Cami değil, Erdoğan'a türbe yapılıyor

Çamlıca Tepesine inşa edilecek cami konusu konuşulmaya devam ediyor. Emir Başbakandan gelmiş, Üsküdar Belediyesi derhal mimari yarışma açmıştı. Ama katılan projelere derece verilmedi, onlardan birisi seçilecek.

Açlık grevleri ve Suriye-Türkiye gerginliği ortasında cami meselesi gündeme getirildi, Ulu Önder Erdoğan gitti tasarlanan cami mahallini gezdi, derken Gazze krizi geldi, ama Erdoğan Camii meselesi gündemden düşmedi. Sonra İslami kesimin yazarlarından Yeni Şafak'tan Dücane Cündüoğlu sözü edilen camie karşı çıkan bir yazı yazdı. Konu hâlâ medyada konuşulmakta, yazılıp, çizilmekte.

Çamlıca'ya cami meselesinin yaygın ele alınış biçimi olayın özüne uzak kalıyor. Kimileri estetik açıdan bakıyorlar. Ekranlarda gördüğümüz maketler gerçekten çirkin, jürinin hiç birisini seçmemesi de bundan olsa gerek. Ne var ki, yapılacak cami estetik bakımından zarif olsaydı bile, Çamlıca gibi bir tepeye cami dikilmesi sakil olacaktı. Tarihi İstanbul'un kubbe ve minarelerle oluşmuş silueti ona sahiden de özgül ve özgün bir atmosfer veriyor. Ama Çamlıca'ya kondurulacak herhangi bir cami gerçekten de kondurulmuş olacak.

Gerçi bugün karşıdan baktığımızda, Çamlıca'dan Beylerbeyi sırtlarına uzanan, eski güzelim yeşil engebenin üzeri sayısız antenle yeterince çirkinleştirilmiş ve sevimli bir hali kalmamış, ama yapılacak cami o çirkinliği gidermeyecek, daha da sevimsiz hale getirecektir.

Getirilen ikinci itiraz “AKP dincidir, oraya cami yapmak İslamcılığı yansıtmaktadır” şeklinde. Oysa bizim AKP'ye karşı oluşumuzun esas niteliği sınıfsaldır. “AKP dincidir” demek, onun ultra liberal burjuva karakterini, soygun, talan, yağma niteliğini perdelemektedir. CHP'nin ve bir cümle Kemalistlerin yaklaşımı laiklik vurgusunadır. Oysa onların tek parti devrindeki modernleşme (Batılılaşma) uygulamaları laisizm değildir. Çünkü Batı'nın anlayışında devletin dinle ilişkisi yoktur, mesela Diyanet İşleri diye bir devlet kurumunun varlığı laikliğe karşıdır. Kemalizm laik olmadığı –Devletin bir dine ve mezhebe sahip bulunduğu sistemin kurucusu ve savunucusu olduğu– halde, laik geçinmektedir, bu kadarla da kalmayıp, AKP karşıtı eleştirilerindeki vurgulamalarıyla mücadelenin emekçi sınıf karakterinin maskelenmesine hizmet etmektedir. Atatürkçülük Türk, Müslüman ve Sünni olmayanlara daima ayrımcılık uyguladığı için Türk-İslam-Sünni sentezcisi bir rejimin ideolojisidir. Bu bakımdan AKP'yi dincilikle eleştirmek bu partinin hükümetinin işine gelmektedir. Bugün hepimiz nasıl bir vurgun düzeninde yaşadığımızı gördüğümüz halde, asıl önem taşıyan bu konu üzerinde durmayıp karşıtlığı dinsel eleştiriye indirgemek ya da onu öne çıkarmak çarpıklıktır.

Selatin Cami+Mozole

Tayyip Erdoğan kendisine anıt-mezar yaptırmaktadır. Asıl vurgulanması gereken husus budur. Ulu Önder Atatürk kendisine bir mozole yaptırmamıştı. Ulu Önder Erdoğan ise her ne kadar mümin geçinen bir politikacı olarak öldükten sonra “ebedi hayat”a inansa da, adı geçen cami ısrarıyla maddi dünyada da anıt-mezarıyla, türbesiyle yaşamak sevdasındadır. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, kafasında öldükten sonra oraya gömülmek vardır.

Sadece o kadar da değil kendisini Sultan mertebesinde gördüğünden yaptıracağı cami bir Selatin cami olacaktır. Nasıl ki I. Sultan Ahmed, II. Beyazıt, II. Süleyman, II. Mehmed (Fatih) ve I. Selim (Yavuz) camileri varsa, bir de Erdoğan Camii olacaktır.

Dünyevi ihtirasın ebadına bakınız ki, Türkiye'de 6 minareli olan tek cami Sultanahmet Camiidir, Erdoğan'ın camii de altı minareli olacaktı r. Çamlıca her ne kadar “Yeditepe” diye simgeleştirilmiş tepelerden birisi değilse de, hatta geleneksel İstanbul'da Çamlıca İstanbul sayılmasa da, tepe tepedir, Tayyip Erdoğan da ebediyen o tepenin tepesinde olsa gerektir.

Bir toplum bazı devlet yöneticileri için onlar adına mozole yaptırabilir. Mesela ABD başkentindeki Washington Memorial, Lincoln Memorial, Jefferson Memorial ya da Ankara'daki Anıt-Kabir örnektir. Ama ileride gömülürüm diye sağlığında ibadethane yaptırmak Rus Çarlarında, Osmanlı Sultanlarında ve başka bazı hükümdarlarda görülmüştü. Bir de bazı Firavunlar sağlıklarında kendilerine mezar yaptırmışlardı. Tayyip Erdoğan da adını o seriye yazdırdı. [Selefleri Adnan Menderes ve Turgut Özal için inşa edilmiş anıt-mezarlar çukurdadır, antik adıyla Lykos, Osmanlı adıyla Bayrampaşa Deresinin yatağı Başvekil Menderes zamanında doldurulmuş ve üzerine Vatan Caddesi inşa edilmişti. Mozoleleri çukura kurmak adetten olmadığı halde, o yapıları yaptıranlar öyle uygun görmüşlerdi, Erdoğan ise kendi beni alçağa gömmesinler diye, peşin peşin sağlığında kendi mezarının yerini belirlemektedir. Hatta mozole bile değil, türbe yaptırmaktadır ki, camie gelenler onun ruhuna Fatiha okusunlar.]

Kısacası, Tayyip Erdoğan ise kendisine mezar hazırlarken elbette yüksek bir tepeyi seçmiştir ki, topluma ebediyen tepeden bakabilsin…

Bu nokta, Türkiye'nin başındaki politikacı hakkında yeterince fikir vermektedir. İhtirası sadece bu dünyayla sınırlı olmaması yeterince açıklayıcıdır. Her fırsatı kendi propagandası için kullanır. Olimpiyatlarda iki Türk kadını 1. ve 2. gelirler. İki dakika geçmeden pistin kenarındaki Spor Bakanı telefonla Başbakanını arar, Erdoğan henüz nefes nefese olan iki atletle ayrı ayrı konuşur. Yetmez, onlardan evli olanına bir kez daha nikâh töreni yaptırtır, kendisi ekranlarda bu vesileyle de arz-ı endam eder. Yani fırsat yoksa bile kendisi yaratır.

Son örnek: Bir siyasi toplantı için Madrid'e gider, Mesut Özil'e kendisini havaalanında karşılattırır, Arda Turan ve Emre Belezoğlu ile buluşturulur, Başbakan sırf bu kısa gösteri için Hakan Şükür ile Rıdvan Dilmen'i uçağına alıp götürmüştür. Bu kadar küçük bir hadiseden bile fayda umacak, eski ve yeni beş futbolcuyu kendi reklamı için kullanacak bir politikacıdır Tayyip Erdoğan.

Bu nedenle söz konusu cami yapımına karşı çıkanlar: Boşuna uğraşmayın Tayyip Erdoğan o camii yaptıracaktır, annesinin kabrini oraya taşıyacaktır, kendisine emr-i Hak vaki olunca “annesinin yanına” gömülecektir. Hiçbir dinsel mertebesi olmadığı halde tavaf edilen bir türbesi olacaktır.

Sözün kısası: Cami meselesinde önemli olan din veya estetik değildir, Türkiye'nin başındaki şahsın narsisist kişiliğidir.