Türk-İslam-Sünni laikliği

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "cami ve mescit dışında ibadethane olmaz" şeklinde fetva vermesi, TBMM Başkanlığı'nın Meclis'te cemevi açılmasını reddetmesi ve nihayet Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin "cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığına" karar vermesi Türkiye'de dinsel ayırımcılığın yeni resmi belgeleri oldu.

Dikkat çekici olan, ama asla şaşırtıcı olmayan husus Diyanet ile Yargıtay'ın tamamen aynı ibareyi kullanmasıydı. Onlar için ibadethane sadece "cami ile mescit"ten ibaretti. Ne kilise, ne sinagog, ne de ibadet edilen, cenaze törenleri yapılan cemevi ibadethane olabilirdi. Çünkü devletin kurulmasına temel teşkil eden Türk-İslam sentezi böyle öngörmekteydi.

Sonra Doğanşehir'in Sürgü olayları geldi: Ramazan davulcusu bir provakatörün başlattığı Sünni güruh saldırısı ve yerel yöneticilerin pasif tutumu bilinen düşmanlığın bir başka yansıması oldu. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç "olay abartılıyor, davulcu ile aile çocukları arasında basit bir olay" dedi, bir diğer Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ da "olay bireysel, iki aile arasında münferit bir kavga" diye buyurdu. Sanki önceki Malatya, K. Maraş, Sivas, Çorum, Madımak katliamları hiç olmamıştı. Sanki "Kızılbaşların katli vaciptir diye" fetva vermiş Osmanlı Şeyhülislamı İskilipli Ebussuud Efendi'yi yeri geldikçe öven ve "büyük İslam âlimi" ilan eden şahıs Cumhuriyet'in Başbakanı Tayyip Erdoğan değildi. Sanki Madımak katillerinin cümle savunma avukatları bugün AKP'nin her kademede yetkilisi veya belediye başkanı değildi.

Yukarıda bahsettiğimiz Türk-İslam sentezini Türkeş ve Devlet Bahçeli'yle veya "referansım İslamdır" diyen Tayyip Erdoğan'la sınırlamak yanılsama olur. Irkçılık temelindeki Türkçülük + İslamiyet = Tek millet, tek devlet, tek din, tek mezhep söylemi kendisine Kemalist desin veya demesin Cumhuriyetin ideolojisi ve temel politikası olmuştur. Şimdiki Türk başbakanının yakınlarda bir söylevinde "tek din" diye kelimeyi iki kez tekrarlayıp, sonra gelen tepkiler üzerine "dilim sürçtü" diye tevile kalkışması devletin hakikatini yansıtmaktadır. Cumhuriyetin kurucusu devlete damgasını vuran resmi Türk-İslam sentezinin de banisidir. Gazi Paşa bir Türkçü ve milliyetçiydi, İslamiyeti bu toplumun çimentosu olarak görmüştü. Dini devlet kontrolüne alarak onun irtica aracı olmaktan çıkaracağını sanmış, dini ve din adamlarını devlet parasıyla besler olmuştur, zamanla Diyanet denilen anti-laik kurum yobazlık araçlarından birisi haline gelmiştir.

AKP ile TSK arasındaki kavga paylaşılan siyasi iktidardaki yetki ve üstünlük kavgasıdır, bu kavgayı AKP kazandıktan sonra her iki kanat da Kemalist Türk-İslam sentezinde bütünleşmiştir. Kemalizm İslamın bir birlik vasıtası olacağını, Türk olmayan Müslüman etnik grupların din yoluyla Türkleştirilebileceğini düşünmüştür ve Kürtler hariç yanılmamıştır. İslamiyet değişik Müslüman etnileri Türklüğe özümsemiştir. AKP'nin İslamcı zihniyeti hâlâ bundan vazgeçmemiştir. Nur Cemaatinin faaliyeti yetmemiş olacak ki, Hükümeti son olarak 1000 adet sözleşmeli Kürt meleyi (mollayı) sözleşmeli Diyanet elemanı atayarak İslamiyette ve Sünniliğe bel bağlamakta nafile ısrar etmektedir. Laiklik iddiasındaki Kemalizmin kullandığı birlik ve asimilasyon aracı sırf İslamiyet değildi. İslamiyet içinde Sünni olmayanlar dışlanmış, Aleviliği ve Bektaşiliği reddetmiş Sünnilik resmi devlet mezhebi olmuş, dinde Osmanlı devam ettirilmiştir. Tek parti devrinde de, sonrasında da Alevilere karşı paranoyak bir reddiye güdülmüştür.

Yukarıda andığımız son cemevi kararları 30 Kasım 1925 tarihli "Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu"na dayandırılmaktadır. Bugünkü halef Erdoğan da din ve mezhepler konusunda aynı politikayı gütmekte, "Alevi Açılımı" tarzındaki yapay gösteriler göz bile boyayamamaktadır. Kemalist devletin bugünkü önde gelen kişisinin dediği İslamlıktır ve Sünniliktir. Yüksek Askeri Şura toplantısında masaya su bile koymayacak kadar Şura üyelerini mecburen Sünni ve dindar yapan ya da bir üniversitede yapılacak müzik festivalinde bira satılmaması için rektöre telefon edip emir verecek kadar Sünni olan Başbakan'ın şerikleri de Meclis'teki Alevi milletvekillerinin taleplerini reddedecek kadar Sünnidirler ve demokratlıktan uzaktırlar. Erdoğan 5 Ağustos 2012 günü ATV'de "Beni Alevi düşmanı olarak gösterenler var. Ben Aleviliği, Hazreti Ali'yi sevenler olarak biliyorum. Ben bugünkü Aleviyim diyenlere baktığım zaman hepsinden daha Aleviyim. Hiçbiri Hazreti Ali gibi yaşamıyor, ben onun gibi yaşamaya çalışıyorum" dedi. Evet çulsuz bir İETT işçiliğinden milyon dolarla ifade edilen servete ulaşarak Ali gibi yaşamaya başladı! Sünniliğin siyasetteki sözcülerinden olan birisi ve kanlı Alevi katliamcısı Ebussuud hayranı "ben daha Aleviyim" diyerek mugalâta yapmaktadır. Üstelik hiç kimse ona inanmamaktadır.

Başbakan aynı söyleşide Karacaahmet'deki cemevini ucube ilan etti. Biz onun "ucube" tanımlaması yaptığında neler olduğunu Kars'daki heykelden biliriz. Nitekim "bina ruhsatsız" diyerek niyetini belli etti. Ama daha önemlisi onun meşrebidir. Çünkü o Sünni devletin baş temsilcisidir. Alevilerin oy verdikleri CHP de Kemalist olarak Türk-İslam sentezcisidir. Diyanet İşleri Başkanlığını zaman zaman eleştirse bile, böyle bir kurumun laikliğe aykırı olduğunu ilan edememektedir. Devletin dini olmaz, Din işleri başkanlığı diye bir kurumu da olamaz. CHP ise "o kurumda Aleviliğe de yer verilsin" demeyi laiklik sanmaktadır.

Osmanlı artığı İslamcı-Sünnici resmi ideoloji topluma o kadar nüfuz etmiştir ki, Tayyip Erdoğan rakibi Kılıçdaroğlu'nun Alevi olduğunu zaman zaman söylemekten medet ummakta, Alevilerin Kılıçdaroğlu'na Alevi olduğu için topluca oy verdiklerini söylemektedir. CHP Gen. Başk. da bunu oy şantajı kabul ediyor olmalı ki, konunun üzerine gidememekte, göğsünü gere gere "Evet Aleviyim, senin yaptığın gericiliktir, faşistliktir" diyememekte, Aleviliğim ne kadar konuşulmazsa benim için o kadar iyi olur diye düşünmektedir: Çünkü seçmenlerin çok büyük çoğunluğunun Sünni olduğunu ve Kızılbaşlara karşı önyargı taşıdıklarını bilmektedir. Kitlesel Alevi katliamları (Yavuz diye anılan) I. Selim'in hükümdarlık döneminde –miladi takvimle1514'te– başlamıştı. Selim'in oğlu (Kanuni lakaplı) II. Süleyman Kızılbaş katili Ebussuud Efendi'yi Şeyhülislam yaptı. Hazret 1545'te o makama geldi ve ölünceye kadar 29 sene orada kaldı. Aradan 5 asır geçti, Sünni devlet kimin, neyin mirasçısı olduğunu her fırsatta ortaya koyuyor. Alevi düşmanları da şimdiki siyasi liderlerine bol bol oy veriyorlar.