AKP ve eğitimde yaşanan yıkım

  • Yazdır

AKP'nin 11 yıla yakın iktidarı, eğitim alanında tam bir yıkım yarattı. İktidarı süresinde beş kez bakan değiştirmek zorunda kalması, bu alanda yaratmış olduğu yıkım ve tahribatın bir anlamda itirafı anlamına gelir.

Eğitim alanında AKP iktidarının bugüne değin yapmış olduklarını kısaca özetleyerek yaşanan yıkımın boyutlarını gözden geçirelim:

o Eğitim yöneticilerinin tamamına yakını son 11 yıllık iktidar döneminde değiştirilmiş, büyük bir çoğunluğu Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni kökenli olan binlerce AKP yandaşı, eğitim yöneticisi olarak görevlendirilmiştir. Yönetici seçimi konusundaki mevzuat defalarca değiştirilerek mümkün olduğunca iktidar yanlısı olmayan kişilerin yönetici olarak görev yapması engellenmiştir.

o AKP yöneticileri tarafından sık sık aksi iddia edilse de 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin %17,18'i yatırımlara ayrılırken, 10 yıllık iktidar sürecinde bu pay sürekli azalmış ve 2012 yılında 2002'deki rakamın üçte birine kadar düşmüştür. 2012 yılında MEB bütçesinden yatırımlara ayrılan payın %6,64 olacağı tahmin edilmektedir. Bu süreçte eğitime ayrılan payın ulusal gelire oranı 2002 yılında %2,66 iken 2012'de bu pay %2,75 olmuştur.

o Eğitim programlarında çok büyük reklamlarla girişilen “öğrenci merkezli” değişiklikler, daha pilot uygulama aşamasında sulandırılmış, değişiklikle yürürlükteki program ortadan kaldırılmış ve eğitimin içeriği dinsel motiflerle süslenerek uygulanması karmakarışık bir duruma getirilmiştir. 2005 yılında PİSA sınavında Türkiye'nin elde ettiği sonuçlar referans gösterilerek girişilen bu operasyon sonucunda, 8 yıl sonra Türkiye'nin PİSA sınavları sonuçlarına göre başarı sıralaması değişmemiş (OECD ülkeleri arasında sondan ikincilik) fakat eğitim programı içerisine birçok dini motif yerleştirilmiştir. İddia edildiği gibi “öğrenci merkezli” eğitime geçilmemiş, bunun gerektirdiği hiçbir ciddi çalışma yapılmamıştır.

o Okullardaki öğretmen ihtiyacı konusunda geçen 11 yıllık dönemde kayda değer hiçbir iyileşme olmamıştır. MEB tarafından şu andaki sınıf mevcutlarına göre yapılan hesaplamalar sonucu 2012-2013 öğretim yılı itibariyle 127 bin öğretmen açığı bulunduğu açıklanmıştır. Öğretmen açığı, sınıf mevcutları OECD ülkeleri ortalamasına göre hesaplandığında 285 bindir. Bu konuda AKP iktidarının ne denli umursamaz davrandığını görmek için şu örneğe bakmak yeter: Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı bir TV programında son 10 yılda 300 binin üzerinde öğretmen alımı yapıldığını açıklamıştır. Aynı günlerde MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürü Hikmet Çolak ise halen görevde bulunan 775 bin öğretmenin, 160 bininin son 10 yılda istihdam edildiğini söylemiştir. Bu iki açıklama AKP iktidarının eğitimi ve öğretmenleri ne kadar ciddiye aldığını göstermektedir.

o Son 11 yılda ülke çapında “üniversite” adıyla açılan onlarca (devlet-vakıf) kurumun gerçekte birer yüksek lise olduğu herkesin malûmudur. Üniversitelerde her yıl doldurulamayan kontenjanlar, bu kurumların öğrenciler tarafından gerçek anlamda üniversite olarak görülmemesinden kaynaklanmaktadır. YÖK yönetiminin tamamen siyasi iktidarın kontrolüne geçirilmesinden sonra genel olarak üniversitelerin mali, idari ve akademik özerkliklerinin tamamen ortadan kaldırılması da üniversitelerin birer yüksek liseye dönüşmesine neden olmuştur.

o AKP iktidarının en çok reklâmını yaptığı ve onbinlerce milyar dolarlık bir rant yaratmayı öngören FATİH (Fırsatları Arttırma Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) projesi de tam bir fiyaskodur. Bu projede son durum şöyledir: Bakanlık verilerine göre 21 bin 689 okulun internet altyapısının yenilenmesi hedeflenmişken, sadece 154 okulun internet alt yapısı yenilenebildi. 21 bin 689 okulda akıllı tahta uygulamasına geçilmesi öngörülürken sadece 3 bin 657 okulda akıllı tahta uygulamasına geçilebildi. 21 bin 689 okulda sunucu ve bilgisayar yenilenmesi hedeflenmişken, 216 okulda yenileme çalışması yapılabildi. 295 bin akıllı sınıf oluşturulması hedeflenmişken, sadece 84 bin 921 akıllı sınıf oluşturulabildi.

o 4+4+4 uygulaması ile bir yıl sonunda ortaya çıkan durum şöyle özetlenebilir: Okulöncesi eğitim alması gereken yüzbinlerce öğrenci, bu uygulama yüzünden birinci sınıfa alınmış ve bu öğrencilerin büyük bir bölümü sorun yaşadıkları için önümüzdeki öğretim döneminde 60 aylık öğrencilerin birinci sınıfa kaydedilmeleri uygulamasından büyük oranda vazgeçilmek zorunda kalınmıştır. 4+4+4 uygulamasının AKP iktidarı açısından kazanım(!) sayılabilecek iki sonucu olmuştur. Bunlardan birincisi: 2011-2012 eğitim öğretim yılında 537 olan İmam Hatip Lisesi sayısı, bir yıl gibi kısa bir süre içinde 708'e çıkmıştır. 2012-2013 eğitim öğretim yılında Türkiye'de 730 bağımsız imam hatip ortaokulu bulunuyorken, 369 imam hatip ortaokulu İmam hatip liseleri bünyesinde açılmıştır. MEB verilerine göre Türkiye'de toplam imam hatip ortaokulu sayısı 1.099'dur. Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün verilerine göre, 2011- 12 eğitim yılı sonunda 537 faal imam hatip lisesinde 9.616 derslikte 268.245 öğrenci öğrenim görmekte ve 15.049 öğretmen görev yapmıştır. 2012-13 eğitim yılında ise okul sayısı 708'e, derslik sayısı ise 13 bine, öğrenci sayısı 380 bine, öğretmen sayısı ise 23 bine çıkmıştır. Bu okulların tamamında tam gün eğitim yapılmaktadır. İkinci kazanımı ise tüm ilk ve orta okullarda öğrencilerin büyük bir çoğunluğu zorunlu Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi yanında en az haftada 2 ders saati daha dinî eğitim almaktadır. Bunun sonucunda yönetici olarak görevlendirilenlerin yanı sıra 51 bin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni daha istihdam edilmektedir.

o Okullardaki özgürlük ortamını genişleteceği ileri sürülerek geçen yıl ortaya atılan ve 2013-2014 öğretim yılından itibaren uygulamaya konulacağı açıklanan kılık kıyafet yönetmeliği, uygulamaya konulmadan “serbest kıyafet” bölümü değiştirilerek fiilen forma uygulamasına geri dönülmüş, bu operasyonla kız öğrencilerin hem kıyafetlerine dinî esaslara uygun yeni düzenlemeler getirilmiş hem de kız öğrencilerin Kur'an derslerine başı kapalı katılmaları sağlanmıştır. Böylece AKP'nin öğrencilerin kılık kıyafet özgürlüğünden ne anladığı ortaya çıkmıştır. Bu arada öğretmenlerin kılık kıyafet yönetmeliğinde bir değişiklik yapmak nedense unutulmuştur. o AKP iktidarının en çok dile getirdiği değişikliklerden birisi de liseye ve üniversiteye geçişte sınav uygulamasından vazgeçilmesidir. Bu konuda yıllardan beri denenmekte olan değişik yöntemler, öğrenciler ve veliler açısından külfet ve karmaşanın daha çok artmasından başka işe yaramamıştır. Liseye geçişte önce 1, sonra 3, şimdi de 6X6=36 sınav yapma denemeleri tam bir komediye dönüşmüştür. Üniversiteye geçişteki durum da bundan farksızdır. AKP konuyu altan alta çatışma içerisinde bulunduğu bir cemaate gözdağı vermek amacıyla kullandığı için sınav ve onun sonucu zorunlu olarak ortaya çıkan dershaneler konusunda kısır bir döngü devam etmektedir. AKP, sağlık, adalet, güvenlik ve eğitim gibi kamusal alanlara tam anlamıyla bir “pazar” gözüyle bakmakta, iktidar gücünü bu alanlardan yandaşlarına rant üretmek için kullanmaktadır. Uygulamış olduğı özelleştirme, taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma politikaları sayesinde bu alanlarda kamu hizmeti vermek yerine tam bir yıkım yaratmıştır. Yönetime getirdiği dünya görüşüne bağlı kadrolar sayesinde bir yandan kitlelerin iktidara ve devlete kayıtsız şartsız itaat etmesini sağlamakta diğer yandan kamu kaynaklarını yandaşları nın paylaşmasını sağlayacak mekanizmaları (kamu ihaleleri, özel sektörden hizmet satın alma, kamu mallarını ucuz fiyatla kiralama vb.) devreye sokarak iktidarının ömrünü uzatmaya çalışmaktadır.

Eğitim alanında bunca yıkıma neden olmasına rağmen nüfusun ciddi bir kesimi tarafından AKP iktidarının bu alanda başarılı hizmetler yapmış gibi görülmesi tam bir yanılsamadır. İktidar, elinde tuttuğu medya ve devlet olanakları sayesinde yoğun bir propaganda yürütmektedir. Hiçbir ahlâki kaygıyı gözetmeden yalan yanlış söylemlerle kitlelerin dezenformasyonunu sağlayarak iktidarının ömrünü uzatmaya bakmaktadır. Muhalefet partilerinin beceriksizlikleri ve sendikal hareketin güçsüzlüğü de iktidarın bu alandaki başarısını artırmaktadır.

Oysa eğitim alanındaki gerçek durum kitlelere sunulandan çok farklıdır. Durum vahimdir, günden güne de kötüye gitmektedir. Eğitim, hem nicelik hem de nitelik olarak gerilemekte, bir avuç varlıklı aile çocuğunun dışında büyük çoğunluğun çocukları eğitim hizmetlerinden yeteri kadar yararlanamamaktadır. Eğitim sistemi tam bir karmaşa ve çöküş içerisindedir. Eğitim kurumlarında uygulanan programlar bilimsel, demokratik ve lâik bir içerikten yoksundur.

Genç bir nüfusa sahip olmamıza rağmen eğitime ayrılan bütçe yetersizdir. Eğitim yatırımları günden güne gerilemektedir. Eğitim bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılmış, kâr elde edilecek bir Pazar olarak görülmektedir. Derslik sayısı ve diğer altyapı hizmetleri yetersizdir. Ciddi sayıda öğretmen açığı vardır. Mevcut öğretmenler çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatılmamıştır. Öğretmenler başka ülkelerdeki meslektaşlarından daha çok çalışıp çok daha az maaş almaktadırlar. Eğitim yöneticileri, eğitimin sorunlarını çözebilecek yeterlilikte değildir. Öğrenciler bu sistem içerisinde ilgi ve yeteneklerine uygun okulları seçme, istedikleri nitelikte eğitim alma olanaklarından yoksundur. Bütün bu gerçekler ortada ve durum ne yazık ki gittikçe kötüye gidiyor. Başbakan ne kadar celâllenirse celâllensin, 11 yıl sonunda eğitim tam bir yıkıntı haline gelmiştir. Her gün TV ekranlarında arz-ı endam eyleyip yalan yanlış bir sürü rakamlarla kitleleri oyalama döneminin sonuna yaklaşıyoruz. Anne babalarını bilemeyiz ama gençler artık bu palavraları yutmuyor. Her gün yaşadıklarıyla Başbakan'ın söyledikleri arasındaki farkı fark ediyor, birilerinin onu aldatmaya çalıştığını duyumsuyor. Fırsat bulduğunda biriktirdiği kini ve öfkeyi nasıl dile getirdiğine “Gezi”de hep birlikte tanık olduk. Bu gidişle çok daha tanık olacağız. Çünkü ne yaşamın gerçekleri değişiyor ne de onlara kandırmak için söylenen yalanlar!