Gezi sürecinde Tayyip Erdoğan medyası

Gezi Parkı direnişi Tayyip Erdoğangilin kontrol atiği medyanın ne olduğunu çarpıcı şekilde ortaya koydu.

İstisnasız hepsi tıpkı Başbakanları gibi afalladılar. Aralarında güya demokrasiyi ve insan haklarını savunanlar maskelerini bir yana bırakarak, Direniş düşmanı kesildiler.

En keskin Gezi düşmanı son zamanlarda Tayyip Erdoğancıların en önünde gideni, medyadaki koçbaşı Yiğit Bulut'tu. Başbakanın tetikçilerinden “Kanal 24”ün Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut direnişçilere en fazla söven adam oldu. Mesela “Polis Parka girer, eylemcilerin kafasını kırar” dedi. 15 Haziran Cumartesi akşamı Tayyip Erdoğan da öyle yaptı. Sadece parka girmedi, yaralıların tedavi edildiği Divan Oteline de girdi, kapalı alanda da gaz sıktı, gönüllü sağlık elemanlarına saldırdı, doktor, hemşire dövdü.

Eskiden keskin ulusalcı iken müthiş bir perendeyle kıblesini TSK'den Tayyip Erdoğan'a çevirerek emrine giren Yiğit Bulut hizmetlerinin mükâfatını Gezi sırasında gördü ve Başbakanlık Başdanışmanlığına getirildi.

Tabii ki,“Hayırlı olsun, mübarek olsun” demeyeceğiz, bu şahsı teşhir edeceğiz. O zat hızlı ulusalcıyken de nefret edici bir tipti, Tayyip Erdoğancı olunca da öyle oldu. İnanınız ki, Ayışığı vb. gibi adlarla anılan askeri darbe planlarından birisi ezkaza yapılsaydı ve emeline ulaşsaydı, Yiğit Bulut o faşist cuntanın baş müdafii, belki yüksek bir bürokratı, hatta bakanı olacaktı. Açın Ergenekoncuları hararetle savunduğu yazılarına bakın.

Fakat darbecilerin şansı olmadığını kavradığı anda, tornistan ederek ikbali Tayyip Erdoğan rejiminde arar oldu, aradığını da buldu.

Eskiden Atası Kemal Atatürk'tü, şimdi Tayyip Erdoğan'a “Atam” diyor. Evet, Tayyip Erdoğan onun Atası olmuş, Gözü o kadar kararmış ki, “Kim ki haddini bilmez, helak olur. Herkes yerini bilecek” diyor. [Tayyip Erdoğan da öyle yapıyor, gezi direnişçilerini helak ediyor. Hoşlanmadığı gazetecileri işten attırıyor.]

El etek öpmenin sınırı yok. Yiğit Bulut, ”tıpkı RTÜK gibi bir üst kurul kurulsun ve İnternet medyası ile gazeteleri denetlesin” diyerek sansürcülüğe soyunuyor ve Göbbels'liğe kalkışıyor.

Şimdi hazret hem Türkiye'de, hem Mısır'da asker karşıtı, Taksim'e sövüyor Adeviye'yi seviyor. Anlaşılan, kendisini uzak olmayan bir yarında mebus ya da bakan olarak göreceğiz.

Başkaları da var: “Star Gazetesi”nin Gen. Yay. Yön. Mustafa Karaalioğlu, Ahmet Kekeç, Direniş günlerinde TMSF'nin (yani Tayyip Erdoğan'ın) “Akşam”ın başına atadığı Ahmet Ocaktan, ciddiye alınacak bir yanı bulunmayan Nâgehan Alçı, ondan farksız olan ve yöredeki insanların tek soluk alma yeri “Taksim Gezisi yıkılsın,çünkü İnönü'nündür” diyen ve Tayyip Erdoğan'ın eskiden Sırrı Süreyya'ya sövdüğünü yazarak, onun ne kadar haklı çıktığını yazarak bir taşla iki kuş vuran Rasim Kütahyalı, "Birgün" Gazetesinden “Taraf'”a, şimdi de Tayyip Erdoğancı “Türkiye Gazetesi”ne geçen Melih Altınok, onun gibi bir başkası Markar Esayan, "Zaman"ın Ermeni yazarı Tayyip Erdoğancı Etyen Mahcupyan ve sürü sepet daha nicesi.

Saydıklarımız akla ilk gelen gazetecilerin adları. Yazdıkları gazetelere ve kanallara gelince, bir süre Direnişi görmezden geldiler, sonra küçümsemeye kalktılar, ciddi boyutlar taşıdığını görünce dış odaklara bağladılar. Kendi hükümetlerinin İçişleri Bakanı (Hrant Suikastini haber aldığı halde önlememiş olan) Muammer Güler bile eylemlere 79 ilde 2,5 milyon insanın katıldığını söyledi. Bu çaptaki bir hareketi kimisine göre dış mihraklar, kimilerine göre CIA yaptırmıştı.

Solun tarih öncesinden kalma sabık solcu (Maocu) olan, yıllardır Tayyip Erdoğancılık yapan Gülay Göktürk ise “Tayyip Erdoğan'ın karizması çizildi” sözüne pek kızmış, “o bize daha uzun süre çok lazım” diyor.

Bu arada Tayyip Erdoğan'ın partisinin gazetesinde yazmakta olan Kürşat Bumin Direnişe sempatiyle baktığı için, işine son verildi. O gazetede kala kala Âkillerden Ali Bayramoğ lu kaldı.

Kısacası Gezi Parkı depremi en fazla Tayyip Erdoğan'ın rejimini sallarken, planlarını, hayallerini yıkarken, Medyacıları da sarsıntıdan nasiplerini aldılar.

Fakat en önemlisi bütün bu alt-üstlükte tesettürlü başı kapalı gazetecilerin Gezi Düşmanlıklarının ve sıkı Tayyip Erdoğan methiyeciliklerinin onları teşhir etmesi oldu. Çeşitli konularda iğreti demokrasi savunucusu bu kadın medyacıların gericilikleri ibret vesilesiydi. Onlar için demokrasi askere karşı olmaktı, ama Tayyip Erdoğan'ın hot zotçuluğu, zorbalığı, zart zurtları demokrasisi.

Lafa gelince istisnasız hepsi kadın hakları sunucusu kesilen o gazetecilerden hiç birisi, ama hiç birisi Direniş'in en önemli niteliği ve zenginliği olan yoğun ve yaygın kadın katılımını görmek istemediler, bile bile yok saydılar. Böylece kadın hakları konusunda ne denli sahtekâr olduklarını gösterdiler.

Bunlardan en çirkinini Elif Çakır adlı mümine hanım yaptı. Kabataş'ta saldırıya uğradığı söylenen tesettürlü kadınla röportaj yaptı. Onun ağzından şunları yazdı: “70 kadar belden yukarısı çıplak, eli eldivenli erkek kadını darp etmişler, üstüne çıkıp tepinmişler, işemişler, vesaire. Asla inanılmayacak, ABD yapımı, Taiwan yapımı en çirkin şiddet filmlerinde bile bulunmayacak bu sahnelerin mümin Müslüman Elif Çakır'dan çıktığı ortaya çıktı. Darp edildiğini söyleyenle konuşan Balçiçek İlter ise ikna edildiğini, ama erkeklerin üç kişi olduğunu yazdı. Demek ki saldırıya uğradığını söyleyen kadının versiyonu buymuş.

Balçiçek İlter ikna olmuş, ama o kadının atlattıklarına ikna olmuş. (Ayşe Arman ise gene kuşku duyuyor.)

Gerçekten de, ortada ne bir tanık var, en önemlisi ne de Mobese görüntüleri. O görüntüler ortaya çıkmadıkça, Elif Çakır yalancı olmaktan kurtulamayacak. Müslüman yalan söyler mi, tabi söyler.

Kabataş İskelesi gibi Bostancı, Adalar, Kadıköy ve Üsküdar vapurlarının kalktığı, özel gezi ve eğlence teknelerinin yanaştığı ve sayısız kent içi ulaşım otobüsünün başlangıç duraklarının bulunduğu bir merkezde tanık nasıl bulunmaz, Mobese kameraları nasıl olmaz ya da o denilen saatteki görüntüler niçin ortaya çıkmaz? Olsa olsa, yoktur da ondan. Daha da önemlisi, Emniyet “inceledik, anlatılan olayı bulamadık” diye bir açıklama yapmaya bile korkmaktadır.

Elif Çakır'ın siyasi profili için birkaç ay önceki yazısını hatırlatmakta yarar var: Kendisi “Steven Spielberg, Erdoğan'ın filmini de çekmeli” diye yazmıştı (Star, 17 Şubat 2013).

Tapıncın bu kadarı, yüceltmenin ve tabasbusun bu raddesi ancak böyle olur. Ayrıca, Çakır süper prodüksiyon denilen filmlere çok meraklı olmalı ki, Kabataş'ta hayalinde bir korku filmi sahnesi düzenlemiş ve yazmış. Başbakanı da öyle bir saldırıyı tekrarlayıp durmuş.

Kısacası Gezi Hareketi Tayyip Erdoğan medyasının teşhirini de getirdi ve o medyayı gazeteciliğin utancı ilan etti.