CHP ancak sosyal muhalefet yaparak oy arttırabilir

CHP PKK aleyhtarlığıyla da bir yere varamaz.

MHP'nin başından beri diline doladığı “PKK ile görüşülmez” diskuruna şimdi CHP de katıldı. 30 senedir ANAP'ıyla, DSP'siyle, DYP'siyle, MHP'siyle, CHP'siyle, RP'siyle AKP'siyle, milli medyasıyla bütün devlet partileri o kadar çok PKK düşmanlığı yaptılar ki, onun genel başkanına o kadar çok küfrettiler ki, toplum öyle çok, öyle çok şartlandırıldı ki AKP hükümetinin PKK ile ve Abdullah Öcalan'la görüşmesi CHP ile MHP'ye siyasi rant ve oy avcılığı vesilesi oldu.

Hatırlarsak, 1999 Şubat'ında ABD zamanın Ecevit hükümetine Abdullah Öcalan'ı Kenya'da teslim ettiğinde, onu idam etmemek şartını koşmuştu. [ABD Barzani'yi Kürt dünyasında rakipsiz bırakmak için Öcalan'ı önce Suriye'den çıkmaya zorlamış, sonraki süreçte Kenya'da Türk ajanlarına vermişti.] Koalisyonun birinci ortağı DSP, ikinci ortağı (altı milletvekili eksiğiyle) MHP, üçüncüsü ise ANAP'tı. Yani MHP o kabinede hemen hemen DSP kadar güçlüydü. Devlet Bahçeli ise Birinci Başbakan Yardımcısı idi.

Her ne kadar mahkeme idam cezası verdiyse, Yargıtay onayladıysa bile, karar Meclis'ten geçirilmedi, Öcalan'ın Avrupa İnsan Hakları'na başvurunun sonuçları beklendi, derken idam cezası kaldırıldı. Yani Ecevit-Bahçeli-Yılmaz Hükümeti verilen sözün gereğini yaptı.

Gelgelelim 2007 Genel Seçimlerinde Devlet Bahçeli elinde urgan meydan meydan dolaştı, Tayyip Erdoğan'a “niye asmadın?” diye sordu, o da “sen niye asmadın?” diye Bahçeli'yi suçladı. 4 yıl sonraki Genel Seçimlerde Bahçeli ile Tayyip Erdoğan arasında aynı çirkinlik devam etti, Tayyip Erdoğan “ben olsaydım asardım” demekle kalmadı, seçimlerden 1 yıl sonra 2012 yazında “idam cezasını geri getirmek”ten dem vurdu. Medya yorumcuları da ciddi ciddi “acaba idam cezası geri gelirse Öcalan asılır mı, makabline kanun işler mi?” diye tartıştılar. Oysa Tayyip Erdoğan idam cezasını tamamen kaldıran yasayı çıkaran adamdı, şimdi gündem değiştirmek ve Kürt düşmanı Türk toplumundan parsa toplamak için öyle konuşuyordu.

MHP'nin “PKK ile neden görüşüyorsun?” demesi onun tıyneti gereğidir. Aralık ayı sonunda görüşmeler ilk açığa vurulduğunda ise Kılıçdaroğlu'nun tutumu farklı olmuştu, partisinin “süreci desteklediğini” söylemiş ve “açık çek” vermişti.

Açık çek bu mudur? Aradan iki ay geçtikten sonra aynı Kılıçdaroğlu “Devlet neden Öcalan'la görüşüyor” demeye başlamıştır. Bunun politikadaki adı “oportünizm”dir. Oportünizm kelimesinin tam Türkçesi ise “fırsatçılık”tır.

CHP “Türk kamuoyu AKP hükümetinin Öcalan'la görüşmesine tepki duyar, ondan kopacak oyları ben kapayım” sevdasıdır. Oy avcılığı peşindedir.

Çirkin olan budur. Çünkü geçtiğimiz Aralık ayı sonunda Tayyip Erdoğan'ın yakın adamı olan MİT Müsteşarının geçen Aralık ayı sonunda Öcalan'la görüştüğü resmen açıklanmıştı. CHP Genel Başkanı, “Açık Çek verdiğimde Devletin Öcalan'la görüştüğünü bilmiyorum” diyemez. [Kaldı ki Devletin Öcalan'la 1980'lerin ikinci yarısından beri görüştüğünü Kılıçdaroğlu da, kamuoyu da biliyor.]

Oysa Britanya hükümetinin İrlanda Cumhuriyet Ordusu'yla görüşüp belli uzlaşmalara vardığını CHP Genel Başkanı bilmez mi, bilir.

İspanya Merkezi Hükümetinin BASK'la aynı yolu izlediğini de bilir. Tayyip Erdoğan'ın barış niyetine inanıyor değiliz. Onun hesapları kişiseldir. Fakat PKK Genel Başkanıyla görüşülmesi normaldir. Devletin asıl muhatabı odur.

Kılıçdaroğlu –bir tanesinin sahibi CHP'li olan– kamuoyu araştırma şirketlerinin “PKK ile ilişkilerden AKP zararlı çıkacak” demelerine bakıp başlangıçta reddetmediği Öcalan'la görüşülme olgusunu şimdi eleştiri vesilesi yapmaktadır.

Bu tutum sadece ilkesizlik değildir, aynı zamanda yapılan hesaplar da yanlıştır. AKP-PKK ilişkileri nedeniyle AKP'den kopacak oylar olursa, o oylar CHP'ye gelmez, MHP'ye gider.

CHP oylarını arttırmak, AKP'den oy almak istiyorsa öncelikle ve özellikle sosyal muhalefet yapsın. Havanda su döven laflardan, şovenizm yarışından medet ummasın.

Kılıçdaroğlu Tayyip Erdoğan'la laf ebeliğinde yarışamaz. Sosyal programlar geliştirmesi ve ona uygun siyaset yapması gerekiyor. Tayyip Erdoğan'ın başını almış giden ultra-liberalizminden, büyüyen gelir adaletsizliğinde zarar gören insanların sorunlarını ısrarla dile getirmesi ve çözüm yollarını göstermesi gerekir. Yoksa istediği kadar kuru sıkı Kemalizm yapsın, oylarını arttıramaz.

CHP “İrtica gelir” korkutmacasıyla bir yere varamadı, PKK aleyhtarlığıyla da bir yere varamaz.