Kötü niyet beyanı

  • Yazdır

Sayısı nerdeyse on bini bulan KCK tutuklusuyla ülkenin Kürt sorununda ne gibi bir çözüm arayışı söz konusu olabilir? İ. Naim Şahin değil, adı bir süredir basında “güvercin”e çıkarılan Beşir Atalay, bu tutuklamaların AKP'nin “terörle mücadele” için öngördüğü dört başı mamur, kasıtlı bir politikanın gereği olduğunu söyleyip duruyor. Gerekçesi: KCK'nin bir “paralel devlet” örgütlenmesi olduğunun tespiti.

KCK dağda, belde, sokakta, dershanede her görüldüğü yerde kökü kazınması gereken böyle bir suç örgütlenmesiyse, siz kiminle, neyi ne için müzakare edeceksiniz? Ya kendi seçeceğiniz muhataplarınıza (kimlerse onlar) tuzak kuruyorsunuz demektir, ya da sahiden konuşulacak hiç bir şeyi konuşmadan anaların gözyaşlarının otuz yıldır her gün kana bulandığı bu ülkede “sizinle gurur duyan” kalabalıklar karşısında on yıldanberi ne yaptınızsa (ve sizden önceki on yıllarda ne yapılmışsa) aynısını yapmayı “siyaset” diye satıp durumu idare etmeye bakıyorsunuz. Yani çözümü çözümsüzlükte aramakta kararlı ve ısrarcısınız. Ne kadar aklınız varsa, buna işliyor…

KCK'li olduklarını söylediğiniz insanları cezalandırıp KCK'yi yok etmek için elden geleni geri komayarak Kürt sorununa çözüm arayışı çıkmaz yoldur. Çıkış yolunu baştan tıkamaktır. “Müzakere” stratejisiyle bağdaşmaz. Eğer müzakere olacaksa ve sahiden ve hakikaten müzakere olacaksa, müzakerenin konusu tam da sözü edilen o “paralel” siyasi örgütlenmeye, onun vüs'at ve şümulüne, üniter devlet yapısı içindeki karşılıklı işlevler ve yetki paylaşımına, vb… dair olmalıdır. Kürt sorununun kalbi orada atıyor çünkü. “Eşitlik” ve “özgürlük” ve de “statü” taleplerinin somutlandığı yer orası. Ana dilde eğitim talebinin ülkenin tarihsel ve sosyal somut koşulları bağlamında ayağı yere basar pratik karşılığının bulunabilmesinin tek ve yegâne zemini orası. Başka her türlü kültürel, demokratik haklar ve Kürt kimliğinin tanınmasına ve bihakkın yaşanabilmesine dair taleplerin karşılanmasını mümkün kılacak olan zemin de yine orası.

Bu noktanın müzakere edilebilir olduğunda şu ya da bu kadar bir uzlaşmaya ve karşılıklı anlayış sergilemeye hazır olunmadan, yani Kürt özgürlük hareketinin siyasal talepleri kriminalize edilerekten çözüm arayışında ısrar, sorunu çözümsüzlüğe mahkûm etmenin ta kendisidir. Müzakere seçeneği eğer salt göstermelik bir “siyaset” değilse, yalnız tek bir tarafın değil, iki tarafın da “kırmızı çizgileri” olduğunu kavramanın artık zamanıdır. Sözkonusu kırmızı çizgilerin bağdaştırılması da, eğer birlik ve kardeşlik esas ise, imkânsız değil, pekâlâ mümkündür. Bugüne kadarki gecikme en azından otuz bin cana mâlolmuştur. Kürtlerin nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamalarını, dolayısıyla iki halkın gönüllü birlik içinde bir arada yaşamalarını öngören eşitlik talebi hulûsu kalple ve gözüpekçe gündeme alınmadığı ve müzakere masası üzerine doğrudan müzakere konusu olarak konulmadığı sürece çözüm arayışı bu güne kadar olduğu gibi havanda kan dövmekten öteye varmaz.

Kürt özgürlük hareketinin politik taleplerine kulaklarını kapayıp Kürt sorunu yok, Başbakan Erdoğan'ın Kürt vatandaşlarının demokratik, ekonomik, güncel sorunları var diyerek o talepleri bireysel demokratik talepler düzeyinde mütalâa etmek, müzakerenin asli içeriğinin doğru algılanmasını önleyerek çözümü çözümsüzlüğe sevkediyor. Sizin “paralel” devlet örgütlenmesi dediğinize Kürt siyası sözcüleri üniter devlet içinde demokratik özerklik diyorlar. Siz öyle bir örgütlenmenin siyasi kurucu unsurlarını –seçilmiş belediye başkanlarını, BDP'li örgüt temsilcisi siyasi aktörleri, sendika yöneticileri ve üyelerini, avukatları, doktorları, üniversite öğretim görevlileri ve öğrencileri ve hatta kimi seçilmiş milletvekillerini, vb…, vb…– kriminalize edip içeri tıkmakla müzakere kapısını Kürt tarafının yüzüne kapatıyorsunuz. Bu, bir kötü niyet beyanıdır. Bundan barış çıkmaz. Bununla hiç bir yere varılmaz. Akan kan da durmaz.

KCK davasının daha baştan Ana Dilde Savunma talebine çatıp savunma hakkı hiçe sayılmakla kilitlenmiş olması da mı size hiç bir şey söylemiyor? O anlayışsızlığın altından, Kürt halkını ve onun siyasi temsilcilerini ve acil taleplerini hiç kaâle almadan Kürt sorunu dediğiniz bir şeyi kendi başınıza, kendi bildiğiniz gibi, MHP'yi aratmayacak usûl ve araçlarla ve öyle bir akıl çarpılmasıyla “çözme" niyetiniz sırıtıyor.

Sorunun silahsız, barışcıl çözümü için iyi niyetle çalışılacaksa KCK operasyonları bir an önce son bulmalı, yürütülmekte olan KCK davaları tasfiye edilmelidir. Bir daha geri gelmemek üzere… ki gerçek, somut, müzakereye müzakere denilebilecek bir müzakere zemini oluşabilsin.