Küreselleşmenin tarıma etkileri

S.O.S. İstanbul Çevre Gönüllüleri Platformu, 17-18 Kasım 2000 tarihinde iki günlük bir sempozyum gerçekleştirdi. Anabaşlık, “Küreselleşme, Tarıma Etkileri ve Alternatifler”di. Çalışma, çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleriyle bir yıl boyunca yapılan bilimsel toplantıların ürünüdür. Bu saygın kişilerle Platform’u kaynaştıran ortak özellikler: gönüllü olmak; yurttaş tarafı olmak; geniş perspektifi kullanabilir ve alternatifli olmak; bilimle toplumu buluşturabilmektir. Onuncu Yıl etkinlikleri kapsamında ele alınan sözkonusu çalışma da bu yönde ortaya konulmuştur.

Küreselleşme yeni bir olgu değil, ancak son yılların yaklaşık   her ortamında sıkça ve bir yoluyla dile getiriliyor. Bunu bir nimetmiş gibi savunanların yanısıra karşı duranlar da var. Denebilir ki, kapitalizm, emperyalizm, tekelci çok uluslu şirketler, DTÖ, IMF, AB ve son şahlanmışlığı ile küreselleşme yaklaşık her kesimin bilgi ve ilgi alanı içinde. Bu durumda ele alınan konuyu: az gelişmiş; demokratikleşmemiş; çoğunlukla istikrarın sistemde değil, mevcut politikalarda görülmeye çalışıldığı bir ortamda yaşamsal, çevresel, yasal yanlarıyla açıklığa kavuşturmak istedik. Tabii, bunu yaparken de,“Küreselleşme nedir? Kimler küreselleşiyor? Küreselleşmenin neresindeyiz? Bizlere dayatılan ve dayatılmaya çalışılan olumsuzluklar nelerdir? Alternatiflerimiz nelerdir? Gelecek kuşaklar için sorumluluklarımızı nasıl yerine getirebileceğiz?” gibi soruları da gündemimize aldık.

Tabii, küreselleşmeden en çok etkilenen tarım olgusunu özellikle açmak istedik. Bunu yaparken de konuyla ilgili ve ilgilenen araştırmacı kesimleri, köylüyü, kentliyi bir araya getirmeye çalıştık. Küreselleşmenin uluslararası boyutuyla onları karşılaştırarak, sorunların nelerden kaynaklandığını hep birlikte gördük. Alternatif bileşkeler aradık.

KÜRESELLEŞMENİN   OLUMSUZ ETKİLERİ

Küreselleşmenin etkilerini doğrudan tabağındaki aşında, cebindeki parada, özgürlüğünde, toprağında, ürününde, ekolojisinde, yaşamsallığında hissedenlerle, olumsuzlukları ve nedenlerini tartıştık. Örgütlü yurttaş mücadelesinde bir araya gelebilmenin önemini vurguladık.

Orada sistem içerisinde sıkışıp kalmış milletvekilleri vardı. Çoğu küreselleşmeci olan ama ayıp olmasın diye muhabir yollayan basın da vardı. Umutlu değildik ve gerçekten de bu önemli bir konu basında çok az yer aldı.

Küreselleşmenin uluslararası boyutunu uluslararası ilişkiler uzmanı Gaye Yılmaz’ın Seattle ve Prag’daki toplantılarda dünyanın çeşitli ülkelerinden katılanlar arasında bulunan bir araştırmacı olarak ortaya koyması ve ikinci günün ilk konuşmasını yapan Fransız bilim adamı Prof. Dr. Gerard Ghersy’nin Kuzey ve Güney Akdeniz ülkelerinin küreselleşmeden nasıl etkilendiğini açıklığa kavuşturması, küreselleşme mekanizmasının güçlülerden yana, güçsüzleri eritmeye, etkisiz hale getirmeye çalışan sancılı bir sistem aşaması olduğunu gösteren bütünlüklü bir tablo ortaya çıkardı.

“SERBEST TİCARET”E KARŞI GELECEĞİ KORUMAK

Küreselleşmeyi genel bir perspektişe irdeleyen Arslan Başer Kafaoğlu: bunun dünya ülkelerini tek elde tutmayı amaçlayan korkunç bir ekonomik sistem olduğunu; geleceği “serbest ticaret”e karşı korumanın gerekliliğini; ekonomi, hakçalık ve çevre üçgenini öneren bir dünya görüşünün tüm dünyada bu süreç içerisinde en çok tartışılan konu olduğunu anlatarak şu verileri sergiledi. “Dünya enerjisinin %70’ini; metallerinin %75’ini; besinlerin %60’ını, içme suyunun % 49’unu Kuzey ülkeleri tüketiyor. Dünya nüfusunun en zengin 5/1’i ile en fakir 5/1 arasında 60 (altmış) kat fark var. Bu uçurum ülkelerin içinde de var. Örneğin Brezilya’da nüfusun en zengin ve en fakir 5/1’i arasındaki fark 26 kat. Bunları açıklarken de S.O.S kütüphanesinde bulunabilecek olan “Yeni Korumacılık” adındaki kitap çevirisini referans olarak önerdi Kafaoğlu.

“Küreselleşmenin Türkiye ekonomisine ve tarımına etkileri” ara başlığında özellikle ülkemizde sürekli gündeme gelen tarımda özelleştirmeler; tarım alanlarının amaç dışı kullanımlarla yok edilmesi ve buna karşı önlem olarak Prof. Dr. Oğuz Oyan’ın tarımda örgütlenmelerin önemini vurgulaması, sürekli yaşamakta olduğumuz çevre kirliliğinin olumsuzluklarını anlatması, tarımda yeni arayışlar konusunu bu kez teknik anlamda karşımıza çıkardı. “Tarımda Yeni Arayışlar ve Sürdürülebilirlik” konulu panele, konuşmacılar dışındaki taraf uzmanlar daha da çok sahip çıktılar. Genetik değişime uğratılan ürünlerin sağlığa zararlı ve üreticilere uzun süreçte zarar getirecek yanları belirtilerek sürdürülebilirlikle yaşamsal ve ekolojik korunma önlemleri arasındaki bağlantıdan söz edilmesiyle, bunlar arka plana atılırsa sürdürülememezlik içine düşülmesinin kaçınılmaz olacağı ortaya çıktı.

Ekonomik verimlilik ve fert başına düşen milli gelir hesaplamalarında toplumsal ve çevresel külfetlerin gözardı edilemeyeceği de bu arada açıkça görüldü.

YAŞANAN ACI SORUNLAR

İki gün boyunca görüşlerin ortaya konulduğu, değerlendirmelerin yapıldığı Sempozyumun en niteliksel yanı, son oturumda yaşananlar oldu. Hepimizin yazılarından çok iyi tanıdığı köylü dostu Sadullah Usumi ile, ülkenin değışik yörelerinden gelen ve elleri kadar yürekleri de yaşadıkları sorunlardan yaralı köylülerimiz bir masa oluşturdular.

S.O.S. Konya Karapınar Birim Başkanımız çiftçi Naim Aydınbelge çıkınını almış, kara tirene kendi olanaklarıyla gönüllü olarak atlamış gelmişti.Bilimsel bir toplantıda, küreselleşmenin onun başına ne acımasız sorunlar açtığını bütün ayrıntılarıyla anlattı. Bergama’daki siyanürlü altın ayrıştırmasını engellemek için yıllardır örgütlü köylü mücadelesi veren insanlar ineklerini, pamuklarını, canlarını kurtarmak için küreselcilere rağmen diyar diyar dolaşıp dertlerini duyuruyor ve yasal mücadele yoluyla haklarını savunuyorlardı. Toplantımızda, kendi elleriyle kopardıkları pamukları konuşmacılara plaket yerine sundular. Herkes çok etkilendi ve duygulandı. Tekirdağ köylüleri yaşadıkları sorunları Sempozyuma kara bir dağ gibi taşıdılar.

SONUÇ

Küreselleşmenin tüketici üzerindeki olumsuz etkileriyle ele alınan yanları köylü, kentli hepimizi yakından ilgilendiriyor. Dünyada küreselciler de aralarında anlaşamıyorlar. En son deli dana konusunu yine izliyoruz. Ulusal itirazlara rağmen, DTÖ’nün yaptırımları ağır basıyor. Ticaret onlara göre sağlığın çok üstünde bir şey. Sağlığa zararlı olan, dünya standartlarına uymayan yiyeceklerden ülkemizde de bolca nasibimizi alıyoruz. Sempozyumda genetiği ile oynanmış, kanserojen etkilerle donatılmış, çevreyi bolca kirleten bir pazar ekonomisinin süslü paketleri içinde ülkemize denetimsiz giren ve soframızda yer alan gıdaları masaya yatırdık, değerlendirdik. Bilmediğimiz   birçok şeyi de öğrendik bu arada. Ülkemize gönderilen hibrit (melez) tohumlardan güvensiz gıdaların dayatılmasına dek pek çok sorun didik didik edildi. Bu yazıda özetle anlatmaya çalıştığımız konuları içeren bir kitap çalışmasına girdiğimizi ve ilerideki süreçte bunu meraklı okurlarımıza sunacağımızı belirtmek isteriz.