AKP ABD'ye haddini bildirdi!

Tayyip Erdoğan: “kimsenin şamar oğlanı değiliz"

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone Türkiye'de insan hakları ihlallerini eleştirdi, milletvekillerinin, öğrencilerin, öğretmenlerin belirsiz suçlamalarla cezaevinde tutulduklarını söyledi diye AKP yöneticileri tarafından yaylım ateşine tutuldu. Ateş edenler arasında tabii ki hepsinin pîri, üstadı Tayyip Erdoğan da vardı. Tayyip Erdoğan “kimsenin şamar oğlanı değiliz, yasama, yürütme ve yargı işlerimize kimseyi karıştırtmayız” dedi. Biz de başımızda anti-emperyalist bir başbakan var diye sevindik, gönendik.

Her ne kadar ABD ister, Türk hükümeti Kürecik üssüne Awacs sistemlerini yerleştirirse de, ABD ister Patriot füzeleri getirilip konuşlandırılırsa da, Ankara “insan hakları konusunda bana karışma” diye kafa tutmayı bilecek kadar şahsiyet sahibidir!

Oysa insan hakları ülkelerin bir iç meselesi olmaktan çıkalı ne kadar zaman geçti. 12 Mart, 12 Eylül darbelerinin organizasyonunda ABD vardı, hatta 12 Eylül darbesi o anda tiyatro locasındaki Başkan Carter'a “O iş tamam, bizim çocuklar gerekeni yaptı” diye acilen bildirilmişti.

Öte yandan Avrupa askeri rejime karşı çıkmıştı, yani Türkiye'nin iç işlerine karışmıştı.

Her sene Türkiye'deki insan hakları konusunda AB rapor yayınlıyor, yani sizin iç işlerinize karışıyor. Her ne kadar AB Bakanı Egemen Bağış adlı zât rapor kamuoyuna yansıyınca babalanıyorsa da, karışan karışmış oluyor.

O kadar da değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Türkiye'nin iç işlerine karışıyor. İleri Demokrasi'nin adliyesinin verdiği kararları yargılıyor, Tayyip Erdoğan'ın iktidarını tazminata mahkûm ediyor. Tazminat miktarlarını ve mahkeme masraflarını Tayyip Erdoğan ödemiyor ¸o paralar devletin kasasından çıkıyor, Tayyip Erdoğan'ın ve bakanlarının umurunda mı? Tayyip Erdoğan mahkemeler ve Yargıtay aracılığıyla başkalarından akla gelmedik derecede çok hakaret tazminatı alıyor, eğer AİHM'in biçtiği miktarlar halkın değil, kendi cebinden çıksaydı, bakın Yargı'ya nasıl talimat verirdi?

Başbakan ve yardımcıları Büyükelçiye zılgıt çekmesine çekti, ama ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nulland Büyükelçisine hak verdi, onun söylediklerinin bir önceki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın beyanlarının bir tekrarı olduğunu, yeni bakan John Kerry'nin de konuyla ilgili kamuoyuna konuştuğu zaman aynı görüşleri dile getireceğinden emin olduğunu söyledi.

Demek ki neymiş? Elçiye zeval olmazmış. Her ne kadar Cengiz Çandar konuyla ilgili yazı sına “Franck sana söylüyorum, Obama sen anla” diye başlık koyarak Ankara'nın bu konuda Beyaz Saray'ı hedef aldığını ihsas ettiyse de, o sav Çandar'ın yakıştırmasıydı.

Ankara ve onun başbakanının Beyaz Saray'a karşı şahsiyetli olmasını isteriz ama binlerce Kürt siyasisi cezaevinde rehin tutulurken, yargı lamalar mizansen halinde sürüp giderken, insan hakları konusunda yapılan haklı uyarılara itiraz etmek “sen de suçuma ortak ol” demektir. İnsan haklarını, insan haysiyetini gözetmeyenler, binlerce siyasiyi yıllardır hapiste tutanlar, Ankara'da ABD büyükelçiliğine düzenlenen intihar saldırısını örnek gösterip “meselâ bu bombacı gazeteci olsaydı onu gazeteci mi sayacaktık” diye seviyesiz bir demagoji yaparak cezaevlerindeki gazetecilerin tutukluluklarını haklı gösterenler hiç hayâ duymadan onurluluk satmasınlar.

Yeni Dışişleri Bakanı –DP'nin eski Başkan adaylarından– John Kerry 1 Mart'ta Ankara'ya geldi. Davutoğlu'yla ne konuşuldu bilmiyoruz, ama onurlu olmak için önce demokrasinin egemen kılındığı, insan haklarına, birey ve topluluk özgürlüklerine saygı gösterildiği bir ülkenin yöneticisi olsunlar ki, onları saygın politikacılar olarak görelim.