Sandık ve demokrasi

Recep Tayyip Erdoğan ikide bir, sandıksız demokrasi diyen veya isteyen olmadığı halde “demokrasi sandıktır" diyorsa ne demektir bu? Türkiye'de islâmcı politik hareket bugüne kadar sandıktan uzak tutulmadı ki. İktidardan da uzak olmadı hiç. Sandığa sokulmadığı veya sandıktan çıksa bile islâmcılara iktidar verilmediğini imâ ediyorsa, koskoca bir yalandır. Ama bile bile söylüyor işte. Biliyor ki sağlı-sollu inananı çok. Politika yapıyor. Türkiye'de, 1912 yılının 'sopalı seçimi' hariç, kendilerine "islâmcı" diyerek siyaset yapanlar hiç bir zaman sandık dışında tutulmamıştır. 1908'den beri kurulan her sandıkta islâmcı gruplar veya siyasi hareketler vardır. Tek parti döneminin tüm sandıklarına diğerleri gibi islâmcılar da girip çıkmışlardır. Hâtta Batı'ya kesin ilticanın altyapısının hazırlıkları 1949-50 yıllarında başbakanlık verilerek, İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi ve İslâm Felsefesi hocası Şemseddin Günaltay'a yaptırılmıştır. Sonraki bütün seçimlerde islâmcılar gene olmuştur. Seçilmişler, koalisyonlara girişmişler, başbakan olmuşlar, devlete ve millete üstün hizmetlerde bulunmuşlardır! Gerisi yalandır.

O halde, Erdoğan'ın, ayağa düşmüş böyle bir yalanı sürekli politika hâline getirmesi Demokrasiyi sandığa gömmek içindir. Çünkü toplum sandıktan bir türlü çıkmayan demokrasinin sandık dışından çıkabileceğini farkettiğinin sinyâllerini vermeye başlamıştır. Türkiye'nin 60 yılı geçen “sandıklı tarihi”ne baktığımızda görürüz: Görece en demokratik sandık, açılıştaki ilk sandıktır (1950). Demokratiktir çünkü, Türk sermayesi ve sermaye siyaseti henüz “sandık acemisi”dir. Sandığın nasıl güdüleceğini 1950'de henüz öğrenmemiştir. Sandığın, sandığa gitmeden önce nasıl kazanılacağını daha sonraki tecrübeleriyle öğrenecektir. Bu amaçla belki kırk seçim için kırk defa seçim sistemi ile oynayacaktır. Devlet ve iktidar olmanın güç ve imkânlarını sandığın içini önceden belirlemek için kullanacaktır. Seçim barajları koyacak, kaldıracak, seçmen listeleri ile oynayacak, illeri ilçe, ilçeleri il yapacak, katılımın yüzde 90'ları aştığı seçimlerde bile Meclis'te temsili yüzde 50'lerin altına düşürecek mahareti gösterecektir. Bu konuda sermaye sınıfının Türkiye'de başvurmadığı alavere, dalavere kalmamıştır. Sandığı bu kadar kutsayan ve böylelikle demokrasiyi de kutsadığı zannedilen Erdoğan'ın, seçim sistemini demokratikleştirecek her öneriye kulaklarını tıkaması niçindir acaba?

“Demokrasi sandıktır” demekle Erdoğan'ın askeri darbelere karşı çıktığı, “gücünüz yetiyorsa gelin beni sandıkta devirin” demek istediği sanılmaktadır. Buna inanmak tam bir siyasi enayiliktir. Çünkü Erdoğan sandığı ve seçimleri bir “plebisit” olarak görmektedir. Halkın cehaletine ve güdülebilir olmasına güvenmektedir. Bu onun iktidar olduktan sonra edindiği bir maharet değildir. Halkın sürüleştirilmesine dayalı bir ideolojik gelenekten geldiği için gütmenin ideolojik araçlarını da herkesten iyi bilmekte ve kullanmaktadır.

Erdoğan, demokrasiyi sandığa hapsederek askeri darbe ihtimâllerini ve ordu vesayetini de sandığa gömüyor, safdilliği içinde olan aklı başında kesimlerin görmek istemediği şudur: Erdoğan, grev hakkını, kitlelerin gösteri, yürüyüş ve meşru direnme hakkını, düşünceyi söyleme, yayma ve örgütleme özgürlüğünü, hatta inanç özgürlüğünü, özet olarak iktidara ve devlete muhalefetin her türünü ve her dozunu sandığa gömmek istemektedir. O böyle yapınca da bir çok safdil solcu şöyle düşünmeye başlamaktadır: “Önümüzde seçim var. Birleşelim, sandıkta AKP'yi yenelim.”

AKP'yi sandıkta yenme rüyası gören kişi eğer solcu ise, –yıllardır hep söylenmiş ve yapılmış– bir yanlışı tekrarlamaktadır: “Oyları bölmeyelim, CHP'de birleştirelim...”

Şunu hatırlatalım: Oyların sandıkta bölünmemesi isteniyorsa, sandıktan önce sokakta ve mücadele içinde birleştirilmesi gerekir. Sandığa, birleşik siyasal güçle gidilirse sonuç alınır. Demokrasi diye zaten, sandığın dışında olup bitene denilir. Sandık gerçek hayatta varolan kavganın ve hesaplaşmanın aynası olacaksa bir anlam kazanır.

Erdoğan islâmcı siyasi akımın bütün versiyonlarını, merkez sağın bütün artıklarını, sağcı ve solcu liberalleri, ırkçı faşist Türkçü damarın islâmcı kesimlerini ve bilumum tarikatları sandıkta mı birleştirdi, yoksa bunları AB'nin, ABD'nin, TÜSİAD'ın ve TOBB'un ve MÜSİAD'ın yardımlarıyla birleştirip sandığa öyle mi gitti?

Sandık oyunlarına “parlamentarizm” denilmektedir ve solun bu oyunlara heveslenmesine düne kadar, gene solun kendi diliyle “hastalık” denmiştir. Bir tür intihar etmektir. 1960'ın solu bu tuzağa düşmemek için PDM (Parlamento Dışı Muhalefet) diye bir çizgi üzerinde yürümüş, doğru olanı yapmıştı. Bunu yaptığı için ayrıca Parlamentoya da girebilmiş ve bu fırsatı sonuna kadar kullanmayı da becermişti.