Beyaz enerji

Bu pazar, can pazarı. Bu pazarda tezgah açanların her şeyi göze almaları gerekir. ANAP için de öyle. Mesut Yılmaz’ın, durup durup ben buna gönül verdim dediği “Mavi Akım” gaz sızdırdı, Ersümer’in başını yedi. Bu gidişle patlar da!

“Beyaz Enerji Operasyonu” yolsuzluklara karşı bir operasyonmuş! Askeriye temiz toplum istiyormuş ve bunda kararlıymış. Temiz toplum için temiz siyaset şartmış. Tepeden tırnağa kirlenen siyaset kendi kendini temizleyemediği için askeriyenin siyaseti temizlemesini demokratik düzene müdahale gibi görmemek gerekirmiş...

Bunlar yave. Yolsuzluk hangi devlet ihalesinde yokmuş ki bunda olmasın? Bunda yolsuzluktan daha fazlası var. O da Mesut Yılmaz’ın söylediklerinde. Yılmaz, “Yolsuzluk bahane”, diyor. “Bizi siyasetten silmek isteyen Gestapo harekete geçti”, diye bağıracak kadar canı yanıyor. Ama Yılmaz’a inanan yok. İnanmayanların haklı gerekçeleri elbette var. İşin içinde ANAP olsun da yolsuzluk olmasın... Bu mümkün mü? Bundan istifade, Yılmaz’ın, “Amaç ANAP’ın tasfiyesidir,” demekle sıradan bir adli operasyonun önünü kesmek istediği çarpıtması kolay iş görüyor.

Ahali Mesut Yılmaz’a değil, askeriyeye inanıyor ama gel gör ki Mesut Yılmaz haklı; amaç bir yolsuzluğu ortaya çıkarmaktan daha ileri. Asıl amaç “Mavi Akım” projesinin, Türkiye’nin enerji politikasında giderek ağırlık kazanan Rus doğalgazının önünü kesmek. Mavi Akım aynı zamanda ve öncelikle siyasal bir proje olduğu için işletilmesi de, iptal edilmesi de siyasal bir sorun.

Yılmaz “hukukun önünü kesmeye” çalışmakla, yargının görevini yapmasını engellemekle, yargısal bir meseleyi siyasileştirmekle elbette partisini yolsuzluk çirkefinden kurtarmış olmuyor. Demokrasiye de hizmet etmiyor. Ama başlattığı tartışma “Beyaz enerji operasyonu”nun arkasındaki gücü ve lobiyi deşifre ediyor. Yılmaz’a yanıt yine askerden gelince de, Mavi Akım’ın üzerine gidenin yargı değil, askerileştirilmiş yargı olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Konunun “yolsuzluk olayı” gibi anlatılmasından ve anlaşılmasından bir kısım siyasi cenah ve bilumum medya tekeli memnun. Halk da öyle anlıyor. Hep birlikte, yargının siyasileşmesini kötü, askerileşmesini iyi bulur hale geliyoruz. Sözde “kamuoyu” Yılmaz’ı yalnız bırakıyor. Ordunun tüm devlet sektörleri içinden en güvenilen sektör olması da “kamuoyu”nun bu müthiş “uyanık”lığından nefret ediyor. Askerlerin hedef aldıkları siyasilerin kamuoyu tarafından hiç sorgulanmaksızın hedef alınmasına yol açan, her halükarda halkı vuran ters dönmüş bilinç işlemeye başlıyor.

Türkiye’nin başına hep bela açmış ve açacak olan işte bu kamuoyu aymazlığıdır. 28 Şubat denilen ve siyaseti hepten denetimine alan vak’a, bir süreç, kamuoyunu gerileten, gerilettikçe yerine kendini koyan bir güç stratejisi olarak gelişip gelmedi mi, önünü kesecek bir siyasal dirençle hiç karşılaşmadığı için de, sanki demokrasinin bir parçasıymış gibi meşrulaşmadı mı? “Şeriat”a karşı olanlar tarafından şeriatla korkutulmuş kamuoyu 28 Şubat’ı kendi başarısı sayıp gerçek senaryo sahiplerini kıs kıs güldürmedi mi? Türkiye bugün bulunduğu yere, böyle böyle gelmedi mi? Şimdi yine, yolsuzluğun üzerine askerileşmemiş yargıyla gidilmek gerekiyor ve gidilmiyorsa sorun, ne ANAP’da, ne de askerdedir: rejimin karakterinde ve toplumdadır.

O zaman Mavi Akım’a da gözlük camlarını silerek yeniden bakmak lazım. Avrasya’nın, altında kaynayan gaz ve petrol rezervleri ve dünya nizamını belirleyen patronların bu rezervlere ihtiyacı nedeniyle “volkanik” bir havza olduğunu bilmeyen zaten yok. ANAP’ın bu konuda diğer siyasi partilerden daha birikimli olduğu, erken davranıp kamuoyunu ketenpereye getirerek, temsil ettiği sermaye kesimine özel çıkar sağlamayı kolladığı da biliniyordu.*

Ne ki ANAP, Mavi Akım’ı sessiz sadasız kotarırken aynı zamanda siyasal bir tercihi gündeme getiriyordu. Türkiye’yi Rusya’nın alternatif enerji potansiyeline bağlıyor, ABD yönetimini ve petrol şirketlerini tedirgin ediyordu. Asıl rahatsızlık, ANAP’ın tuttuğu baldan parmağına bulaşanı yalamasından değil, buradan kaynaklanıyordu. Hükümet de, kendi ortağı ANAP’ı bu konuda dışlamıyor, yolunu açıyordu. Bu yolu siyaset açıyorsa, tıkayacak olan müdahalenin siyaset dışından geleceği de biliniyordu. Bilinmeyen, ABD’nin ne zaman, hangi araçlarla saldırıyı başlatarak ANAP’ı toz duman edeceğiydi.

Bu işler eğer “Türkiya”da lobilerle çözülebiliyorsa ABD siyasette, basında, bürokrasideki lobileriyle çözüyor; çözemiyorsa, sivil lobileriyle gidebildiği yere kadar gidiyor, ondan sonrası...

Ondan sonrası işte “Beyaz Enerji Operasyonu”. Jandarma soruşturması. Medya gülü S. Tantan tantanası!

* Bakınız: Kızılcık’ın Mayıs 2000, 3. sayısında yayınlanan BELGE, s.47.