Direnişte kadınlar

Gezi Hareketinin en somut olgularından birisi kadınların katılımının yüksek olmasıydı.

Nasıl ki, yaşadığımız Direniş günleri Cumhuriyet tarihinin en yaygın, en güçlü eylemleri ise ve insanların ortaya koydukları mücadele adeta kitaplardan öğrendiğimiz “dipten gelen dalga ise”, o ilk'in bir başka ilk'i kadınların varlığıydı.

Hem Gezi Parkının içinde yaşanılan komünal yaşam günlerinde, hem de sokaklardaki eylemlerde kadınlar en öndeydiler. Ne gazdan yıldılar, ne Tomanın ilaçlı-ilaçsız basınç suyundan korktular, ne de polis copundan çekindiler. Örneğin aradan 1,4 ay geçtikten, eylemler azaldıktan sonra bile, 6 Temmuz Taksim eyleminde polisler bir müzik grubu üyesi genç kızı yaka paça götürürlerken, annesi kızını kurtarmak için çığlık atarken, o başı dimdik ısrarla “Her Yer Taksim-Her Yer Direniş” diye haykırıyordu.

Haftalarca İstiklal Caddesine açılan sokaklarda, Cihangir'in, Gümüşsuyu'nun yollarında sabahlara kadar sloganlarla gezinen eylemciler arasında çok sayıda kadın eylemci vardı.

Gezi Parkı'nın içindeki kamuoyu yoklamaları verilerine göre kadın eylemci sayısı erkeklerden fazlaydı.

Parkın içinde geçirilen haftalar boyunca işbölümü kadın-erkek ayırımına göre değildi. Toplantılarda, tartışmalarda daha çok erkek konuşuyor, kadın dinliyor değildi.

İstanbul Valisi “anneler çocuklarınıza sahip çıkın” diyerek Gezideki gençleri tehdit ettiğinde, anneler Taksim'e çıktılar, çocuklarını alıp götürmek yerine, bir araya gelerek Direnişe kitle halinde katıldılar. Vali Beyin anneler uyarısı geri tepti. Eylemlerde orta yaş ve yukarısı anneler de katılmış oldu. Vali tehdit savurmasaydı, o anneler muhtemelen çocuklarından telefonla haber almakla yetineceklerdi.

Eylemlerin yerel forumlar biçiminde sürdüğü haftalarda da kadınlar konuştular, tartıştılar.

Eylemlerde kadınların bu kadar öne çıkmasının nedeni toplumda oluşan tepkiler birikmesinin çarpıcı bir göstergesi olsa gerekti. Çünkü Tayyip Erdoğan en çok kadınları rahatsız etmişti. Mesela “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inenmıyorum” dedi. Doğum kontrolüne karşı çıktı. Kürtajı yasaklamak istedi. Yani kadının bedenine saldırdı, onlardan üç çocuk istedi, yetmedi o pişkin ve çirkin sırıtmasıyla 5'e çıkardı. Eylemin birinci haftasında Fatih Altaylı adlı gazeteciye verdiği çanak mülakatta Dolmabahçe'deki bürosundan gözlediği Kadıköy vapurundan çıkan kadınları iffetsiz bulduğunu söyledi. [Evlenmeden önce eşinin başının açık olduğunu, evlendikten sonra erkeğin dayatmasıyla örttüğünü bütün kadınlar biliyor, eşi kendi dinsel inancıyla ve tercihiyle değil, değil, kocasının isteğiyle kapanmış.]

Tayyip Erdoğan eğitimde 4+4+4'ü getirdi. Bu uygulamayla kız çocuklarına 8 yıllık zorunlu eğitimi kaldırdığını, ilk dört yıldan sonra “evde eğitim” adı altında kızları eve hapsedeceğini ve koca bekler duruma iteceğini herkes biliyordu. Kadınlar daha iyi biliyordu.

Tayyip Erdoğan kitlesinin kadınları ile Direnişin kadınları arasında büyük yaşam anlayışı farkları var. Bütün direnişçiler esas olarak özgürlük istiyorlar, ama kadın için özgürlük her şeyden önce erkek egemenliğinden özgürleşmek demek. Özgürlük erkekler için esas olarak siyasi bir kavramken, kadınlar için aynı zamanda –belki de daha çok– toplumsal bir kavram.

İşte, Tayyip Erdoğan rejimi ise siyasal özgürsüzlüğü toplumsal özgürsüzlükle birleştirmenin simgesidir. Hayır, hayır, simgesi değil ta kendisidir.

Tayyip Erdoğan'ın kadın kitlesi erkek tahakkümünden özgürleşmek diye bir sorunu bilincine çıkarmış olamayabilir. Ama haftalardır direnen kadınlar, bırakınız AKP zihniyetindeki erkek egemenliğini, eylemde omuz omuza mücadele ettikleri erkeklerin bile erkek kültünün ortağı olduklarını bilirler. 7 bin yıllık erkek hâkimiyetini tarihe gömmek yolunda daha alınacak çok yol var.

Parkta erkek egemen zihniyet yok muydu? Tabii ki vardı. Cinsiyetçi ve küfürlü pankartlar kaldırttılar, o tür yazıları sildiler, o tür sloganları susturdular.

Gezi eylemleri önünde sonunda geçip gidecek, Büyük Direnişin siyasi olarak neleri getireceği ayrı bir konu, fakat somut sonuç olarak kadın hareketinin güçlenmesini getirecek. Her yıl İstanbul'daki 8 Mart yürüyüşlerini izleyenler bilirler: BDP'li kadınların katıldığı yürüyüşlerde 8-10 bin kişi olur, onların gelmedikleri gösterilerde katılımcı sayısı iki bini zor bulur.

Gezi direnişinde atılganlıklarıyla, gözü peklikleriyle, maharetleriyle öne çıkan kadınlara sorunuz, onların çok çok azı 8 Mart eylemlerine gitmişlerdir.

Fakat bundan sonra pek çoğu gidecektir. Yurttaş inisiyatiflerine girecekledir, işyerlerinde veya yerleşim birimlerinde kadın hakları konusunda daha direngen olacaklardır, arkadaşlarını kadın hareketine aktif olarak katılmaya özendireceklerdir.

Gezi Direnişinin iki jenerik fotoğrafı var: Birisi Reuters Ajansı'nın bütün dünyaya ”Kırmızılı Kadın” betimlemesiyle servis ettiği –polisin gaz sıktığı ve yaralılara yardıma geldiğini söyleyen– İTÜ Mimarlık'ta öğretim üyesi direnişçi, diğeri ise Tomanın basınçlı suyu karşısında kollarını açarak duran Avustralya'dan gelmiş konuk.