Kanal İstanbul bir macera değilse ne?

  • Yazdır

İstanbul'a ikinci boğazın kazandırılması fikri ülke gündemine pat diye düştü. Karadeniz'i Marmara'ya bağlayacağı iddia edilen yeni boğaz için isim de hazırdı. KANALİSTANBUL. Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın bu acayip sürprizi bir basın toplantısıyla duyurulduktan hemen sonra tartışmalar da alevlendi.

Önce KANALİSTANBUL' un güzergâhıyla ilgili alternatifler üretildi. Bütün dikkatler Silivri'de yoğunlaştı. Silivri ya da Selimpaşa'dan Karadeniz'e ulaşacak muhtelif çizimler, görseller hazırlandı. İkinci Alternatif ise Büyükçekmece-Çatalca hattı idi.

Tartışmalar yazılı ve görsel basında, hatta sosyal medyada yapılırken emlak piyasası da bölgede iyice hareketlendi. Arazi sahipleri ve yatırımcılar(!) rant hesaplamasına, çevreciler ise talan edilecek tarım arazilerinin, mera, orman ve sulak alanların, hatta kuş yollarının korunmasıyla ilgili eylemlilik hazırlıklarına başladılar.

Dikkatler Silivri'ye çekilmişken sessiz ve derin bir çalışmanın başka bir yerde yürütüldüğü anlaşıldı. Açılması planlanan kanalın teknik ve hukuki altyapısı neredeyse tamamlandı. Avcılar, Bakırköy (Basınköy), Başakşehir, Küçükçekmece, Arnavutköy ilçeleri için imar planı yapma yetkisinin Şehircilik Bakanlığı'na devriyle ilgili karar, KANALİSTANBUL'un yasal altyapısı için üretilmiş gibiydi. Arazide gözlemlerimiz var harita-planlama çalışmalarının boyutu da KANALİSTANBUL için Küçükçekmece-Yeniköy hattını işaret ediyordu. Küçükçekmece kumsaldan girilecek, Küçükçekmece gölünden Sazlıdere vadisi ve Sazlıdere barajı geçilerek, Baklalı ve Tayakadın köylerinden sonra Yeniköy'de Karadeniz'e ulaşılacaktır.

Düşünülen kanalın Karadeniz'e ulaştığı yerde yani Yeniköy-Akpınar arasında üçüncü havaalanı ve üçüncü İstanbul projeleri çoktan tasarlanmış bile.

Yeni ve adeta kesinleşen güzergâha göre KANAL- İSTANBUL kentin içinden geçecektir. Basit bir gözlemle bile bu güzergâhın yoğun bir hafriyatı gerektirmediği, ciddi kamulaştırmaların yaşanmayacağı, birkaç köy dışında tarım arazilerinin ve meraların devre dışı kalmayacağı, orman alanlarına kayda değer bir zarar vermeyeceği, dolayısıyla ekonomik ve çevresel maliyetinin çok düşük olacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca kent içi su yolu olma özelliği ile ulaşımda bir rahatlı k da yaratacağı, geçtiği güzergâh üstünde ise kentin yenilenmesine vesile olacağı söylenebilir.

Hemen belirtelim ki düşünülen kanal yaklaşık 45 km uzunlukta, 25 m derinlikte, altta 70 üstte de 120 m genişlikte olacaktır.

Çok basit bir gözlemle pozitif yanları öne çıkan KANALİSTANBUL için daha detaylı bir yaklaşımla birlikte durumun hiç de tozpembe olmadığı anlaşılmaktadır. Her şeyden önce Sazlıdere barajı içme suyu özelliğini kaybedecek, yer altı sularının tuzlanmasıyla birlikte tarihi Terkos da kirlenecek devre dışı kalabilecektir.

İki denizin çok farklı özellikleri olduğunu bilmeyen yok gibidir. Karadeniz Marmara'dan 30 cm daha yüksek olduğu gibi tuzluluk oranları da farklıdır. Bir iç deniz daha doğrusu tatlı su gölü olan Karadeniz ve Marmara yaklaşık 3500 yıl önce bir yer hareketiyle birbirine bağlanmış ve yine bu yer hareketi sonunda İstanbul ve Çanakkale Boğazları açılmıştır. Boğazların açılmasıyla birlikte hem kot farkı nedeniyle hem de tuzluluk oranlarının farklılığı nedeniyle Karadeniz'in suyu üstten Marmara; Ege ve Akdeniz'e, Akdeniz'in tuzlu suyu da alttan Karadeniz'e akmaktadır. Yoğunluk farkı nedeniyle bileşik kaplar modeli çalışmamış, oluştuğu andan itibaren sürekli bir akıntı yaşanmıştır. Binlerce yıldan beri devam eden bu akıntı özellikle boğazlarda kendisine doğal yatak ve eşikler oluşturmuş, bu suretle farklı ve anlamlı bir deniz biyolojisi gelişmiştir. Deniz canlılarının birbiriyle kurduğu bu ekolojik sistem sadece iki denizde değil kıyılarda da anlamlı bir ekosistem geliştirmiş bulunmaktadır.

Açılacak ikinci kanalla bu dengenin bozulacağı bilim insanlarınca ispatlanmıştır.25 m derinlikteki bir kanaldan sadece üstten tuzluluğu az Karadeniz suyu akacak fakat Akdeniz'den gelen tuzluluğu fazla su sirküle olmayacaktır. Bu durumun deniz biyolojisini etkileyeceği ve gelecekte geri dönüşü mümkün olmayan ve bölge için kıyamet gibi sonuç üreteceği ihtimal dahilindedir. En azından böylesi felaketin yaşanmayacağını kimse ispatlayamamıştır. Deniz biyolojisindeki bozulmayla birlikte özellikle Marmara'nın ölebileceğ i, dayanılmaz pis kokuların önüne geçilemeyeceği bilim insanlarının savları arasındadır.

Şimdilik seyirci olsalar bile Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin iş ciddiye bindiğinde uluslararası deniz hukukuna göre nasıl tavır alacakları belli değildir. Ayrıca kanalın geçeceği güzergâhta bulunan neolitik dönemden kalma Yarımburgaz mağaralarının durumuyla ilgili bir önerme de yoktur.

Bu proje ilgili kurumların, bilim adamlarının, planlamacıların bilimsel, kurumsal çalışmalarının ürünü olarak ortak akılla, ihtiyaca binaen önerilmiş, üretilmiş değildir. Coğrafyayı allak bullak edeceği açık olan bu çılgın proje tarihe geçme sevdasındaki bir başbakanın şahsi fikri, megalomanisi olarak gündeme gelmiştir.

Başbakan da olsa bir kişinin tarihe geçme sevdasına teslim olarak, bilimselliği meşkuk bir çılgınlık yüzünden geriye dönüşü, tamiri mümkün olmayacak bir maceraya mutlaka dur denilmelidir.