Hizbulkontra işbaşında

  • Yazdır

1990'lı yıllarda Kürt siyasi hareketine karşı devletin teşkilatlandırdığı Hizbullah (Allahın Partisi) adlı cinayet örgütüne Kürtler “Hizbulkontra” diyorlardı.

“Kontra” kelimesi Nikaragua Devrimine karşı CIA tarafından teşkilatlandırılan ve faşist Arjantin cuntası tarafından da desteklenen karşı devrimci saldırganlara o kıtada verilen ad olmuş ve oradan dünyaya yayılmıştı.

Türkiye'de Hizbullah'a “Hizbulkontra” denilmesi daha da haklıydı, çünkü bu köktendinci teşkilat gerçekte Türk Kontrgerillasının bir cinayet koluydu. Çok sayıda PKK mensubunu öldürdü, soruşturma dosyası açılanlar resmi makamlar tarafından örtbas edilip “faili meçhul” dosyalar arasına konuldu. Tamamına yakını içinse soruşturma bile açılmadı, öldürülenlerin cesetleri bile bulunmadı. Hizbulkontra'nın cinayetleri arasında Demokrasi Partisi (DEP) milletvekili Mehmet Sincar'ın Batman'da sokak ortasında öldürülmesi de vardı.

1999 Şubat'ında Abdullah Öcalan ABD marifetiyle Kenya'dan alınıp Türk timine teslim edilmesini izleyen süreçte devlet artık Hizbullah'a ihtiyacı kalmadığını düşünerek sansasyonel haberlerle Hizbullah operasyonu başlattı. Türk toplumu ortaya çıkan bulguları dehşet içinde izledi ve kahraman polisini, devletini alkışladı. Devletiyle övünen Türklerin hiç biri “maden bu adamlar bu kadar suç işliyorlardı, bugüne kadar siz neredeydiniz, neden suçluları yakalamadınız?”diye sormadı. Kendisine yukarıdan ne enjekte edilirse onu benimsemiş insanlar o suçluların arkasındaki gücü merak etmediler.

Oysa Özel Harp Dairesinin adamlarından Em. Alb. Arif Doğan Ergenekon duruşmalarından birinde Hizbullah'ı kendisinin kurdurttuğunu iddia etmiş, "JİTEM'in hepsi sivildir. Bir tek asker benim. JİTEM, PKK'nın ölüm bölgesine giren birimdir. Hizbulkontra'yı da ben kurdum. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun ilk kurduğu teşkilattı bu. Ben kurdurdum" diye konuşmuştu.

Hizbulkontra'nın ne zaman, hangi koşullarda ortaya çıkacağını merak ediyorduk, önce Mustazaf-Der adıyla legal örgüt kurdu. Hizbullah'ın tutuklu birçok yöneticisi 2011 yılı başında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 102. maddesinin yürürlüğe girmesiyle salıverildi. Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nden gece yarısı tahliye edilen Edip Gümüş ile Cemal Tutar, ertesi hafta haklarında tutuklanma kararı çıkarılsa da çoktan yurtdışına çıkmıştı bile. Örgüt 2009 yılında Diyarbakır'da düzenlenen “kutlu doğum haftası” ile ilk kitlesel mitingini de gerçekleştirdi. Miting Mustazaf-Der'e mal edilse de Diyarbakır Müftülüğü ile AKP Diyarbakır teşkilatı da miting için tüm gücünü seferber etmişti.

Hizbullah Hür Dava Partisi adıyla legal parti kurdu. Partinin kısa adı Hüda-Par'dı, Bu isim Farsça ve Kürtçe'de “Allah Partisi” anlamı na geliyordu.

21 Mart 2013 günü Diyarbakır'da yapılan görkemli Newroz mitinginden sonra Hizbullah kutlu doğum haftasında saldırıya geçti.

Necmettin Erbakan ve Refah Partisinin uydurduğu, onların halefi Tayyip Erdoğan ve AKP'nin var gücüyle sürdürdüğü Kutlu Doğum Haftası adlı düzmece icat haftada Dicle Üniversitesi'nde sarıklı, cüppeli, çarşaflı Hizbullahçı bir kalabalık üniversitede toplu namaz kıldı, İslamcı yazar Mehmet Göktaş “Yeryüzünün değişmesi için Allah'ın düğmeye bastığına inanıyoruz. Startı verdiğine inanıyoruz. Allah'ın dini gelecek bu dünyaya. Allahü Teala bu işin içine bizi de sokacaktır” diye cihadı ilan etti, salondakiler “Kâfirler için yaşasın cehennem” diye bağırdılar.

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, polis ve üniversite rektörlüğünü de eleştiriyor. “Polis yetkililerinin gerekli önlemleri alması gerekirdi. Bazı gruplara müsamahakâr davranıldığı kanaati var. Rektörlüğün de dirayetli davranmadığı nı gördük” dedi.

Dicle Üniversitesi'nde başlayan saldırılar devam etti. İstanbul Üniversitesi'nde de aynı saldırı tekrarlandı. Hizbulkontra çeteleri İstanbul Üniversitesi'nde, Dicle Üniversitesi'nde yaşananlarla, süreçle ilgili afişlere tekbir getirerek saldırdılar. Konuyla ilgili olarak Öğrenci Dayanışması'nın açtığı standa gene Ya Allah, Bismillah Allahu Ekber haykırışlarıyla hücum ettiler. Bu defa polis destekli bir şekilde saldıran Hizbulkontralar, devrimci öğrenciler karşısında yetersiz kalınca polis devreye girdi. 57 üniversite öğrencisi gözaltına alındı.

Olayların başladığı Dicle Üniversitesinde, Rektörün sözleri rektörlük, polis, kontra güçler arasındaki ilişkileri bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.

Rektör Ayşegül Jale Saraç olaylarla ilgili yaptığı açıklamada, üniversitenin içinde hiçbir biçimde var olmayan bu yapılanmanın etkinlik yapmasına “emniyetle yapılan görüşmeler sonucu izin verilmiştir” sözleriyle bu karanlık ilişkiyi itiraf etmiştir.

Diyarbakır'da, Beyazıt'ta “Hizbullah” olarak yapılan saldırılar farklı üniversitelerde ülkücüfaşistler üzerinden geliştirilmektedir.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet yüzü maskeli, eli satırlı grupların üniversitenin içine nasıl girdiğini açıklamamıştır.

AKP iktidarı ikili oynamaktadır. Kürt siyasetinin önde gelenleriyle hem görüşmeler yaparken, bu sürecin aynı zamanda pazarlıkları içerdiğini bildiğinden Kürt tarafının elini zayıflatmak için karşısına Hizbulkontrayı dikmiştir. Bu politika PKK ile devlet destekli Hizbullah arasında çatışma yaratıp, Kürt halkını ürkütmek, hareketin kitlesel gücünün artmasını önlemektir.

AKP ile Hizbulkontra arasında ideolojik ve politik kan bağı vardır. Siz onun "barış barış" dediğine bakmayın AKP'nin emrindeki resmi güçler Hizbullah'ın arkasındadır. Kutlu Doğum Haftası Hizbullah Pastası olmuştur.

Hem silahı bırak silahlı güçlerini benim sınırlarımın dışına çıkar” diyeceksin, hem de görüştüğün siyasal kuruluşa yedek güçlerinle saldıracaksın. Tayyip Erdoğan ve sözcüleri bir yandan “süreç provokasyona uğramasın” diyedursunlar, öte yandan Hizbulkontra eliyle provokasyonu kendileri yapmaktalar. Devlet resmi güçlerini değil, gayrı resmi güçlerini kullanmaktadır.

Fakat bu tutum ateşle oynamaktır, K. Kürdistan'ı kana, ateşe bulamaktır, PKK ile Hizbullah'ı çatıştırmak, Hizbulkontra'ya destek sağlamak, halk yığınlarını da savaşın içine çekme ihtimalini taşımaktır.

Laik ve çağdaş bir Kürt özgürlük hareketi hem Türkiye, hem Kürdistan hem de Orta Doğu için önemli bir olanaktır. Bu olanağı AKP eliyle yok etmek, AKP'nin de ateşe girmesi demektir.