Gergedanlaşmak

Ankara’da Tekel işçileri... Bütün yurtta demiryolu işçileri... Yine İstanbul’da itfaiyeciler... ve daha başkaları. Ekmek parası ve biraz hakkaniyet için hareket hâlindeydiler. Hükümet de polisiyle ve bütün bakanları ve bürokratlarıyla onlara karşı, biber gazıyla, panzehirleriyle ve kürsü hezeyanlarıyla harekete geçmişti.

Ankara’da olanlar bardağı taşırdı. AKP iktidarının iç yüzü de, dış yüzü de ayan beyan görüldü. Bir kere daha! AKP’de “demokratik/ özgürlükçü” bir potansiyel ve duruş görüpde ona bu yönde misyon atfedenlerin gözü nihayet açılmış mıdır? Açılmamıştır! Onlar sömürünün damardan fedaileri, emeğin ve özgürlüğün grev kırıcılarıdır. Aralarında, “Keşke küresel sermaye Afrika’ya daha çok girse ve Afrika halkı daha çok sömürülse de o halkın karnı biraz doysa!” diyen insansever yaratıklar vardır!

Kimileri de var ki –her akşam vakti TV ekranında arz-ı endam ederek millete vaaz çeken Mehmet Barlas gibileri– “Eh, evet, yani, ne diyeyim... bundan önceki hangi hükümet böyle değildi ki” diye mırın kırın etmekte. Böylelerinin gözlerindeki anlayış ve sempati/empati gülücüklerine bakmayın siz. Paçalarından mürailikle karışık habaset akıyor! “Boşuna uğraşmayın, güçlüler her zaman, her yerde güçsüzleri yer, dünyanın raconu budur, işte o kadar!” diyorlar.

Bugünkü sorumluların işlediği suçlar karşısında durmadan dünkü sorumluların suçlarını hatırlatmak, geleni gidenin suçuna atıfla kendi suçundan tenzih etmektir. O gergedan, bu gergedan; zaten hepsi gergedandı diyerek herkesi gergedanlaşmaya teşviktir.

Sorun şudur: Dünya gergedanlara bırakılacak mı, bırakılmayacak mı?