Mağduriyet bitmiyor

Tayyip Erdoğan ve şeriklerinin siyasal ve parasal yükselişlerinde en fazla kullandıkları araçlardan birisi mağduru oynamaktı. Asker-sivil Kemalist bürokrasi de elhak o mağduriyet oyununa bol bol çanak tutmuştu.

Önce ona bir bahaneyle hüküm giydirip belediye başkanlığını elinden almış, hapse yollamıştı. Sonra, parti başkanı olduğu halde milletvekili seçimlerine sokmamıştı. 2006 Mayıs'ında bir avukat Danıştay 2. Dairesine silahlı saldırı düzenleyip, hâkim Mustafa Yücel Özbilgin'i öldürdü. Danıştay Hâkimlerinden Tansel Çölaşan (paralel devletin adamı Emin Çölaşan'ın eşi) olay mahallinde bulunmadığı halde, katilin ateş etmeden önce “Allahın askeriyim, Allahu ekber” diye bağırdığını iddia ederek laik Kemalistleri kışkırtmış, ama saldırıya uğrayan hâkimler böyle bir olayın vukû bulmadığını belirterek Tansel Çölaşan'ın yalanını teşhir etmişti. Özbilgin'in Kocatepe Camiindeki cenaze töreninde Kemalist kalabalık AKP'li bakanlara saldırmıştı. Çünkü 2. Daire türban, üniversitelerde başörtüsü yasağı lehinde karar almıştı. Komployla AKP aleyhine hava yaratılmak isteniyordu. Sonuçta saldırganın İslamcı olmadığı, içki içtiği ve paralel devletin icracılarından Veli Küçük'le yakın ilişkiler içinde olduğu ortaya çıktı. Arkasından Ümraniye bombaları, hızlı Kemalist bir emekli binbaşı ortaya çıktı. Sivri akıllıların komplosu geri tepti, Tayyip Erdoğan ve şeriklerine yeni bir mağduriyet imkânı verdi.

Mayıs 2007'de yapılacak C. Başkanı seçimi öncesinde eski Yargıtay Başsavcılarından Sabih Kanadoğlu'nun entrikacı buluşuyla ve Deniz Baykal'ın tam desteğiyle 367 ucubesi ilân edilmişti. C.Başkanı'nın Meclis'te seçilebilmesi için oturumun 367 milletvekiliyle açılması hiçbir yasada öngörülmeyen ve o güne dek uygulanmayan bir şart koşuldu, CHP'nin başvurusuyla Anayasa Mahkemesi de Gül'ün C.Başkanlığını önledi.

Mağduriyet AKP'ye yaradı, erken seçime gitti ve % 47 oy aldı, Anayasayı değiştirerek C.Başkanının halkoyuyla seçilmesini getirdi.

Bu kadarla da yetinilmedi, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesinde AKP aleyhine kapatma davası açmıştı. Sonuçta parti kapatılmadı, para cezasıyla yetinildi.

Bütün bu yıllar boyunca Kemalistler her ne yaptılarsa hepsi Tayyip Erdoğan'ın güç toplamasına yaradı. Tayyip Erdoğan sonraki yıllarda çok çok güçlendiği halde mağduru oynamaya devam etti.

Gezi Parkı direnişinde de kendisini mağdur göstermeye, eylemlerin darbeye zemin hazırlamak için yapıldığını iddia etmeye kalkıştı. Darbeciler, faiz lobisi, dış güçler, özel bankalar hatta Koç Holding birleşmişlerdi.

Şimdilerde ise Tayyip Erdoğangil Mısır olaylarını tam anlamıyla bir iç politika meselesi yapmakta ve Mursi üzerinden mağduru oynamaktadır. Ayrıca, Müslüman Kardeşler vasıtasıyla İslamcılık yaparak, kendi kitlesini konsolide etmeye çalışmaktadır.

Mağdur pozuna girmek AKP ileri gelenlerinde o kadar huy haline gelmiştir ki, Hacıbektaş'ta bir adamın Bekir Bozdağ'ı göğsünden eliyle itmesini bile günlerce kullandılar. Başbakan Yardımcısına yumruk attı diye bağırdılar. O şahıs kimdir, necidir bilmiyoruz, ama çok önemli bir kitlesel eylemi gölgelemek gibi bir işlev görmüştür.

Başbakan Yardımcısı halk tarafından yuhalandı, ıslıklandı, Hacıbektaşlılar, Tayyip Erdoğan'ın Neşet Ertaş'a ve Bektaşi-Alevi topluluğuna yaptığı saygısızlığı cezalandırdı, büyük bir pişkinlikle karşılarına çıkan Yardımcısını ıslıkladı, konuşturmadı diye günlerce konuşulacağına, o şahsın provokasyonu adeta olayın üstünü örtmüştür. CHP'liler o kişiye sahip çıkacaklarına onu teşhir etmeliydiler, Hacıbektaş'daki olayın esas yönünü gösterseler daha iyi olurdu. Ama politik görüş kıtlığından “Halk bir AKP ileri gelenini konuşturmadı” diyeceklerine olayın kamuoyunda öğrenilmemesi için “yumruk attı” diye bağıran düzenbazların oyununa boyun eğdiler.