Minty

  • Yazdır

10 Mart 2013 ABD'de siyahların özgürlük mücadelesinde yer almış, kadınlara oy hakkı tanınması talebiyle yola çıkan Süfrajet harekete aktif şekilde katılmış olan Harriet Tubman'ın (Minty'nin) 100. Ölüm yıldönümüydü.

ABD'de köleliğin kaldırılması, kendilerine “Birlik” adını veren Kuzey Eyaletleri ile “Konfederasyon” adını veren Güney Eyaletleri arasında 1861-1865 yıllarında yaşanmış iç savaş konularımda Hollywood yapımı iki film birden Türkiye'de Şubat ayında gösterime girdi.

Abe ve Django

Bunlardan birisi Steven Spielberg'in yapıp yönettiği ve baş erkek oyuncusu Daniel Day-Lewis'le birlikte bu yıl iki Akademi Ödülü kazanan “Lincoln” filmiydi. Diğeri Quentin Tarantino'nun yazıp yönettiği “Zincirsiz” (Django Unchained) adlı yapıtıydı.

“Lincoln” ABD'de “köleliği kaldırmış Başkan” Abraham Lincoln'ı anlatıyor. Senaryonun önemli bölümünü ABD İç Savaşı ve köleliğin ilgası sırasındaki politik çekişmeler, entrikalar oluşturuyor. Bu bakımdan yapıt hayli bilgilendirici ve siyasi gerçeklerle uyumlu.

Lincoln'ın hayatı az çok bilinir, ABD'deki Kuzey-Güney Savaşı'na ait pek çok kitap yazılmış, belgesel ya da kurgu (fiksiyon) film ve TV dizisi yapılmıştır. [TRT'de yayınlanan 1982 yapımı “Maviler ve Griler” dizisi oldukça ilgi toplamıştı.] Sinema tarihinin en fazla para kazanmış Hollywood filmi “Rüzgâr Gibi Geçti”deki aşk öyküsü de o savaşta geçmektedir.

Lincoln'ı ya da Kuzeyli Komutan General Grant'ı, Güneyli Komutan General Lee'yi de biliriz, ama Minty'den pek haberimiz yoktur.

Oysa Harriet Tubman'ın doksan yılı aşan yaşamı ABD'li siyahların hukuki eşitlik ve yurttaşlık mücadelesinde hangi hayatların yaşandığını gösteren bir örnek. Genel söylem hep böyledir. Önemli tarih olaylarının kahramanları daima politikacılardır, askerlerdir, tarih kitapları onları yazarlar, filmler onları anlatır.

Örneğin “Lincoln”de o döneme ait herkes var: Bakanlar, iki rakip partiden politikacılar, kölelik karşıtı radikal Cumhuriyetçiler, parlamenterler, Beyaz Saray personeli, yüksek hâkimler, Baş Savcı, Kuzey (Birlik) Ordusu komutanı. Yani Spielberg paradan sakınmamış, hayli geniş bir oyuncu kadrosu çalıştırmış.

“Zincirsiz”de ise Tarantino politikacıları, askerleri, gazetecileri değil, adı sanı duyulmadık kişileri konu yapmış, âdeti olduğu üzere filme epeyce de ölüm katmış.

Pek çok ABD'li için Lincoln kısaca “Abe”dir. Sinemacı Quentin'in yapıtındaki başkarakter ise Django'dur. Tarihe göre birincisi kurtaran, ikincisi kurtarılandır.

İç Savaş'tan üç yıl önce Django eşi Broomhilda'dan koparılarak bir grup erkek köleyle satılmaya götürülür, serüven böyle başlar. Django'nun yolu –diş tabibi olan, ama ABD'de ödül avcılığıyla daha iyi para kazanan– Alman Schultz'la kesişir. Schultz hizmet ettiği köle sahibi iki kardeşten kendisine silah doğrultanı öldürür, diğerinden silah zoruyla Django'yu satın alır ve onu kölelerinin insafına terk ederek Django'yla birlikte gider.

Asıl aradığı zalim bir plantasyon sahibinin cani silahşörleridir. Django'ya kendisine yardım etmesi karşılığında hürriyetini verecektir. Genç adam da onun yardımıyla Broomhilda'ya kavuşacaktır.

Pek çok serüvenden sonra Django'yla Broomhilda yarına doğru yürürler, ceplerinde her ikisinin de özgürlük belgesi vardır. Yapıt sıradan bir Western değil, süresi 165 dakika ve tam 100 milyon dolara mal olmuş, ilk gösterime girdiği 25 Aralık 2012'den bu yana 120 milyon dolar hâsılat getirmiş, yani iki ay içinde 20 milyon dolar kâr yapmış, filmin Tarantino'ya “En İyi Özgün Senaryo, Christoph Waltz'e ise en ise en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü getirdiğini de ekleyelim.

“Zincirsiz Django” filmiyle ilgili ayrıntıya girmemin nedeni, kurgu karakterleri oldukları halde somut hayatta karşılıklarının bulunduğunu göstermek.

Yazımızın konusu olan Minty'nin yaşam mücadelesi de zaten filmde geçen kölelikten kurtulma uğraşıyla ilgili. Lincoln ne denli gerçek idiyse, Minty'lerin gerçeği onunkinden daha da reeldi, çünkü o insanların acıları, çileleri büyüktü.

Kuşaktan kuşağa köle

Minty (Araminta) Ross ABD eyaletlerinden Maryland'de Dorchester County'de doğmuştu; hakkında kesin kayıtlar bulunmamakla birlikte, yılın 1820 olduğu tahmin ediliyor.

Köleliğin kaldırılıp kaldırılmaması konusunda çıkan Kuzey-Güney savaşında Maryland, Kuzey Eyaletlerinin safında yer aldıysa da, savaşa katılan 115.000 askerinden 30.000 kadarı köleliğin kaldırılmamasını isteyen cepheye gidecekti. Maryland'ın Birlik'e girmesinde Lincoln'ın pek çok tavizi, ama aynı zamanda tehdidi ve baskısı da rol oynamıştı.

Minty'nin anneannesi Modesty ABD'ye bir köle gemisiyle getirilmişti, geldiği ülkenin Gana olduğu sanılıyor. Modesty ismini ona tabii ki, beyaz efendileri vermişlerdi.

Modesty'nin bir beyazdan doğmuş kızı (Araminta'nın annesi) Harriet (Rit) aşçıydı. Bir başka ailenin kölesi olan Benjamin Ross'la evlendi ve 1808-1832 yılları arasında beşi kız, dördü erkek dokuz çocuk doğurdu.

Çocuklar büyüdükçe anne Rit onları ailede tutmak için çok uğraştıysa da, efendisi üç kızı sattı, aile o kızları bir daha göremedi. Küçük Araminta ablalarının götürülürken çığlık çığlığa ağlamalarını, yalvarmalarını hiçbir zaman unutmayacaktı.

Satılma sırası en küçük oğul Moses'a gelince, anne vermemek için direndi, hatta efendisi bir müşteri getirdiğinde, “Oğlumun peşini bırakı n, yoksa onu almak için evime gelecek ilk adamın kafasını parçalarım” dedi, satıcı da, alıcı da vazgeçip gittiler.

Araminta sonraları “bu olay bana direnmek gerektiğini, direnilirse kazanılabileceğini öğretti” diyecekti.

Minty çocukluğunda önce kardeşlerine baktı, 6 yaşında bir kadının yanına çocuk bakıcısı olarak gönderildi, çok geçmeden tarlaya çalışmaya sevkedildi. Çocukluk ve ergenlik yıllarında efendilerinden çok dayak yedi, 12 yaşında başına ağır bir metalle vurulduğundan beyni hasar gördü, bir gözü görme kaybına uğradı, bütün hayatı boyunca zaman zaman sinir sistemi bozukluğundan kaynaklanan bayılmalar ve sık baş ağrıları geçirdi. O olaydan sonra Tanrı'ya inancı arttı, zamanla sofulaştı.

1944'te John Tubman isimli serbest bir Siyahla evlendi. O zamanki eyalet yasasına göre, evlilikte birisi köle olan, diğeri olmayan çiftten doğacak çocuklar da köle sayılacaktı, birçok ailede hem köle, hem de serbest siyahlar bulunmaktaydı ve o ailenin çocukları da alınıp satılan köleler oluyorlardı.

Tubman Çiftinin başlangıçtaki planları para biriktirip köle olan Minty'nin hürriyetini satın almaktı. Araminta evlendikten sonra adını Harriet olarak değiştirdi ve sonraki yaşamında hep Harriet Tubman'ı kullandı. İkinci evliliğinde de bu adı sürdürdü.

1849 başlarında hastalandı, iş yapamaz hâle geldi, köle olarak fiyatı düştü; efendisi onu satacağı müşteri bulamadı.

Harry, Ben ve Minty'nin başına ödül

Efendi çok geçmeden öldü, dul eşi ailenin bütün kölelerini elinden çıkarmaya kalkışır. Çaresiz kalan Harriet kaderini kendi eline almaya karar verdi, Kocası John karşı çıktıysa da, onu dinlemedi, “ya özgürlüğümü kazanacağım, ya öleceğim” diyordu. Aynı yıl Eylül ayında iki erkek kardeşi Harry ve Ben'le birlikte kaçtılar. [Sahibeleri Eliza'nın üç kardeşin her birinin başına 100'er Dolar ödül koyduğunu duyurduğu gazete ilanı bugün arşivlerde mevcut.]

İlan üzerine, kardeşleri döndüler, Genç kadını da yanlarında götürdüler. Harriet tekrar kaçtı, ama bu kez kardeşlerine haber vermez, bir arkadaşı aracılığıyla annesine şifreli haber gönderdi, şarkı halinde ilettiği mesajında “Vaadedilmiş Topraklara gideceğini” söylemekteydi.

“Yeraltı Demiryolu”

Harriet bu kez kaçmak için daha güvenlikli bir yolu kullanır, özgür ya da köle siyahlar ile –o devirde “abolitionist” denilen– kölelerin kaldırılması yanlısı olan beyazların kurdukları ve Yeraltı Demiryolu adını verdikleri kuruluş onu kaçırır. Köleler geceleri yol alıp, gündüzleri saklanmakta ya da çeşitli şekillerde kamufle olmaktadırlar.

Minty gündüz duraklarında bulunduğu ev sahibesine kölesiymiş gibi hizmet etmekte, gece olunca o aile kendisini at arabasına gizleyip bir başka aileye kadar götürmektedir. Harriet bazı günler de ormanda saklanır. Kaçan köleler için en büyük tehlike ödül almak için yollardaki köle avcılarıdır.

Western filmlerinde de rastladığımız bu haydut tipler yakalayıp getirdikleri her kanun dışı kişi başına para aldıkları için bunlara “kelle avcıları” da denilmekteydi. Kaçmış köleler elbette kriminal kimseler değillerdi, ama durumları yasa dışı olduğundan haydut muamelesi görüyorlardı, asıl haydut olan para için onların peşine düşmüş siyahlı beyazlardı.

Harriet Tubman kendi kaçış öyküsünü de, başkalarını kaçırdığı güzergâhları da uzun yıllar sır olarak saklayacak, ancak 1897'de verdiği bir mülakatta açıklayacaktı.

Tubman Maryland'in kuzey komşusu olan, köleliği kaldırılmış bulunan Pennsylvania Eyaletine girdiği an duyduklarını şöyle anlatıyor:

“Sınırı geçtiğimi anladığımda önce ellerime baktım, acaba aynı insan mıyım diye kendi kendime sordum, içimdeki gurur duygusu her şeyin üzerindeydi ve güneş ağaçlar arasında, tarlaların üzerinde altın gibi ışıyordu. Kendimi bir an cennette sandım.”

Harriet Filadelfiya'ya vardı ve orada çeşitli işlerde çalışmaya başladı. Tek düşündüğü ailesiydi: “Yabancı bir ülkede yabancıydım; babam, annem, erkek kardeşlerim, kız kardeşlerim, arkadaşları m, hepsi Maryland'de kalmışlardı.

Ben özgürdüm, onlar da özgür kalmalıydılar.”

1850'de ABD Kongresi çıkardığı “Kaçak Köleler Yasası”yla, kölelerin kaçmasına yardım edenlere ağır cezalar koyuyor, kamu görevlerine onların yakalanması için ciddi çaba gösterme zorunluluğu getiriyordu. Bu yasa köleliği yasaklamış olan eyaletlerde de uygulanacaktı.

Minty aynı yıl kızkardeşi Kassiah ile birisi bebek (adı Araminta) iki çocuğunun satılacağını öğrendi, gizlice Maryland'e giderek Baltimore'da kayın biraderinin evinde saklandı. Kassiah'ın kocası Bowley serbest Siyahlardandı, açık arttırmada en yüksek peyi sürerek eşini satın aldı, parayı denkleştiriyormuş gibi oyalanırken, Kassaih ve iki çocuğu kaçıp önceden belirlenmiş bir eve saklandılar, gece ise Bowley onları bir kanoyla Baltimore'a getirdi, Harriet de aileyi sınırdan geçirdi.

Ertesi yıl bu kez en küçük kardeşi Moses'ı ve tanımadığı üç erkeği kaçırdı. Minty artık kölelik karşıtı bir örgütün özverili, gözü pek bir mensubu olmuştu. Köleleri kaçırdıkça özgüveni artıyor, yeni girişimlere gözünü kırpmadan atılıyordu. Grupta kendisine Moses demeye başladılar: Eski Ahit'te Musa'nın İbranileri Mısır'dan çıkarması gibi, Harriet de köleleri Maryland'den çıkarıyordu.

1851'de ilk kez memleketi Dorchester County'ye gitti, kocası John'ı getirmek istiyordu, ama John evlenmişti, gelmek istemedi, Harriet de başka köleleri kaçırdı.

Yeni çıkan Kaçak Köle Yasası'nın sert kuralları nedeniyle ABD kaçak köleler için tehlikeli bir yer olunca, kurtulmak isteyen köleler imkân bulurlarsa Kanada'ya geçmeye başladılar. Minty de anne-babasını Kanada'ya kaçırarak özgürlük ve güvenliklerini sağlayacaktı.

Minty köle kaçırma faaliyetinde –eski bir köle olan– Friedrick Douglas'la çalışmaya başladı. Evinde Harriet Tubman'ın getirdiği köleleri saklayan Douglas sonraları kaleme aldığı anılarında “Minty bir defasında 11 köleyi birden getirmişti” diye yazar. Douglas Minty'ye bir mektubunda, kaçırma işlemine kendisinin gündüz görevlerine katıldığını söyledikten sonra, “sen ise geceleri çalıştın, gece ve yıldızlar senin özverinin ve kahramanlığının tanığıdırlar” demektedir.

Harriet Tubman 11 yıl boyunca Yeraltı Demiryolu'na sonsuz bir özveri ve cesaretle hizmet eder, Maryland'in Okyanus kıyılarından 13 ayrı “seferde”, 70 kadar köleyi kaçırır. Ayrıca 50'yi aşkın kaçmış köleyi de yönlendirir. Onunla çalışmış ve çabalarını, tarzını yakından tanımış bir hayranı “Daima kışları gelirdi, çünkü kışın geceler uzundu ve insanlar evlerinden çıkmazlardı. Kaçıracağı kölelerle temas kurduktan sonra, Cumartesi akşamı gelirdi, o hafta sonu işini yapardı. Böylece Pazartesiye kadar kimse gazeteye ilan veremezdi” diyor.

Minty yanında tabanca da taşırdı, çünkü köle avcıları silahlı ve tehlikeli adamlardı.

1957'de anne ve babasını New York eyaletindeki Auburn'a kaçırdı. Kasabanın siyasal ve düşünsel yapısı köle karşıtı faaliyete çok uygundu. Daha sonra Başkan olacak Lincoln'ın Dışişleri Bakanlığına atayacağı New York Senatörü William Seward da Auburn'de yaşıyordu. [Fakat ailesi orada güvende olmadıklarından, kızları yaşlı çifti Kanada'ya geçirecekti.]

1858'de John Brown'la tanıştı. Brown kölelik karşıtı bir beyazdı ve köleliğin ancak zor kullanılarak kaldırılabileceğini söylemekteydi. Köle sahiplerine karşı şiddet kullanılması taraftaraydı. Tubman Brown'ın ilişkileriyle, illegal çalışmalarını, legal faaliyetle birleştirdi. Köleliğin kaldırılması için konferanslar vermeye başladı.

1859'da John Brown ve küçük ordusunun silahlı girişimi başarısızlığa uğrayınca Brown idam edildi, ama köle karşıtlarının gözünde gururun, başını dik tutmanın ve baş kaldırmanın sembolü oldu.

Aynı yıl kölelik karşıtı Senatör William Seward Tubman'a New York Eyaletinde Auburn'de kendi gayrimenkullerinden birini düşük bir fiyatla Tubman'a sattı. Auburn'deki ev ailesi, akrabaları, arkadaşları, kaçak köleler için bulunmaz bir sığınma yeri haline dönüşmüştü.

1860 sonlarında “son seferi”ni yaptı, aralarında çocukların da bulunduğu bir grubu Maryland Dorchester County'den Auburn'e getirdi, gönüllü ailelerin evlerine yerleştirdi.

Savaş

Kuzey-Güney savaşı başlayınca Güney'den kaçan köleler çoğaldı, Butler adlı bir general onları “savaş ganimeti” sayarak kumanda ettiği askeri kalede ücretsiz çalıştırmaya başladı. Harriet Tubman'ın yanında çalıştığı bir başka general ise (David Hunter) kendi bölgesi olan Port Royal'daki bütün kölelere özgürlük tanıdı, onlara ücretli iş verdi ve siyahlardan oluşmuş bir askerî alay oluşturdu. Hunter'ın bu girişimini Başkan Lincoln sert bir dille kınayınca Harriet Tubman “Başkanın ABD'de köleliğe son vermeye henüz niyeti yok, Lincoln doğru olanı yapmadıkça Güney'i yenemez” diyecekti. “Efendi Lincoln büyük adam, bense sıradan bir zenciyim, ama bir zenci nasıl para tasarruf edileceğini, nasıl genç adam kazanılacağını Efendi Lincoln'e öğretebilir. Efendi Lincoln bunu ancak köleleri serbest bırakarak yapabilir. Bunu bilmek zorunda”

Harriet Tubman Port Royal bölgesinde hemşire olarak çalışmaya başladı, otlardan yaptığı ilaçlarla dizanterili askerleri tedavi etmeye çalışıyor, çiçek hastalığına yakalanmış olanlara yardım ediyordu. Fakat hükümet onun yaptığı ilaçlara izin vermeyince, gönüllü hemşireliği bıraktı, geceleri yaptığı kekleri ve kök biraları gündüzleri satıyor, Güney'den kaçmış Siyahlara yardı m ediyordu.

1863'te Lincoln kölelerin özgür olduklarını ilan eden bildiriyi yayınladı, ama savaş henüz sona ermemişti. Araziyi ve gizli yolları iyi bildiğinden bir süre için askeri yetkililere yardımcı olarak çalıştı. Bir defasında askeri bir harekette de yer aldı, ordunun zahire toplamak için nehir boyunca Güney topraklarına, Güney Carolina'da Combahee Nehri boyunca buharlı teknelerle yaptığı seferde komutana danışmanlık yaptı. Siyahlardan oluşan 2. Alay'ın askerleri hem plantasyonlardan Konfederasyon Ordusunun lojistik alt yapısını çökertmek için pamuk, pirinç, gıda depolarını ateşe veriyorlar, alabilecekleri yiyecekleri yanlarına alıyorlar, hem de Kuzey'e sığınmak isteyen köleleri teknelere alıyorlardı. Tubman olanları şöyle anlatır: “Hayatımda hiç böyle bir şey görmemiştim, kadınlar ellerinde haşlanmış pirinç tasları, omuzlarında torba içinde ciyaklayan domuz yavruları ve sırtlarında boyunlarına tutunmuş çocukları olduğu halde teknelere koşuyorlardı. Köle sahipleri onları silahla durdurmaya uğraşırken, arkadan Konfederasyon askerleri yetişiyordu, bunun üzerine tekne hemen kıyıdan uzaklaşıyordu.”

Combahee Nehri seferinde 700 köle kurtarıldı, gazeteler Harriet Tubman'ı göklere çıkarıyorlardı. erkeklerin çoğu Birlik Ordusu'na yazıldılar.

Tubman bir askeri harekâta daha katıldı, Kuzey ordusunun Güney'e ait Wagner Kalesi'ne yaptığı hücumu Minty şöyle anlatıyor:

“Önce şimşeklerin çaktığını gördük, bunlar tüfeklerdi, sonra yıldırımlar düştü, top atışlarıydı, sonunda yağmur yağdı, geride cesetlerden başka bir şey kalmamıştı.”

Tubman iki yıl daha Virginia Eyaletinde hemşire ve kurtulmuş kölelere yol gösterici olarak orduda çalıştı. Zaman zaman Auburn'e gidip yaşlı anne-babasıyla ilgilendi.1865 Nisanında Konfederasyon Ordusu teslim olduktan ve savaş sona erdikten sonra bir süre daha orduda kaldı, sonra evine döndü.

Harriet Tubman maaşlı bir personel olmadı- ğı için ordudan doğru dürüst ücret alamamıştı, bu nedenle gösterdiği onca tanığa rağmen 1899 yılına kadar kendisine emekli maaşı bağlatamayacaktı.

Savaş sonrası yıllarını ailesiyle geçirdi, huzur içinde yaşamak istiyorum demiş olan eski kocası John 1867'de öldürüldü. Harriet 1869'da savaş gazisi Nelson Davis'le evlendi, 1874'te Gertie adlı bir bebeği evlat edindiler, böylece bir kız evlat sahibi oldular.

1869'da Sarah Bradford Tubman'ın ilk biyografisini yayınladı adı “Harriet Tubman'ın Yaşamından Sahneler” idi.

Sufrajet Harriet

Harriet Tubman kadınlara oy hakkı tanınması için yürütülen sufrajet hareketine aktif olarak katıldı. Mücadelenin önde gelen isimlerinden Susan B. Anthony ve Emily Howland'ın yanı başında yer aldı. Boston, New York, Washington D.C. kentlerinde konuşmalar yaptı, savaş yıllarında sayısız kadının özverili mücadelelerinden örnekler verdi, “mademki erkekler kadar mücadele ettiler, o halde erkeklerle eşit olmalıdırlar dedi.

Tubman sufrajet bir Siyah kadın olarak bir kez daha basının dikkatlerini üzerine çekti. The Woman's Era (Kadın Çağı) dergisi Harriet'i “Seçkin Kadınlar” arasında gösterdi. 1897'de bir sufrajet gazetesi Boston'da adına toplantılar düzenlendi. [Ama ne yazık ki, bütün çabalarının masraflarına katlandığından parasız kalıyordu: Örneğin Boston'daki toplantılara girmek için her defasında bir sığır satması gerekiyordu.]

1903'te Siyahlara ait African Methodist Episcopal Kilisesine gayrimenkul bağışladı, oranın yaşlı ve düşkün Siyahlar için bir huzurevi olarak kullanılmasını istedi. Evin açılması gecikti, sonuçta Kilise huzurevine girmek için 100 Dolar ödemeyi şart koşunca, Tubman çok sinirlendi “Onlar 100 doları olmayanın Huzurevine girmeyeceğine dair bir kural getirmişler, ben de kendi kuralımı koyuyorum, bu huzurevine girmek için tek şart o insanın hiç parasının olmamasıdır.” Tesis 1908'de Harriet Tubman Yaşlılar Evi adıyla hizmete girdi. Ev şimdi müzedir.

Minty'nin çocukluk yıllarından kalan vücut ağrısı yaşlılığında da yakasını bırakmadı. Geceleri uyuyamıyor kafasındaki uğultu onu rahatsız ediyordu. Kurtulmak için 1899'da bir beyin ameliyatı geçirdi. 1911'de kendisi de aynı huzurevine yatırıldı. 1913'te zatürreeden öldü. Etrafında hep sevenleri vardı. Son sözleri ”Gidip size yer hazırlayacağım” oldu. Son nefesinde bile en iyi bildiği işi yapıyor, odadakileri kaçırdığı köleler sanıyor ve onlar için çalışıyordu.

Ölümü üzerine basın “o halkın Harriet Teyzesi'ydi, ABD tarihinde bugüne değin hiçbir kadın bu eski kölenin eriştiği yararlılıklar düzeyine erişememiştir. Bir zamanlar “Halkının Musası” olduğu için başına 40.000 Dolar ödül konmuş olan Harriet Teyze bugün arkasında sayısız iyilikleri ve uğruna tehlikelere atıldığı insanların, çocuklarını, torunlarını bırakarak, saygın bir geçmişiyle, cesaret ve adanmışlık mirasıyla aramızdan ayrıldı” diye yazacaktı.