Stéphane Hessel öldü

  • Yazdır

“Özgürlüklerinizin yok olmasına seyirci kalmayın. Direnin. Edilgen olmayın.
Kaderiniz kendi ellerinizdedir. İnsanlık tarihi, kaderini değiştirmek
sorumluluğunu göstermiş yurttaşların eseridir”

20. yüzyılın seçkin aydınlarından, özgürlük ve insan hakları düşünürü ve eylemcisi Stéphane Frédéric Hessel geçtiğimiz Şubat ayı sonunda Paris'te öldü.

Babası Franz Hessel Polonya'dan Almanya'ya göçmüş, Protestanlığa geçmiş bir Yahudi ailesindendi, annesi Helen Grund Alman ve Hıristiyan'dı.

Annesi ressam ve gazeteci, babası yazar ve çevirmendi, Frankfurt Okulu düşünürlerinden Walter Benjamin'in yakın arkadaşıydı ve Marcel Proust gibi dili ağır bir yazarı Benjamin'le birlikte Almancaya çevirmişlerdi.

1917'de Berlin'de doğdu. 1924'te aile Paris'e göçtü. Kısa zamanda aydın bir çevre edindiler. Marc Chagall, Pablo Picasso, Marcel Duchamp evin daimi konukları arasındaydı. 15 yaşında bakaloryasını alarak orta öğrenimin tamamladı. Sonra Fransa'nın ünlü yüksek öğrenim kurumlarından Ècole Normale Supérieure'e kabul edildi. Hocaları arasında en çok Sartre'dan etkilendi. Mezuniyetten sonra aynı okulda Felsefe dalında lisansüstü çalışması yaptı. 1939'da Fransa yurttaşı oldu, Aynı yıl Rus mültecisi Hukuk profesörünün kızı olan Vitia Guetzevich ile evlendi, üç çocukları oldu.

1940'te savaş başlayınca askere alındı. Fakat Fransız ordusu teslim olunca savaş esiri olarak yakalandıysa da kaçtı. Önce Portekiz'e, oradan Casablanca'ya geçti, bir gemiyle Britanya'da Bristol'e ulaştı. İngilizler onu casus sandılarsa da, General de Gaule'le yediği bir öğle yeme- ğinden sonra Britanya'da eğitilmekte olan Özgür Fransa Hava Kuvvetleri pilotlarına katıldı.

1944'te görevle Fransa'ya gönderildiğinde Paris'te annesine ulaşmaya çalıştı. Normandiya Çıkartmasından üç gün sonra Gestapo tarafından yakalanarak 37 direnişçiyle birlikte trenle Almanya'ya Buchenwald Toplama Kampı'na götürüldü. Gruptakilerden bazıları Müttefiklerin hava saldırında öldüler, bazıları kurşuna dizildiler. Hessel Aşağı Saksonya'daki bir çalışma kampına sevkedildi.

Oradan yer altında V1 ve V2 füzelerinin imal edilmekte olduğu Dora merkezine nakledildi. Sovyet Orduları yaklaşırken Dora tahliye edildi, çalışan esirler trenle Belsen'e nakledilirlerken Hessel kaçmayı başardı ve 160 km. kadar yürüyerek Hannover'a vardı, ABD askerlerine ulaştı, ama yorgun düşmüş uyurken ABD birliği yer değiştirince, Hessel gelen Alman askerlerinin eline düştü.

Alman ordusu panik hainde olduğundan birlik komutanı Hessel'i ne yapacağını bilemedi, o ve kendisi gibi 14 esir birlikte yola koyuldular, bir başka ABD birliğine rastlayana kadar yürüdüler.

Paris'e döndükten sonra Dışişleri Bakanlığının sınavlarına girdi ve kazandı. Hariciyeci oldu. Önce Çin'e yolladılar, sonra dayeni kurulan Birleşmiş Milletler sosyal işler ve insan hakları direktörlüğüne tayin ettiler.

Böylece Stéphane Hessel İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni yazan kurulda çalıştı ve ölmeden önce o heyetin hayattaki tek üyesiydi.

1954'te Sosyalist Pierre Mendès France Başbakan olunca onu yanına aldı, Hessel Başbakanın konuşmalarını yazan sağ kolu oldu, fakat hükümet düşünce Saigon'a gönderildi, o sırada Fransa Vietnam'dan çekiliyordu. 1957'de de Gaulle 5. Cumhuriyeti kurmadan önce Fransa'ya döndü, o sırada gündemde olan Cezayir Savaşı’nda Cezayir'in bağımsızlığını savundu. Sol kanat politikacılardan Jacques Delors ve Michel Rocard ile birlikte çalıştı.

1962'te Unesco Başkanı onu Afrika ülkelerine yolladı. Kaldığı dokuz ülkede Afrika halkları nın ne halde bulunduklarını tanıdı. Ertesi yıl Eğitim Bakanının yardımcısı oldu, Fransızlar Cezayir'den çekildikten sonra, Cezayir'de kalan Fransızların eğitimlerinin ne olacağı konusunda görev aldı, Cezayir'e gitti. Sonraki çalışmaları Üçüncü Dünyada sürdü.

1990'lı yıllarda Fransa'da iltica arayan Afrikalıların haklarını savundu, sınır dışı edilmelerine karşı çıktı. Başbakan ve Cumhurbaşkanıyla pazarlıklar yaptı, kamuoyu yaratılması için uğraştı.

Daha sonraki yıllarını yazmakla ve konferanslar vermekle geçirdi. Önemli yaklaşımlarından birisi İsrail devletinin Filistin politikalarını eleştirmek oldu.

İki ulusun birlikte yaşamasını, ama İsrail'in asla barışçı olmadığını, Arap topraklarında kurduğu yerleşim bölgelerini boşaltmadığını söylüyordu.

Hessel son atağını 2010'da yaptı ve “Indignez vous” (Öfkelenin) diye bir kitapçık yazdı. Fransızların tıpkı Rezistans yıllarındaki gibi öfkelenmeleri gerektiğini, zenginle yoksul arasındaki uçurumun büyüdüğünü buna karşı öfkelenmek gerektiğini, özgür bir basın oluşturma zorunluluğunu, çevreyi korumak gerektiğini, Filistinlileri savunmak gerektiğini söylüyor, insanlara öfkelenip, finans kapitale karşı –şiddete başvurmadan– baş kaldırmaları, mücadele etmeleri çağrısında bulunuyordu.

“Bu, genç ve yaşlı bütün vatandaşlara yapılan bir çağrıdır, sorumluluk alma zamanı geldi” diyordu . 32 sayfalık bir broşür tekelci sermayeye ne mi yazar mı? Yazar.

Şöyle ki: Kitap ilk iki ayda Fransa'da 1,5 milyon satıldı, bugüne değin dünyada Türkçe dâhil pek çok dile çevrildi ve 4,5 milyon adet basıldı. Hessel bütün telif hakkı gelirlerini uluslararası sivil toplum kuruluşlarına bağışladı.

O kadar da değil: İspanya'daki protestocu kitleler kendilerine “Los Indignados” (Öfkeliler) adını verdiler. Sonra çağrı Wall Street işgalcilerinin amentüsü, Yunanistan, Britanya, fiili, İsrail, Meksika'da protesto gösterilerinin bayrağı oldu.

“Öfkelenin” özellikle burjuvaziyi öfkelendirdi. Fransa'da o zamanki sağcı C. Başkanı Sarkozy ve Miili Cephe Başkanı Marine Le Pen hemen Hessel'i hedef aldılar.

Stéphane Frédéric Hessel'in yaşam öyküsü bize çok şeyi öğretiyor. Bütün bir hayatın insanlık hizmetinde nasıl değer ve anlam kazanabileceğini gösteriyor.

Ve 2010'da 93 yaşındaki bir insanın nasıl da dipdiri bir ruha sahip olabileceğini gösteriyor.

Hessel o çağrısıyla sadece gençlere mesaj vermedi, kapitalizmi tarihin sonu ilan eden şarlatanlara, küreselleşme çığırtkanlarına, dünya değişiyor buldumcuklarına da yanıt verdi.