Çözüm ve barış için “Silahlar sussun!” ne demek?

Evet, ne demek?

AKP iktidarına kimi yakın, kimi de basbayağı uzak duran çevrelerde sık sık tekrarlanan müşterek bir söylem: PKK silahlı mücadeleden vazgeçtiğini ilân etsin ve silah bıraksın! Peki o zaman devlet adına AKP hükümeti ne yapacak? Sorunun çözümü için gerekli açılımları sağlayacakmış. Ama bu arada devletin de silah bırakması düşünülemezmiş, çünkü devlet, Devletmiş!

İyi, güzel.

Barış olsun, insanlar ölmesin, analar ağlamasın istiyor musunuz?

Kürt özgürlük hareketinin her kademeden sözcüleri, ağırlıkla, kimin ne istediğinin daha iyi anlaşılması ve çözümde anlaşmak için belli bir süre ATEŞKES yapalım diyorlar. Devlet silahsızlansın demiyorlar. “Devlet silah bırakmayacağına göre, hiç değilse bir süre için elini tetiğe uzatmasın. O ateşi keserse, her gözünü kestirdiği dağda operasyon yapmazsa, biz de eylemsizliğe geçer ve bunu sürdürürüz.”

Haksızlar mı? Ateşkes süresince soruna birlikte bir çözüm aranırken ölümlere de ara verilmiş olur. Fena mı olur?

Böylesi, bütün dünyada benzer durumlarda başvurulan yoldur. Genel, yerleşik pratiktir. Oysa AKP devleti ve onun gönüllü, gönülsüz destekçileri bunu kabûle yanaşmıyorlar. Devlet adına AKP, “Ben devletim. Dağda, belde, sokakta eli silahlı (teslim olmamış) kimi görürsem vurur öldürürüm!" diyor.

PKK de işte buna (devletin silahlı operasyonları sürerken silah bırakmaya) razı gelmiyor. Bu anlaşmazlık nedeniyle otuz yıldır karşılıklı savaş veriliyor, insanlar ölüyor.

Kimilerinin iddia ettiği ya da sandığı gibi, Kürt özgürlük hareketinin temsilcileri biz bu devleti silahlı mücadele ile alt ederek, zafer kazanır, hedefimize ulaşırız diye düşünmüyorlar herhalde. Kim böyle bir durumda “zafer” kazanabilir? Akıl var, izan var! O zaman ne oluyor? Ölümcül kavga sürüyor. İki taraftan da gencecik insanlar, hepsi, Kürt, Türk, bu ülkenin yurtdaşları sapır sapır ölüyorlar. Uludere'de 34 kişi, on iki, on beş yaşında çoçuklar öldürüldü, aradan sekiz ay geçti, göz göre göre kim vurduya gidiyorlar. Son Şemdinli olayında Başbakan göğsünü gere gere, “En az 150 terörist öldürdük!” dedi…

Kim sorumlu?

Devlet! Yani AKP iktidarı. Başbakan ve bakanları. Onların ısrarla ve inatla, akıllara seza bir celadetle sürdürdükleri sözde “çözüm” politikası. Otuz yıldır özgürlük ve eşitlik için savaşmakta olan Kürtlerin bundan sonra, elini tetikten asla çekmeyeceğini her gün bağıra çağıra ilan eden AKP devleti karşısında silah bırakıp teslim olmayacağı niçün hala anlaşılmıyor, anlaşılmazdan geliniyor?

Bu bir karşılıklı inatlaşma durumu ise, bundan çıkış yolu karşılıklı ateşkesle işe başlamaktır. BİRLİKTE çözüm arayışı ve BARIŞ'a bir şans, iki şans, on şans vermeye değmez mi? Havanda kan dövmek daha mı iyi? Devletin “devletliği”, meşru zor kullanma tekeli adına bunca yurtdaşı yıllardan beri ölümlere salmak, kimilerini “ etkisizleştirilecek” nesne gibi görmek ve göstermek, kimilerine, “Size şehit olmayı emrediyorum!” demek daha mı yurtseverlik?

AKP hükümeti, bütün iktidar organlarını seferber etmiş, iktidar olduğunu her gün birkaç, giderek onlarca, ilerde belki yüzlerce yurtdaşı ölüme sürerek kendi kendine ispat etmeye çalışıyor.

Nereye kadar?

Ölenler hep, istisnasız, yoksul köylü, işçi ailelerin çocukları. Bunun için herhalde, ölü saymaktan bıkmıyorlar!