Harem Ağası

Tayyip Erdoğan zaman zaman ortaya bir dinamit atar, istediği gürültüyü kopartır. Beklediği de zaten budur. Ona muhalif olanlar genellikle bunu “gündem yapmak” (gündem değiştirmek veya gündem yaratmak) diye adlandırırlar.

Fakat yaptığı o kadardan ibaret değildir. Ardında mutlaka bir emel vardır. O emel, hiç de hâlisâne değildir. Her defasında kafasının içindeki gericilik doğrultusuna adım atmaktır: Ya öyle bir yasa çıkaracaktır, düzenleme yapacaktır veya –yapmasa bile– o konu üzerindeki tartışma sayesinde kendine yeni taraftar kazanacaktır veya mevcut taraftarlarını konsolide edecektir.

Tayyip Erdoğan'ın gündem dinamitlerinin bir kısmı (belki daha fazlası) kadın düşmanlığıdır. İşte yukarı da söylediklerimizin yeni bir örneği AKP'nin Kasım ayı başındaki Kızılcahamam toplantılarında görüldü. Genel Başkanlarının kapalı kapılar ardında söylediği bazı sözler basına yansıdı, Bülent Arınç o haberin doğru olmadığını, Sayın Başbakanının öyle bir laf etmediğini söyledi, Başdanışmanlardan Yalçın Akdoğan da tevil yoluna saptı.

Ama ertesi sabahki Meclis Grup toplantısında Tayyip Erdoğan, yardımcısını ve başdanışmanını tekzip etti, onların “söylemedi” dedikleri sözleri vurgulayarak tekrarladı.

Daha sonraki gün yurt dışına giderken yaptığı basın toplantısında laflarını tekrarladı, hatta soru soran bir kadın gazeteciye –kendi zihniyetince– hakaret bile etti. [“Sen kendi kızının öyle yaşamasını ister misin?” diyerek, genç kadını kendince aşağılamaya kalkıştı.]

Helsinki'deki basın toplantısında ise kendisinin tasvip etmediği şekilde yaşamayı “gayri meşru” ilan etti, “meşru yaşayanlar var, gayrimeşru yaşayanlar var” dedi, yani şahsını hukuk yerine koydu, “kanun benim” dercesine, Anayasanın da üstüne çıktı.

Ortaya bir de “öğrenci evleri” diye bir terim atıldı. Neymiş? Bir takım apartman dairelerinde öğrenciler kızlı-erkekli birlikte oturuyorlarmış ve oralarda “karışık şeyler” oluyormuş. Burada açıkça kadın düşmanlığı yapılmaktadır. Tayyip Erdoğan kız öğrencilerle erkek öğrencilerin birlikte ev kiralamalarına karşıdır. “Muhafazakâr demokrat” dediği tipleme o kadınları aşağılamaktadır. Çünkü muhafazakâr kafa kadının bedeniyle çok ilgilidir. Kadının bedeninden asla elini çekmez. Zaman olur “kürtaj yasaklansın” der, zaman olur “sezaryen doğum”u da yasaklamaya yeltenir. [Hatta bu yasakları getiremeyeceğini bile bile, yukarıda da söylediğimiz gibi, salt kendi muhafazakâr tabanının oturduğu tribüne seslenmek için öyle yapar.]

Toplumdaki erkekçi zihniyet o kadar baskındır ki, kendini çağdaş sanan ve Tayyip Erdoğan'ın o sözlerine sertçe karşı çıkan kimi siyasetçiler ve medyacılar bile büyük bir aymazlıkla onun laflarını “ahlâk bekçisi” olmak, “ahlâk zabıtalığı” yapmak gibi tanımlamalarla niteliyorlar.

Ne söylediklerini asla düşünmüyorlar, bir kadının bedenine onlar da yasak koyuyorlar, onun bedenini dilediği gibi kullanmasını “ahlâk dışı” gördüklerinin ya farkında değiller veya kendileri de kadın cinselliğini “ahlâk”la ilgili sayıyorlar.

Tayyip Erdoğan'a “Ahlâk bekçisi” veya “ahlâk polisi” demek kadının “iffetini” koruyan, kadının “ahlâksızlık” yapmasına mâni olan kişi demektir. Namus kavramı erkekçi toplumlarda belden aşağıdadır. Onlar erkeğin değil, kadının namusunu belden aşağı görürler. Yalan söylemek, hile yapmak, süfli menfaatler peşinde koşmak namussuzluk sayılmaz, ama bir kadının kendi bedenine sahip çıkması namus meselesi olur. Evlilik dışı ilişkisi var diye kocasını öldüren kadın hemen hemen hiç yoktur, ama eşini öldüren erkek pek çoktur.

Gericiliğin ve toplumun çoğunluğunun kadının evlilik dışı cinselliğine “ahlâksızlık” tanımladığını biliyoruz. Ve ne yazık ki, erkek evli olmadığı bir kadınla yatarsa ahlâksız değildir, ama aynı davranış kadından gelirse o kadın “ahlâksız”dır, hâttâ “ororspu”dur. Bu toplumda sayısız erkek ve kadın fahişeliğin ne olduğunun bile ayırdına varmamıştır. Fahişelik demek, bir kadının para veya başka menfaatler karşılığında cinselliğini erkeğe satması demektir. Bütün bunları niçin yapmaktadır? Kendi saflarını pekiştirmek, ona oy vermeyen muhafazakâr ailelerin oylarını almak için yapmaktadır. Haziran 2015'te yapılacak olan Genel Seçimlere kadar buna benzer başka çıkışlar da yapacaktır.

Birbiriyle evli olmayan bir erkek ile bir kadın arasındaki cinsel ilişkide toplum erkeği olsa olsa “çapkın, zampara” diye niteler (hâttâ bir anlamda takdir eder), kadın ise “orospu” veya hiç değilse “hafif meşrep” olur.

Kadının cinselliğine böyle bakan erkek zihniyeti sadece erkeğe özgü değildir, kadınların büyük çoğunluğu da erkek zihniyetini fazlasıyla paylaşır.

Tayyip Erdoğan “gerekirse yasal düzenlemeler” yapacağız diyor, valilere kız ve erkek öğrencilerin birlikte oturdukları evleri denetleme görevi verdiğini, böyle durumdakilerin ailelerine yetkililerin haber vermesini söylüyor, dahası da öyle yaşayanların bulunduğu apartman ya da mahalle sâkinlerinin onları Emniyete ihbar etmelerini istiyor. Yani o genç insanların karşısına, devleti çıkarmakla kalmı yor, komşularını da onlara karşı kışkırtıyor. Sözlerinde tabii ki üniversite öğrencilerine düşmanlık var. Gezi'den önce üniversitelerde sık sık karşılaştığı protestolar nedeniyle her istediği üniversiteye gidemez olmuştu. Gezi Direnişinden sonra düşmanlığı had safhaya çıktı, şimdi de üniversite öğrencilerine bel altından vuruyor.

Bu tutumun siyaset dışında da boyutu var. En tepeye çıktığı hâlde üniversite mezunu değil. Tıpkı İbrahim Tatlıses'in gibi, İmparator olduğu halde, Okusford'da okuyamamış olması gibi. İş dünyasının tepesindeki –lise mezunu bile olmayan– Sakıp Ağa'nın zaman zaman “gardaşım biz okuyamadık” diye hayıflanması gibi.

Tayyip Erdoğan'ın söyledikleri insan haklarına aykırı. Bireyin hak ve özgürlüklerine karşı. Kişinin yaşamına kanunsuz ve haksız müdahale.

O insanlar yasaların suç saydığı bir fiili işlemiyorlarsa Başbakanın, valilerinin ve polislerinin hiçbir müdahale yetkisi yoktur. Sizler öyle yaparak Valileri, Emniyet Müdürlerini harem ağası yerine mi koyuyorsunuz?

Buna rağmen Adana Valisi hemen medyaya demeç vererek Başbakanının sözlerini emir telakki etme yarışında diğer valilerin önüne geçti, başkaları da onu takip etti.

Tayyip Erdoğan “aileler çocuklarını bize emanet ettiler” diyor. 18 yaşını doldurmuş bir insan ne sana, ne hükümetine, ne de polisine emanet edilmiştir. Reşit olan insan yasa önünde serbest bir bireydir, kendi sorumluluğuna sahip kişidir.

Çalışırken ondan vergi almasını biliyorsun, onun oy kullanmasına karşı çıkmıyorsun, hâttâ yatıp kalkıp “milli irade” diyorsun, ama işine geldiği takdirde “bize emanettirler” diyorsun? Sen kimsin? Parti başkanısın, hükümet başkanısın. O bireyin güllabici başı değilsin. Zira “Emanet almak” demek, o kişinin sorumluluğunu taşımak” demektir. Sana o yetkiyi kim verdi?

Çattığın öğrencilerin üzerinde zaten “mahalle baskısı” vardır: o apartmanda ve semtte yaşayanlar –semtine göre– o kadınlara olumsuz davranırlar, sen böyle konuşmakla o haksızlığı teşvik ve tahrik etmektesin.

Büyük kentlerin görece uygar kesimlerinde bu baskılar çok belirgin olmayabilir, ama Tayyip Erdoğan böyle konuşarak özellikle Anadolu'nun üniversite kentlerinde eskaza öyle ev tutmuş öğrenciler varsa, onları korkutmaktadır.

Dahası da, başka kentlerde okuyan kızı olan aileleri kışkırtmaktadır.

Bütün bunları niçin yapmaktadır? Kendi saflarını pekiştirmek, ona oy vermeyen muhafazakâr ailelerin oylarını almak için yapmaktadır. Haziran 2015'te yapılacak olan Genel Seçimlere kadar buna benzer başka çıkışlar da yapacaktır. Kendi oy potansiyelinin tavanına vardığının farkında olarak yeni oylar avlamak peşindedir. Saadet Partisi, BBP gibi partilerden alacağı ekstra % 1-1,5 oy bile onun için önemlidir, ama asıl gözünü diktiği oy deposu MHP'dir. Çünkü MHP seçmeni için de ahlâk belden aşağıdadır, kadının cinselliğine erkekçi (seksist) kalıplarda bakan, kızlı-erkekli apartman dairelerinde oturanları Tayyip Erdoğan gibi kınayan zihniyettedirler.

Tayyip Erdoğan'ın kaldırdığı onca toz duman yeterince ikna edici görülmemiş olacak ki, İçişleri Bakanı her şeyin üstüne tüy dikercesine, müşterek oturulan evlere karşı harekete geçmeyi terörle mücadele kapsamına soktu. “Teröristler kızlı-erkekli evlerde oturuyorlar, silahlı eğitim yapıyorlar” bile dedi. Yani kadın-erkek bir arada ikâmet eden öğrencilerin terörist olabileceklerini dahi iddia etmeye kalkıştı.

Bizim işimiz Tayyip Erdoğan'ın oltasına takılmak ve “öğrenci evleri” dediği dairelerde yaşayan kadınları “savunmak” değil. Çünkü onları “savunmak” o kadınlara hakarettir, bu önyargılı ve tutucu toplumda tabulara karşı çıktıkları için kendileri ayrıca takdiri hak etmektedirler.

Bize düşen Tayyip Erdoğan'ın sözlerini tartışmak değil, onun oy emelini göstermektir. Daha da önemlisi, bu politikacının meşrebinin kadını aşağılamak olduğunu teşhir etmektir. Kadının bedenine uzanmış her saldırının püskürtülmesi için uğraş vermektir. Bu vesileyle, Tayyip Erdoğan'a karşı çıkmak adına, yaptığını “ahlâk bekçiliği” diye tanımlayanları uyarıp, o sözü dillerinden ve zihinlerinden silmektir.