Beterin de beteri var

Her şey öyle şeffaf ki o kadar olur! O da ancak işte bu kadar fütursuz olmakla olur. “İki ay içinde ya anlaştık, ya anlaştık. Yoksa ben yapacağımı bilirim.”

Böyle dedi Başbakan. Yani, anayasayı ben tek başıma yaparım diyor AKP'nin başı, ülkenin başbakanı, geleceğin “Başkan Vatandaş”ı olmaya hazırlanan kişi. Fiilen yaptığı, beni BDP karşısında yalnız, onun eline muhtaç bırakmayın diyerek CHP'ye ve MHP'ye el uzatmak. Şantaj, yani.

Yoksa referanduma gider işi bitirirmiş.

Şu referandum lafı bıkkınlık vermedi mi artık? Parlamento rejimiyle yönetiliyoruz sözde. Parlamentonun bertaraf edilmek istendiğine daha kaç şahit gerekiyor?

Geçende, iki ay oluyor, Cemil Çiçek diyordu: “…Yepyeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Şimdiki, özel girişimciliğin ve özelleştirmelerin önüne yerleştirilmiş tuzaklarla dolu.” Aynen bunu diyordu AKP'nin sözde akil adamı. Bir ara da Başbakan kendisi, “Yetti artık bu kuvvetler ayrılığı!” diye bir laf attı ortaya da niye acaba? Hastane yapmak istiyormuş ama yapamıyormuş!

Hastane? Yapamıyormuş?

Kimbilir hastane diye ne yapmak istiyordu da yapamadı… İstediği, her istediğini yapabilmek. Öyle bir anayasa istiyor. Tıpkı 12 Eylül'ün faşist generallerinin geçici anayasası gibi! Tabii, bunu memleket ve millet için, “halkı” için istiyor. Kendisi için istiyorsa namerttir!

Bir vakitler, “Burası aşiret değil, devlet!” tekerlemesi pek bir dolaşırdı ortalarda. Epeydir duyulmuyor… Bir anayasa nedir? Ne için yapılır? O halde nasıl yapılmalı? Vb… Geçelim şimdi bunları.

AKP devletinin bu başbakanı geçende Katar'a bir ziyaret fırsatı yarattı, o kadar işi arasında gitti Katar Şeyhi ile baş başa verip bundan sonra Suriye'de el ele ne yapacaklarını konuştular. O meyanda (Katar şeyhi bin… bilmem ne ile laflarken ülkesinin şu sıra biraz finansman zorluğu çekmekte olduğundan da söz etmiş midir TC Başbakanı, bilinmiyor) ülkenin güney sınır boyu sakinlerinin, oralarda Kürt PYD militanlarıyla onlara saldıran AKP devleti beslemesi Suriye'li mi, değil mi belli olmayan bir takım isyancı kılıklı karanlık elemanlar arasındaki vuruşmalar nedeniyle ölümcül taciz altında yaşamakta olduklarından da söz açılmıştır herhalde. Türkiye medyasında çıkan, çoğu dış kaynaklı haberlere göre iş o raddeye varmıştı ki, bir “kaza kurşunu'nun ya da top mermisinin bir veya birkaç yurtdaşı öldürmesi ya da ağır yaralaması gün, saat meselesiydi. Bu durum sürüyor.

Bu ne iştir diye ciddiyetle sorun eden var mı?

Nasıl?

Hani nerde… bir görsek demeye kalmadı, Reyhanlı Cilvegözü'nde bomba patladı, 15 kişi öldü. Kaçı Türkiyeli, tam belli olmadan yayın yasağı konuldu.

Böylesi bir Suriye politikasını, bu kadar sorumsuzca, acemice ve vurdumduymazca yürütülen bir politikayı ülke halkının başına musallat eden bir iktidara, Parlamento'da yüzde 10 seçim barajı sayesinde başka partilerden araklanmış oy çoğunluğu var diye kendi başına anayasa yapma hakkı bağışlanamaz.

Temsil yetkisini haiz bir meclisten yeterli mutabakatla geçmeden de referandum yoluyla anayasa yapılamaz. Otuz senedir faşist generallerin arkalarında bıraktığı 82 Anayasası ile yaşamaktan bıkan herkes o anayasadan kurtulmanın icabına bakmayı kendi üzerine vazife bilmeli…

Hakikaten bıktıysanız eğer.

Yoksa Midyat'a pirince giderken…

Yani beterin de beteri var.