Öğretmen atamaları niçin yapılmıyor?

  • Yazdır

Son birkaç yıldır üniversitelerin eğitim fakültelerinden mezun olup KPSS sınavından yeterli puanı aldığı halde ataması yapılmayan öğretmenlerin çeşitli eylemlerine tanık oluyoruz. Ataması yapılmayan öğretmenler hem sosyal medya aracılığıyla oluşturdukları platform (AYÖP) hem de daha sonra kurdukları dernek (AYÖD) sayesinde yurt genelinde iktidara yönelik demokratik bir baskı aracı oluşturmuş durumdalar. Muhalefet partileri, eğitim sendikaları ve medyanın da desteğiyle sık sık gündemi meşgul edebilmektedirler. Başbakan Erdoğan'ın Gaziantep mitinginde bu öğretmenlerden birisiyle girmek zorunda kaldığı diyalog, ataması yapılmayan öğretmenlerin siyasi iktidarı ne denli “rahatsız” ettiğinin bir göstergesidir. Bu hareketin iktidar üzerindeki etkisini abartılı olarak dile getiren bazı çevreler son Milli Eğitim Bakanı değişikliğinin bile ataması yapılmayan öğretmenler yüzünden gerçekleştiğini iddia ettiler. Tabii ki yeni Bakan'ın açıktan öğretmen ataması yapılmayacağını açıklamasıyla bu çevrelerin değerlendirmelerinin ne kadar abartılı olduğu da anlaşılmış oldu.

Ataması yapılmayan öğretmenler sorununu, yüz binlerce üniversite mezunu genç öğretmenin işsiz kalması, bu gençlerin almış oldukları eğitim gereği başka alanlarda iş bulmalarının mümkün olmaması ve işsizliğin yaratmış olduğu sorunlarla boğuşmak zorunda kalmaları şeklinde özetleyebiliriz. Bu haliyle sorun sadece ataması yapılmayan gençleri ve onların ailelerini ilgilendiriyor gibi görülmektedir. Bu kapsamda ele aldığımızda görülen odur ki bu sorunun ortaya çıkmasında asıl sorumlu devletin kendisidir. Zira dünyanın her ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de öğretmen istihdamının yüzde doksan beşi devlet tarafından sağlanmaktadır. Çok az sayıdaki özel okul ve dershanenin dışında kalan eğitim kurumlarında çalışacak öğretmenlerin tamamı devlet tarafından istihdam edilmektedir. Üniversitelerin eğitim fakültelerinin kontenjanları devlet tarafından belirlendiğine göre burada ortaya çıkan sorunları çözmek de devletin sorumluluğundadır. Onun için devlet yöneticileri “Biz her üniversite mezununa iş bulmak zorunda değiliz!” diyemez. Kaldı ki Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 23 Kasım 2012 tarihi itibariyle resmi devlet okullarında 127 bin 212 öğretmene ihtiyaç vardır.

O zaman ilk akla gelen soru, mademki ihtiyaç var, o halde bu öğretmenlerin atamaları niçin yapılmamaktadır? Ataması yapılmayan öğretmenler sorununun nedeni ve bu nedene bağlı olarak da çözümü bu soruya verilecek yanıtta saklıdır. Yüz binlerce eğitimli insanın işsiz kalması sonucunu da doğuran asıl neden, devletin eğitime kaynak ayırmamasıdır. Sorunun temeli buradadır. Devlet, halktan topladığı vergileri sağlık, eğitim, güvenlik, adalet ve altyapı hizmetlerine harcamak zorunda olduğu halde, elindeki kaynakları bu hizmetleri gerçekleştirmek amacıyla değil egemen sınıfların çıkarlarına katkı sağlamak üzere kullanmaktadır. Sağlık ve eğitim hizmetlerini özelleştirme ve taşeronlaştırma yoluyla kendisine yük olmaktan çıkarmaya çalışmaktadır. Eğitim ve sağlık gibi hizmetleri özelleştirerek birer kâr aracına dönüşmenin peşindedir. Devlet okullarının ve hastanelerinin sorunlarını çözmek, kamu hizmetlerinin niteliğini geliştirmek yerine özel okul ve hastanelere teşvik vermek ve hatta mevcut devlet kurumlarını haraç mezat satıp belli çevrelere yeni kâr alanları açmaktadır. Eğitim ve sağlık hizmetlerini adım adım paralı hale getirip bu hizmetleri özel kurumların müşterisi haline getirmektedir. Elinden gelse güvenlik ve adalet hizmetlerini de satarak halka karşı gerçekleştirmek zorunda olduğu tüm sorumluluklarından kurtulmanın yolunu aramaktadır.

Siyaset Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (SETA)'nın Ekim 2009 tarihli “Türkiye'de Milli Eğitim Sistemi” adlı raporuna göre:

  • OECD (2009) verilerine göre, 2006 yılı itibariyle ilköğretim düzeyinde Türkiye'de öğrenci başına kamu kaynaklarından yapılan harcama 1130 dolar iken, OECD ülkeleri ortalaması 6517 dolardır.
  • Türkiye'de 2007-2008 öğretim yılı itibariyle (48-72 ay) çocuklarının okullaşma oranı % 25, 23'tür.
  • Anasınıflarında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 2003-2004 öğretim yılında ortalama 20,47 iken bu sayı 2007-2008 öğretim yılında 28,43'e yükselmiştir.

Ayrıca MEB verilerine göre günümüzde ilköğretim okullarındaki sınıf mevcudu ortalaması yaklaşık 38 iken bu rakam OECD ülkelerinde 21 öğrencidir.

Yukarıdaki veriler, devletin eğitime yapmış olduğu (daha doğrusu yapmadığı) yatırımların bir fotoğrafını göstermektedir. Türkiye'de zorunlu eğitime devam etmekte olan bir çocuk için yapı lan kamu harcaması, OECD ülkeleri ortalamasının beşte biri kadardır. Bu veri bile tek başına devletin eğitim konusundaki tutumunu açıklamaya yeter de artar bile.

MEB, yukarıda sözü edilen 127 bin öğretmen açığını hesaplarken şu andaki öğrenci, derslik ve ders saati sayısını veri olarak kabul etmektedir. Oysaki öğretmen ihtiyacı OECD ortalamalarına göre hesaplanacak olursa, aslında öğretmen ihtiyacının çok daha büyük sayılarda olduğu ortaya çıkacaktır. Örneğin bir an için sınıf mevcutlarının 38 yerine 21 olarak düzenlendiğini ve öğretmen ihtiyacının buna göre hesaplandığını varsayarsak şu anda mezun olup ataması yapılmayan tüm öğretmenlerin bile ihtiyacı karşılama konusunda yetersiz kalacağı aşikârdır.

İncelendiğinde görülecektir ki sağlık alanındaki kamu harcamalarının durumu da eğitimden farklı değildir. Çünkü devlet niçin yeterli öğretmen ataması yapmıyorsa, aynı nedenle doktor da hemşire de görevlendirmiyor. Niye yeterli okul, derslik yapmıyorsa aynı gerekçe ile hastane, sağlık ocağı yapmıyor. Niçin doktor başına düşen hasta sayısı başka ülkelerdekinden kat kat fazla ise ülkemizdeki yargıç başına düşen dosya sayı sı da onun için çok fazla. Ülkemizin belki de diğer ülkelerle yarışabileceği tek alan güvenlik görevlisi sayısıdır. Ama devletimizin özellikle bir konuda hakkını yememek gerekir: Devletimizin istihdam ettiği din görevlisi sayısı itibariyle kesinlikle dünya lideri olduğunu kabul etmeliyiz!

Ataması yapılmayan öğretmenler sorununun kaynağı devletin kamu hizmetleri konusunda uygulamakta olduğu neo-liberal politikalardır. Devletin, kamu hizmetlerini kendisine yük olarak görmesi ve bu alana kaynak ayırmamasıdır. Hatta geçmişte vermekte olduğu birçok hizmeti bile özelleştirme ve taşeronlaştırma yoluyla terk etmesidir.

Şu gerçeği dile getirmekte fayda var: Bugüne değin ataması yapılmayan öğretmenlerin yapmış oldukları eylemlerde, sözcülerinin dile getirdikleri taleplerle sorunun gerçek nedeni yeteri kadar ortaya konmuş değildir. Talepler daha çok işsizliği öne çıkarmış, işsizliğin sonuçları sergilenmeye çalışılmıştır. Atamaların niçin yapılmadığı, devletin kamu hizmetleri konusundaki tutumu yeteri kadar açığa çıkarılmamıştır. Çeşitli dönemlerde “hak kazanan” bilmem kaç bin öğretmen ataması yapılırsa bu sorunun halledileceği gibi bir yanılsama yaratılmıştır. Sorunun gerçek boyutları doğru olarak yansıtılmadığı için halkın büyük bir kesimi soruna duyarsız kalmıştır. İşin ilginç tarafı gerek muhalefet partileri gerekse eğitim sendikaları da öğretmenlerin taksit taksit atanması ve böylece işsiz öğretmenlerin mağduriyetlerinin giderilmesini sorunun çözümü olarak göstermiştir. Medya ise sorunun daha çok magazin boyutuyla ilgilenmiştir. Ayakkabı boyacılığı yapan, gelin bile olamayan, evlenemeyen, çoluk çocuk sahibi olamayan, çobanlık yapan öğretmen… söylemiyle sorunu magazinleştirmeyi yeğlemiştir.

Gerçek bu mudur? Hepimiz biliyoruz ki gerçek başka. Atanmayan öğretmenler konusunda bize gösterilenler sorunun yarattığı sonuçlardan sadece birisi. Tabii ki yüz binlerce genç insanın işsiz kalması küçümsenecek, görmezden gelinebilecek bir durum değil. Şafak öğretmenin saygın adıyla simgelenen, binlerce öğretmenin emeğiyle büyüyen bu mücadeleye saygı göstermemek mümkün değil. Fakat devletin bu konudaki bilinçli tutumu, sınıfsal tercihi açığa çıkarılmadıkça, verilen mücadelenin okları sorunun gerçek nedenine yöneltilmedikçe bu mücadelenin başarı şansının olmadığını da belirtmek gerekir. Bu tür mücadelelerin başarısı halktan aldığı destekle doğru orantılıdır. Halkın desteğini almanın ve bu desteği kalıcı hale dönüştürmenin yolu ise sorunun halka doğru anlatılmasına, aslında bu sorunun toplumun tüm kesimlerini ilgilendirdiğine insanların inandırılmasına bağlıdır. Halka, devletin kamu hizmetleri konusundaki ikiyüzlü politikaları ve bu politikaların doğuracağı sonuçlar açık bir şekilde anlatılmadıkça bu desteği sağlamak mümkün olmaz.

Ataması yapılmayan öğretmenler, son yıllarda önemli bir direniş örneği gösterdiler. Toplumun diğer ezilen, horlanan, mağdur edilen kesimlerine yol gösterici oldular. Devleti yönetenlere, her istediklerini istedikleri gibi yapamayacaklarını hissettirdiler. Yola çıktıklarında belki de hiç düşünmedikleri, planlamadıkları kadar etkin bir eylem geliştirdiler. Mücadele içerisinde öğrendiler, başkalarına öğrettikleri şeyler oldu. Öyle görünüyor ki atamaları yine yapılmayacak. Onların büyük bir kısmı yine işsiz kalacak. Ama bir şeyi herkesin yeniden düşünmesini sağladılar. Kapitalist sistemde devlet, halkın değil, egemen sınıfların çıkarlarını koruyor. Tüm olanaklarını bu kesimler için seferber ediyor. Halk kendi çıkarlarını koruyup geliştirmek için mücadele etmek zorunda.

Ataması yapılmayan öğretmenlere yürekten başarılar.