Mutluluğun resmi mi?

  • Yazdır

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? İşin kolayına kaçmadan ama…” diye yazmıştı Nazım Hikmet Abidin Dino'ya. Kolayına kaçar mı hiç? Uzun bir şiirle bunun ne kadar zor olduğunu anlatmıştı Nazım'a:

         ...
Ve dolaşsaydık Türkiye'yi
Bir baştan bir başa
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet
İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini,
Buna da ne tual yeterdi;
ne boya.

Tabii bunların hiç biri olmadığı için de, mutluluğun resmini yapamadı Dino. Ama mutluluğa aç olan insanlar için ona giden yolları aradı hep. Hem resimde, hem yazın sanatında, hem de filmcilikte…

23 Mart 1913 yılında İstanbul'da doğan Abidin Dino'nun çocukluğu, babasının işi nedeniyle, Cenevre ve Paris arasında geçti. İstanbul'a ancak 1925 yılında dönebildi. Türkiye'ye dönüşünden sonra kısa aralarla önce babasını, ardından da annesini kaybetti. Şair olan ağabeyi Arif Dino'nun etkisi var mıdır, bilinmez ama kendisini sanata ve özellikle de resme yakın buluyordu. Ve zamanla bu öyle bir tutkuya dönüştü ki, eğitimini yarım bıraktı. İlgi alanı oldukça genişti. Karikatürden resme; şiirden sinemaya kadar geniş bir ilgi alanı vardı. Bütün bu alandaki uğraşları sürerken, politikadan da uzak durmuyordu.

1930 yılından itibaren yapıtları yavaş yavaş yayımlanma olanağı buldu. Bazı kitapların kapak resimlerini yaptı, bazılarını da resimledi. Nazım Hikmet'in “Sesini Kaybeden Şehir”, “Bir Ölü Evi”, Pertev N. Boratav'ın “Türk Masalları” bunlardan birkaçıdır.

1933 yılında Dino, Zeki Faik İzer, Cemal Tollu, Nurullah Berk, Elif Naci ve Zühtü Müridoğlu ile birlikte D Grubunu kurdular. Grubun ilk sergisi Tünel'deki Narmanlı Han'daki bir dükkânda açıldı. Sergi ve grup oldukça ilgi çekti.

1934 yılına gelindiğinde, onun bir başka yönü ortaya çıktı. Bu da sinemaydı. O yıl sinema eğitimi için Sovyetler Birliği'ne gitti. Sonraki yıllarda Londra ve Paris yolculukları yaptı ve 1939'da yeniden İstanbul'a döndü. Bu arada D Grubundan ayrılmıştı. Bunun yerine “Yeniler” grubunu kurdu. Aynı yıl “Ses” dergisinde yazdığı bir yazıda, Türk resminin Avrupa'da birbirini izleyen akımlardan haberi olmadığı vurgulanıyordu.

“Yeniler” grubunun açtığı ilk sergi büyük ilgi çekti. Serginin liman ve çevresindeki balıkları ele alan konusu da ilginçti. Aynı grubun 1942 yılında açtığı kadın konulu sergiden Dino'nun resmi geri çekildi.

Abidin Dino'nun tüm yapıtlarına bir biçimde yansıyan sol-komünist dünya görüşü onun başına iş açmaktan geri kalmadı. Önce 1941'de Çorum ve ardından Adana'ya sürgün edildi. Sürgün yaşamı onun çalışmalarını engelleyemedi. Oralarda gazete çıkardı, oyun yazdı ama bu oyun hemen yasaklandı. Adana'da ise gözleri kuşkusuz pamuk işçilerine ve köylülere yöneldi. Kendisi de köylülerle ilk kez orada tanıştığını söylüyordu. Tabii onları, çalışmalarını ve yaşadıkları koşulları ele aldığı resimler yaptı. 1943'de evlendiğinde, hâlâ sürgündeydi. Bu kez de “Çingeneler” adlı bir senaryo yazdı, ama tıpkı daha önce yazdığı oyun gibi yasaklandı.

İstanbul'a ancak 1950 yılında dönebildi. Bu kez de 1951 tutuklamaları sırasında Türkiye Komünist Partisi ile ilişkisi olduğu savıyla sorgulanmış ama serbest bırakılmıştı. O dönemde gözaltına alınıp işkence yapılanlardan biri de şair Ahmet Arif'di. Arif sonraları Dino'yu ziyaret edip, işkenceleri anlatınca, bundan çok etkilenen sanatçı “İşkence” desenlerini yapmaya karar vermişti.

Abidin Dino için sürgünün dışında bir de yurt dışına çıkma yasağı konmuştu. 1952'de bu yasak kaldırınca, Paris'e giden Dino, artık daha çok resimle uğraşmaya başladı. Bu alandaki çalışmalarını başta Fransa ve Amerika olmak üzere, bir çok ülkede sergileme olanağını buldu. Burada dönemin Picasso ve Chagall gibi ünlü ressamlarıyla tanıştı. Öyle ki bir dönem Picasso'nun etkisini taşıyan yapıtlar verdi. Evet, Paris'te yaşıyordu, ama ülkesiyle bağlarını koparmamıştı. Hem gelip gidiyor, hem de sergiler açıyordu.

Dino genellikle bir konuyu ele alır ve onun üzerine dizi resimler yapardı. “İşkence”, “Uzay”, “Savaş ve Barış”, “Uzun Yürüyüş” çalışmalarında olduğu gibi. Daha çok siyah çizimlerde dolaşır. Renkli resimlerindeyse elinin parlak renklerden uzak durduğu gözlenir. Siyah-beyaz çizimleri zaten bize renk aratmaz. Öylesine hareketlidir ki bunlar, kıvrımlar ve tiplemeler arasında gezinirken, adeta kayboluruz.

Kuşkusuz hep yeni arayışlar içindeydi, ama bir eli de hep yereldeydi. Çiçeklerde, kilimlerde, işçi ve köylü tiplerindeydi. Özellikle de işçi ve köylülerin sorunlu yaşamlarındaydı… İşte tam burada Yaşar Kemal: “ Nazım Hikmet nasıl büyük halk şiirimizin son babasıysa, Abidin Dino da Anadolu kiliminin, yazmasının, cam bardağının, oyasının son büyük, görkemli halkasıdır… Nazım Hikmet şiirini halkıyla birlikte nasıl ördüyse, Abidin Dino da resmini kilimci kadın gibi öylesine dokudu…” derken, onun dayandığı kültür birikimine işaret ediyor.

Abidin Dino'nun hat ve minyatür sanatına olan ilgisi bilinmektedir ama orada da durmamı ş, halk edebiyatına da el atmıştır. Onun için resim adeta yaşamın ta kendisiydi. Öyle ki, ne sürgün ne de hastalıklar onu engelleyebilmiştir. 1967'de Fransa'da böbrek ameliyatı olduğunda bile, o sıkıntılı günlerini yansıtan resimler yapmıştır.

Yurtdışında yaşadığında ülkesindeki olayları izleyen Dino'nun tüm dünyadakiler de ilgi alanındaydı. Örneğin Çernobil kazasından sonra yaptığı siyah-beyaz bir dizi akrilik tablo bunun ilginç örneklerinden biridir.

Onun renkle en çok haşır-neşir olduğu çalışmaları çiçek konulu olanlardır. “Çiçekler”, “Doksan Çiçek”, “ Yüz Çiçek”, “Çiçekleme” gibi çok sayıda tabloyu gerçekleştirmiştir. Bu çalışmalarında da renk, yine çok parlak değildir ve biçimleri ilk anda yadırganmasa da, biraz daha yakından inceleyince yine onun yaratıcılığıyla karşılaşılır. Çoğunun rengini de, kendisini de o yaratmıştır. 1956'dan itibaren yapmaya başladığı, çoğunluğu yağlıboya olan bu tablolar için Dino şöyle demişti: “ Acının resimlerinden sonra bir tür görsel bir sağlığa kavuşmak istedim. Var olmayan ve hiçbir zaman var olmamış ve var olmayacak çiçeklerin resimlerini…”

Abidin Dino, baştan beri anlatılmaya çalışıldığı gibi salt bir ressam olarak değerlendirilemez. Gerçekten sanatın farklı alanlarına el atmış ve yapıt vermiş çok yönlü bir sanatçıdır. Yazıyı onun resim üzerine yazdığı birkaç satırla sonlandırabiliriz.

“…Kanlar içinde yaratıklar gördük… katranlar içinde boğulan balıklar… nefesi kesilen bebekler gördük…ufalan, toz olan uluslar, devleşen tekeller gördük…Saymakla bitmez ki! Ya resim, zavallı resim ne işe yarar bunca çılgın ortamda? Belki hiçbir işe yaramaz. Ama belki bir bayraktır resim. Bir beraberlik çağrısı, kara kadere isyan, bir çeşit küfür, bir soru, güzel günlere ağıt ya da korkular dağıtan çocuksu bir oyun. Kara içinde ak bir umut, bir sevinç kıvılcımı…ne olursa olsun.”

Ardında birçok resim, kitap, senaryo ve hatta film bırakan Abidin Dino,7 Aralık 1993 yı- lında Paris'te aramızdan ayrıldı.

Kaynakça:

1-Resme Bakan Yazılar- Ali Artun
2-Hayal ve Sanat. Abidin Dino-Şehmuz Güzel
3-A'dan Z'ye Abidin Dino- Zeynep Avcı
4- Çağdaş Türk Sanatı- Sezer Tansuğ