruluş ufku dışında bir yere doğru itmektedir, evet, ama SEP, böyle bir yorum üzerine oturttuğu ÖSP eleştirisinde kullandığı uslup ve yöntemle partiyi gözden çıkarmakta herkesten daha gözükara olduğunu göstermektedir. Sırtında değil yumurta küfesi, tek bir yumurta bile taşımadığı izlenimi vermektedir.

Krizde olan bir Türkiye’de, krizde olan bir sol varken krizde olmayan bir sol parti düşünülemez. ÖDP bu bakımdan sıkıntılıdır.

Bu iki platformdan hangi birinin ÖDP’ye ve ÖDP aracılığıyla Türkiye soluna bir çıkış yolu önermesi beklenebilir? Cevabı zor. Çünkü, her ikisi de, kendilerini zenginleştirecek kaynakları ÖDP içinde de- ğil, dışında aramaktadırlar. Her iki platform da ÖDP’yi kendi suretlerine indirgeyerek ÖDP dışına pazarlama gibi bir uğraşın içinde görünmektedirler. Bu salt bir görünüş olabilir ama o dahi yeterince sakıncalıdır. Türkiye solundan geriye somut bir zenginlik kalmışsa, bu büyük oranda ÖDP içinde veya çevresindedir.

Böyle olunca ÖDP içinde ne hak kalır, ne hukuk. Şimdi işler bu noktaya doğru gitmektedir. Bunun adı sorumsuzluktan başka bir şey değildir. SEP Parti hukukuna uymuyor diye Parti organlarında çoğunluk olan taraf, Tüzüğün kendine vermediği yargı yetkilerini SEP’e karşı kullanmaya, aldığı kararları platform zaptiyeleri aracılığıyla uygulamaya kalkışmaktadı r. Böyle yapmakla, SEP’in ÖDP’ye verdiği zararın daha fazlasını ÖSP verecektir. Bunu düşünmediği gibi, Parti içinde SEP’in ne olduğunu ne olmadığını pekala bilen ama ÖSP’nin bu tür davranışlarını onaylamayan geniş bir kamuoyunu da hiç kale almadığını göstermektedir. Buysa ÖSP’nin Partiyi salt kendisi ve SEP’ten ibaret, SEP’i de birlikte olunamaz ilan ettiğine göre salt kendisinden ibaret sayması demektir. ÖDP adına eyledikleriyle ÖSP, ÖDP’yi yok saymanın (ya da, isterseniz, gereksiz görmenin) eşiğine gelmiştir.

Bir tek solcunun bile başka bir tek solcuyla birliğ inin, yazılı olanı da aşan bir hukuku vardır; solun mirası denilince bu akla gelir. ÖDP solun bu yazılı olmayan hukuku üzerinden kurulduktan sonra yazılı hukukunu oluşturmuştur. Dolayısıyla güvene ve samimiyete dayalı bir ek hukuk daha vardır. ÖDP saflarında, yazılı olanı da, olmayanı da rafa kaldırılmıştır ve bundan bütün üyeler tedirginlik duymaktadır. Bu tedirginliği kale almamak ne demektir? Ortak hukuku hiçe saymak, muhatap tanımamaktır. ÖDP’de böyle bir şey vardır ve parti birliğinin temelini dinamitleyen asıl neden de budur. Biri yöneten, biri muhalif, bu iki platformdan hangisi parti hukukunu ihlal ederse, sadece karşısındaki platformu değil, onlarla birlikte olmayı gerekli ve yararlı görmüş binlerce ÖDP’liyi de hiçe saymış olur. Bu yapılmakta, ÖDP, ÖDP olmaktan çıkarılmaktadır.

Yolun çetin ve uzun olacağını kavrayan sol, ÖDP’de birleşmek istemiştir. Kaçmak yok. ÖDP’yi bitirmek yok. Kendine aşırı önem ve misyonlar atfetmek de hiç hoş değil ve solun erdemlerinden olan tevazuya da sığmaz. Sorun da zaten ne SEP’le çözülecektir, ne ÖSP ile ve ne de elbet bugünkü ÖDP ile.

Platformlar bu parti için gerekliydi, şimdi fazlalık oldular, partinin geliştirilmesi için engel haline geldiler.

Platformları ÖDP’ye bağışlamak niçin en doğrusu olmasın?