Beyoğlu Emek Sineması eylemi

  • Yazdır

Emek sineması için verilen mücadele sadece kültür ve mimariye sahip çıkmak değildir, esas olarak AVM vesaire diyerek her şeyi para ve rant gören kapitalist görmemişliğe ve açgözlülüğe karşı değerleri koruma uğraşıdır.

İstanbul Beyoğlu'nda eski Cercle d'Orient binasını Alışveriş Merkezi haline dönüştürme çalışmalarında yok edilecek olan Yeşilçam Sokaktaki tarihi Emek Sineması'nın yıkımının durdurulmasını isteyen sinemaseverler basınçlı su ve biber gazı şiddetine uğradı. Aralarında Derya Alabora, Tuncel Kurtiz, Erden Kıral, Devin Özgür Çınar, Aslı Özge, Ahmet Mümtaz Taylan, Onur Ünlü, Seren Yüce gibi sinema dünyasının tanınmış isimlerinin yer aldığı eylemcilere yapılan müdahale sonucunda, yönetmen Erden Kıral fenalık geçirdi, sinema yazarı ve İstanbul Film Festivali FIBRESCI jüri üyesi Berke Göl, Hazar Berk Büyüktunca, Özgür İpek ve Mehmet Ferit Aka gözaltına alındılar.

Taksim'de bir araya gelen protestocular yürüyerek Ekmek Sineması'nın sokağına geldi. Sokağın polis tarafından kapatıldığını gören protestocular, yazılı basın açıklamasını okudular, Grupta bulunan ünlü yönetmen Costa-Gavras, Derya Alabora, Serra Yılmaz, Ahmet Mümtaz Taylan, konuşmayla protestolarını dille getirdiler.

Emek Sineması'nın önüne ulaşmak için sokağa gitmek isteyen eylemcilere kolluk kuvvetleri engel oldu. Sokağa sokulmayan topluluk durumu sloganlarla kınarken polis harekete geçti. Eylem, bina blokunun cephesinin bulunduğu İstiklal Caddesi'nde devam ederken, polis biber gazı, basınçlı su ve cop kullandı.

Grup Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'ne gelerek, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını istedi. Emniyet önünde bekleyen grupta İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, Rıza Kocaoğlu, İlksen Başarır, Derya Alabora, Özcan Alper Nevin Özgür Çınar bulunuyordu. Gözaltına alınan Berke Göl, Hazar Berk Büyüktunca, Özgür İpek ve Mehmet Ferit Aka adliyeye sevkedilirlerken Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde bekleyen kalabalık grup da sessizce dağıldı.

İstanbul Film Festivali'ni düzenleyen İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından yapılan yazılı açıklamada “ İstanbul'da konuk olarak bulunan yönetmenler Costa-Gavras, Mike Newell, Marco Becchis ile Jan Ole Gerster'in yanısıra birçok yönetmen ve oyuncu ile yerli ve yabancı sinema yazarının da katıldığı yürüyüşte, Emek Sineması sokağına girmek isteyenlere müdahalede orantısız güç kullanılmıştır.

İstanbul'un kültürel hafızasına sahip çıkmaktan başka düşüncesi olmayan sinemaseverlere yapılanları kınıyoruz” denildi.

Olay Batı basınında

BBC , Avrupa haberleri bölümünde Emek Sineması'nda yaşanan gelişmelere geniş yer ayırdı. Tarihi Emek Sineması'nın yıkılmasını protesto eden gösterilerde gözaltına alınan dört kişinin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını belirten haberde, “Emek Sineması'nı barındıran bina bir alışveriş merkezine dönüştürülüyor” ifadesine yer verildi. Saygın film yönetmeni Costa-Gavras'ın da protestoda bulunan pek çok sinemacı, oyuncu ve eleştirmenin arasında olduğu haberde polisin müdahalesi ise şu cümlelerle verildi: “Sinemayı yıkma planlarına öfkeli kalabalığa gözyaşartıcı gaz, tazyikli su ve coplarla müdahale eden Türk polisi eleştirildi.”

Costa-Gavras'ın polis şiddetine şahit olduktan sonra Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektuptan da bahseden BBC, insanların sinemanın yıkılmasının yanısıra Türk film endüstrisinin sembolü Yeşilçam Sokak'ının bozulmasına tepki gösterdiklerini de vurguladı. İKSV'nin de yaptığı açıklamada protestonun barışçıl olduğunun altının çizildiği söylendi.

Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu'nun (FIPRESCI) yıkıma karşı çıkan cümlelerini paylaşan haberde, “Duayen Türk film eleştirmeni Atilla Dorsay da yıkıma karşı 'sessiz bir protesto' sergilemek için eleştiri yazmayı bıraktı” denildi.

Konuyu gündemine taşıyan diğer önemli bir yayın da The Wall Street Journal oldu. Yazıda, Emek Sineması'nın AVM'lere yer açmak için feda edilen kültürel mirasın sembolü haline dönüştüğü ifade edildi ve sinema sektörünün 3 yıldır uğruna mücadele verdiği vurgulandı.

Alman Film Eleştirmenleri Birliği, sinemanın Beyoğlu Emek Sineması eylemi E yıkılmasını, kamu malının özelleştirilmesi ve polis gücünün marjinalleştirilip toplum yararına değil, özel çıkarlar uğruna kullanılmasını eleştirdi. Alman Eleştirmenler, Kültür Bakanı'nı yıkımı hemen durdurması için göreve çağırdı.

Yunan basını da yaşananlara Costa-Gavras'ın desteği ve mesajıyla birlikte yer verdi.

Cercle d'Orient Binası

Emek Sinemasının yok edilmesi sorunu sinema salonunun da ötesindedir. Emek Sineması'nın da içinde yer aldığı Cercle d'Orient Kompleksi “yenilenme” adı altında alışveriş merkezine çevrilmektedir. Binanın tamamı İstanbul'un tarihi ve önemli yapılardandır. Rant için, ticaret için yapılan İstanbul'un tarihsel dokusunun yok edilmesinin devamıdır.

Tarihi ismi Cercle d'Orient binası olan yapı 1875 yılı İstanbullu Ermeni Abraham Eremyan (Abraham Paşa) tarafından yaptırılmıştır. Mimarı levanten bir aileden Alexandr Valloury idi Bugünkü adıyla İstiklal Caddesi, o zamanki adıyla Grande Rue de Péra veya Cadde-i Kebir üzerinde cephesi 45 metredir, derinliği ise şimdiki Yeşilçam Sokağındadır, Art Nouveau tarzında bir binadır. Bu sokak üzerinde iki adet sinema veya tiyatro salonu bulunmaktaydı. Sinemalardan birisinin adı Melek, diğerininki İpek'ti Melek Sineması sonradan Emek oldu, İpek Sineması ise Yeni Tiyatroya dönüştü.

Cercle d'Orient (Şark Kulübü) adlı kulüp 1882'de bu binada önce “Cercle à Pera” (Pera Kulübü) adıyla kuruldu, sonara ismini değiştirdi. İstanbul'un en önemli seçkinler kulübüydü, Bu nedenle binanın adı “Serkldoryan” diye anıldı, sonra “Büyük Doğu Kulübü” oldu, bugün “Büyük Kulüp” olarak anılıyor. Kulübün Beyoğlu Merkezi 1971de kapatıldı, Çiftehavuzlar'daki tesisleri açık kaldı. Beyoğlu'ndaki merkezin en üst kartında kulüp üyelerine otel veya misafirhane olarak kullanılan odalar bulunmaktaydı.

Binayı Emekli Sandığı satın alınca adına Emek Pasajı diyenler de oldu. 5 katlı binanın girişi ana caddedeydi. O koridor üzerinde dükkânlar bulunuyordu, birinci katında büyük bir bilardo salonu ve kıraathane vardı. Profiterolleriyle ünlü İnci Pastanesi de cadde üzerindeydi.

Andığımız iki sinema/tiyatro salonundan başka, girişi İstiklal Caddesinde olan bir sinema salonu daha vardı, adına uzun süre “Küçük Emek” denildi, sonra Rüya Sineması oldu.

Emek Sinemasının tarihi

1924'te Beyoğlu Yeşilçam Sokak'ta “Melek Sineması” adıyla açılmıştır. İsmini perdenin iki yanında yer alan Art Nouveau tarzı melek heykellerinden alıyordu. Tarihi kimliği, Barok ve Rokoko bezeli yaldızlı tavan ve duvarları, 875 kişilik salonu ve tarihi geçmişi ile diğer sinema salonlarından farklılık göstermektedir.

Emek Sineması'nın bulunduğu salon, sinema olmadan önce başka amaçlarla kullanılmıştı. İlk kez “Club des Chasseurs de Constantinople” (Konstantiniye Avcılar Kulübü) olarak açılan salon, daha sonra Strangali'nin Rum Atletik Jimnastikhanesi, ardından 1909'da “Nouveau Cirque” (Yeni Sirk), ondan sonra da “Skating Palace” (Tekerlekli Paten Sarayı) olmuştu.

Varlık Vergisi yıllarında (1942-1943) bina ve külliyesi belediye tarafından satın alınmış 1957'de Emekli Sandığı'na satılmıştır. Emek Film'in de sahibi olan Emekli sandığı yenilediği sinemanın adını "Emek Sineması" olarak değiştirmiştir.

Sinemanın ilk sahipleri, o dönem İpek ve Sümer Sinemaları'nın da sahipleri olan, A. Saltiel ile H. Artidi'ydi. Türkiye'deki ilk güzellik yarışması, 1926 yılında burada düzenlenmiş ve yarışmayı sinemanın yer göstericisi Araksi Çetinyan kazanmıştı.

1945 yılındaki iflasın ardından işletmeciliği alan İpekçi Kardeşler'den sonra, işletme 1940'larda İstanbul Belediyesi'ne oradan da Emekli Sandığı'na geçti. 1969' da Turgut Demirağ'a, sonra da Kurtuluş ailesine geçti. Sinema 1993'da kapsamlı bir yenilenmeden geçirildi, son olarak 2000'de koltukları ve ses düzeni (Dolby Digital) yenilenerek, yeni açılan modern sinemalarla yarışacak bir teknolojiye kavuşmuştu.

Emek Sineması 1980'lerde “İstanbul Sinema Günleri” adıyla başlayan, sonraları İstanbul Film Festivali adıyla devam eden sinema şenliğine ev sahipliği yapan, açılış ve kapanış törenlerinin düzenlendiği salondu.

Görüldüğü gibi, sinema üst katta açılacak demek bu tarihi salonun yok edileceğini inkâra yeltenen bir demagojidir.

Emek sineması için verilen mücadele sadece kültür ve mimariye sahip çıkmak değildir, esas olarak AVM vesaire diyerek her şeyi para ve rant gören kapitalist açgözlülüğe karşı değerleri koruma uğraşıdır.

Nitekim müteahhit firmanın baş yöneticisi verdiği bir mülakatta sanki marifetmiş gibi "Beyoğlu'nu İstanbul'un Dubai'si yapacağız" demiştir. Bu sözler yeni yetme burjuvazinin ve Tayyip Erdoğan zihniyetinin cehalet ve inkârcılığının ta kendisidir.

2000 yıllık bir kentin kültürel birikiminı yadsı yıp beton çağını ihtişam zanneden bu şahıs asla anlayamayacaktır ki, bize Dubai lâzım değil. Art nouveau tarzındaki yapılarlarıyla Cadde-i Kebir bin tane lüks Dubai binasından daha değerlidir. Eğer bir burjuva kalkıp Dubai'yi mesela Viyana veya Budapeşte ya da Prag gibi bir barok kentin içine yerleştireceğini söylese rezil olur, ama bizde kimse rahatsızlık duymuyor. Öyle olduğu içindir ki İstanbul'a darbe üzerine darbe indiriyorlar. İstanbul yıkıcılığına soyunmuş Adnan Menderes'le başlayan tahribat sürdükçe sürüyor.

Majik ve Maksim de gitti

Kıyıma uğrayan sadece Melek ve İpek sinema salonları değil. Türkiye'nin ilk sineması olan Majik Sineması ve arkasındaki Maksim de yıkıldı.

1914 yılında, kentte sinema salonu olarak inşa edilen ilk bina olan Majik ile arkasındaki Maksim Gazinosu yıkılıp birleştirilerek otel ve ticaret merkezi yapılacak.

Avan projeye göre 2 yıl öncesine kadar Devlet Tiyatroları'nca kullanılan tescilli binanın sadece ön cephe duvarları korunuyor. Proje, Koruma Kurulu'ndan 'restorasyon' adı altında geçti. Tıpkı Emek Sineması, Beyoğlu Demirören AVM, Beşiktaş'ta 14 katlı otele çevrilen Tütün Deposu projeleri gibi bu tarihi yapı da sermayenin gadrine ve doymak bilmezliğine kurban oldu.

Radikal Gazetesinin verdiği habere göre, Koruma Kurulu defalarca reddettiği projeyi 21 Temmuz'da onayladı. Beyoğlu Belediyesi de imar planında 'Sıraselviler Caddesi cephesinde 27.50 metre yükseklik, cami ve arkada Osmanlı sokak cephesinde yükseklik 15.50 metreyi aşmamak kaydıyla' avan projeyi uygun buldu.

Mimarlar Odası İstanbul Anakent Şubesi'nin hazırladığı ÇED raporunda, alttan geçen Taksim Metrosu'nu da tehdit ettiği belirtilen projenin iptali istendi.

Raporda Majik Sineması'nın 'Beyoğlu'ndaki tarihi ve kültürel simgelerden biri' olduğuna dikkat çekilirken Park Otel, Gökkafes, Saray ve Emek sinemaları gibi örneklerin hızla artmasının geri dönüşü olmayan zararlara neden olduğu vurgulanarak şöyle denildi: “Ulusal koruma ilkelerine ve daha evvelce alınmış kurul kararlarına aykırı olarak söz konu alandaki mimari ve kültürel mirasımız hakkındaki kararını sadece ön cephe koruma (restorasyon) projesinin uygunluğu kapsamına indirgeyerek yıkımına; 4305,54 m2'lik parselin tümünün yapılaşmasını öngören 8 bodrum kat, zemin kat ve 8 normal katlı, toplam 448028.83 m2'lik çevre ve metro güvenliğini de tehlike altına alacak bir yapı kompleksinin ortaya çıkmasına onay veren kararının da yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.''

Orkestra eşliğinde sessiz film izlenirdi

Majik Sineması 1914'te açıldığında şehirde sinema salonu olması için inşa edilmiş ilk yapıydı. Mimarı İtalyan Giulio Mongeri, ilk sahibi ise Abdülaziz döneminden 1909'a kadar Saray Başmabeyinciliği yapmış olan Sarıcazade Ragıp Paşa'ydı.

İlk olarak Majik Sineması adıyla hizmete girmişti. Küçük bir orkestra eşliğinde sessiz filmler gösterilmekteydi.

Adı 1944'te Türk Sineması, 1946'da Yeni Taksim Sineması ve 1964'te Venüs Sineması oldu.

Derken Devlet Tiyatroları'nca kiralandı. Salon, Şubat 1971'de IV. Murat oyunuyla açıldı. 1975'e kadar tiyatro salonu olarak kullanıldı, sonra yeniden Venüs Sineması oldu. 1979'da kurulan İstanbul Devlet Tiyatrosu için 1983-1984 sezonunda yeniden kiralandı. 28 Ekim 1983'te Musahipzade Celal'in İstanbul Efendisi oyunuyla açıldı ve 2009'a kadar da tiyatro sahnesi olarak kaldı.

“Birer birer elden gidiyorlar”

Sinema tarihçisi Burçak Evren: Bu sinema salonu, sinema tarihi açısından çok önemli. İstanbul'un sinema salonu olarak yapılan ilk binası. Türkiye'nin düş şatoları bunlar. Alkazar, Elhamra, Saray, Emek derken son tarihi sinema da elden gidiyor. Beyoğlu'nun çehresi değiştiriliyor. Maksim Gazinosu da bugün anladığımız gazino kültüründe değildi. Repertuvarı olan müzik şölenlerinin yapıldığı yerdi. Yıkılacağına restore edilip yeniden sinema olarak açılsa. Dünyada 1500-2 bin kişilik salonlar yeniden hayata geçiriliyor. AVM sinemalarından kurtuluş aranıyor. Biz yıkıyoruz.''

Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay “Türkiye'de sinema olarak yapılan ilk salondu. Bu yapılar şehrin belleğine dahildi. Maksim de öyle. Gazino geçmişimizin izleri var o yapıda. Gazino kültürünün en büyük mimarisiydi. Keşke restore edilip gazino müzesi yapılsaydı. Tarihi yapılarımızı daha sonra çok arayacağız. Kültürel hayatımıza etki eden iki önemli yapı, ikisini de kaybetmek çok acı” dedi.