Okullarda artık kıyafet serbest mi?

  • Yazdır

MEB'e Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerini düzenleyen yönetmelikte yapılan son değişiklik özellikle eğitim camiasında tartışmalara neden oldu. Eğitim-Sen'in derslere eşofmanla girme eyleminin sendika içerisinde tartışmaları tetiklediği gözlenmektedir. Daha önce “türban sorunu” olarak gündeme gelen kadınların kılık kıyafeti ile ilgili tartışmaların bu yönetmelikteki değişiklikle yeniden alevleneceği anlaşılmaktadır. Çok açıktır ki okullarda “serbest” kıyafet öğrencilere uygulandığı andan itibaren öğretmenlerin kıyafetleri de gündeme gelecek, böylece “türban”ın kamusal alana girmesi olasılığı yeniden gerilimler yaratacaktır. Zaten Eğitim-Sen'in yapmış olduğu eylem hem biçim hem de zamanlama açısından böyle bir olasılığa karşı ilk tepki niteliğindedir.

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: AKP iktidarı yönetmelikte yapmış olduğu değişiklikle okullarda gerçek anlamda bir serbestlik sağlamış olmuyor. Zira devlet okullarında (askeri okullar, polis okulları, kısmen de özel okullar hariç) tek tip forma giyme zorunluluğunu kaldırmış görünürken 12 Eylül döneminin eseri olan eski yönetmeliğin “nasıl olacağını” tarif ettiği okul kıyafeti yerine özellikle kız öğrenciler için kıyafetin “nasıl olmayacağını” tarif ederek yeni kısıtlamalar getiriyor. Yeni yönetmelikte gerçek anlamda serbestlik, sadece İmam Hatip Ortaokulu ve İmam Hatip Lisesi öğrencileri ile Kur'an derslerine katılan kız öğrencilere başlarını örtme konusunda sağlanmış oldu. AKP bu değişiklikle okulları her yönden kendi dünya görüşüne uydurmaya, eğitimin içeriğinde yapmış olduğu gerici dönüşümleri kılık kıyafet yoluyla tamamlamaya çalışıyor. Özellikle kadına bakış açısının sonucu olarak kız öğrencilerini belli bir inanışın gerektirdiği kılığa sokmaya çabalıyor. Giderek kamusal alanda aynı görüntüyü yaygınlaştırmanı n hesaplarını yapıyor.

Tek tip okul kıyafetinin kaldırılmasına karşı çıkan kesimlerin çocuk psikolojisi ile ilgili ileri sürdükleri argümanların çok da kabul edilebilir olduğu söylenemez. Tek tip kıyafetin ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri örttüğü, eğer serbest kıyafet olursa bu farklılıkların çocuklar tarafından daha çok hissedileceği iddiası geçerli ve doğru değildir. Bir çocuğun varlıklılar arasında kendi yoksulluğunu fark etmesini herkese tek tip kıyafet giydirerek engellemek mümkün değildir. Günlük yaşamda sınıflar arasındaki farklılıklar sadece kıyafetle ortaya çıkmaz. Oturduğu mahalle veya konut, yediği, içtiği, oyuncakları, tatilini nerede geçirdiği, okul kantininde harcadığı harçlık miktarı, okula gidiş geliş için kullandığı araç vb. bir sürü etmen yoksul aile çocuğunun her gün kendisini “kötü” hissetmesine yeter de artar bile. Ayrıca günümüzde artık farklı sosyo-ekonomik yapıdaki ailelerin çocukları aynı okula gitmemekte, gitmek zorunda kalanlar da çoğunlukla ayrı sınıflara devam etmektedirler. Bu gerçeği, Bakan Dinçer'in kendisi bile televizyon ekranında “Siz sanıyor musunuz ki zengin çocukları ile fakir çocukları aynı okula gitmektedir?” diyerek tüm dünyaya ilân etmiştir. Kaldı ki kendilerini diğer toplumsal kesimlerden farklı gösterme ihtiyacı, daha çok aristokrat-burjuva ailelerde gözlenmektedir. Onların yaşadıkları konutları, kullandıkları ulaşım araçları, eğlendikleri ortamlar ve çocuklarının eğitim gördükleri okullar diğer kesimlerden farklıdır. Varlıklı aileler bu farklılığı, elde ettikleri tüm ayrıcalıkları her fırsatta, çeşitli yollarla sergilemekten geri durmazlar. Onların okullarının formaları, kullandıkları semboller ayrıdır. Bu yüzden yeni çıkan yönetmelikte özel okulların nasıl bir kıyafet giyeceği ailelerin yüzde altmışının kararına bırakılmıştır. Bütün bu gerçekler ortadayken tek tip kıyafetin sınıf farklılıklarını örttüğünü ve yoksul ailelerin çocuklarının kendilerini kötü hissetmelerini engellediğini iddia etmek inandırıcı değildir. Ayrıca, toplumdaki sınıfsal farlılıkları çocuklardan gizlemeye çalışmak yerine bu farklılıkların ortadan kaldırılması için mücadele etmek gerekir.

Tek tip kıyafet, sınıflar arası farklılıkları örtmediği gibi serbest kıyafetten daha ucuz da değildir. Öğrencilerde marka takıntısının yaygınlaşmasının nedeni serbest kıyafet uygulaması değil, kitleleri çılgınca bir tüketime teşvik eden kapitalist sistemdir. Hâlihazırda piyasada oldukça büyük çapta bir okul forması ve önlük sektörü olduğu gerçeğini, marka takıntısının bu alanda da yaşandığını unutmamak gerekir. Tekstil işverenlerinin yönetmeliğe göstermiş olduğu tepki de göstermektedir ki işverenler tek tip uygulamasından pek de şikayetçi değildirler. Zaten MEB yetkilileri, tekstil işverenlerinin elinde bulunan stokların tüketilmesi için yeni yönetmeliği hemen değil, gelecek öğretim yılından itibaren uygulamayı planlamıştır. Hatta yönetmelikte mevcut tek tip kıyafetlerin 2013-2014 öğretim yılında da kullanılabileceği belirtilmektedir.

Kısacası hangi gerekçe ile olursa olsun tek tip okul kıyafetini savunmak özgürlükçü bir yaklaşım değildir. AKP iktidarının “serbestlik” adı altında özellikle kız öğrencileri belli bir dini anlayışa uygun şekilde giydirmeye zorlamasına karşı çıkmanın tek yolu, tek tip kıyafeti savunmak değildir. Bu yolu tercih etmek, hem kolaycılıktır hem de ülkemizde yıllarca sürdürülmekte olan anti-demokratik, yasaklayıcı kıyafet uygulamalarının destekçisi konumuna düşmektir.

Bu konuda asıl yapılması gereken şey, AKP iktidarının kadına bakışını ve kadının kıyafeti üzerinden topluma dayattığı politikaları teşhir etmektir. Eğitim programlarında yapmış olduğu gerici ve çağdışı değişiklikler, özelleştirmeci ve piyasacı müdahaleler, fakir halk çocuklarını küçük yaşta teslim almak amacıyla İmam Hatip Okullarının yaygınlaştırılması, eğitim kurumlarına kendi dünya görüşüne uygun yöneticilerin atanması ve nihayet öğrenci –giderek öğretmen– kıyafetlerini dini kurallara göre şekillendirme çabalarını kitlelere anlatmaktır.

Belli bir inancın giymeyi zorunlu kıldığı herhangi bir kıyafet “serbest” sayılamaz. Bir şeyin “serbest” olarak tanımlanabilmesi için “zorunlu” tutulmaması, isteyen herkesin o şeyin tersini de özgürce yapabiliyor olması gerekir. Oysaki kadınların örtünmesi, Müslüman kadınların inançlarının zorunlu kıldığı bir durumdur. Müslüman kadın örtünmediği takdirde, dinin kuralları gereği cezalandırılacağına inanmaktadır. Yani örtünüp örtünmemek onun “özgür” bir seçimi değildir. İlk-orta-lise düzeyinde (18 yaş öncesi) çocukların neyi, ne zaman giyeceklerine kendilerinin değil, ailelerinin karar verdiğini bile bile özellikle kız öğrencilerini “nasıl olmayacağı” yoluyla tarif edilmiş kıyafetlerin içerisine hapsetmenin serbestlik anlamına gelmediği açığa çıkarılmalıdır.

Baş örtüsü, hem bağlayanlar hem de bağlamayanlar tarafından belli bir inancın sembolü olarak algılanmaktadır. Bir yandan yeni yönetmelikle okullarda her türlü sembolün kullanılmasını yasaklamış görünüp diğer yandan belli bir inancın sembolü sayılabilecek bir kıyafeti giymeyi teşvik etmek açık bir ikiyüzlülüktür. Kadınlar için baş örtüsü takmanın özgür bir seçim olmadığı, daha çok erkek egemen kültür tarafından din ve inanç kuralları bahane edilerek kadına dayatılan bir “zorunluluk” olduğu bıkmadan, usanmadan kitlelere anlatılmalıdır.

Okullarda baş örtüsü takmayan kız çocuklarının bir süre sonra kendilerini baskı altında hissedebilecekleri, çoğunluğa uymak veya çevresinden onay almak için istemediği halde baş örtüsü takmak zorunda kalabileceği herkese anlatılmalıdır. AKP iktidarının dini inançları sömürerek ailelerin çocuklarını İmam Hatip okullarına ve seçmeli din derslerine yönlendirme politikası halka anlatılmalıdır. AKP'nin halkın dini inançlarına güvenmediği açıktır. Eğer inanıyor olsaydı okullarda kılık kıyafeti tamamen özgür bırakırdı. Anne ve babalara, çocuklarını nasıl bir kıyafetle okula göndereceğini tarif etmeye kalkmaz, onları belli kıyafetleri giydirmeye zorlamazdı. İktidarını sürdürmek ve etrafındaki seçmen kitlesinin desteğini kaybetmemek amacıyla insanların dini inançlarını ve değerlerini nasıl kullandığı bu uygulama örnek gösterilerek açığa çıkarılmalıdır.

Üniversitede öğrenim gören veya kamusal alanda çalışan bireylerin kılık kıyafetleri konusunda kendi kararlarını verme hakkına sahip oldukları kabul edilerek bu alanlarda her türlü kıyafetin serbest olması gerektiğini savunmak özgürlükçü bir tutumdur. Erkek egemen kültürün baskın olduğu, cinsiyet ayırımcılığının yaşamın her alanında acımasız bir şekilde yaşandığı bir ortamda kaç yaşında olursa olsun kadının özgürce kararlar alması beklenemez. Kılık kıyafet konusunda yapılan tartışmalar göstermektedir ki böylesi bir toplumda “baş örtüsü sorunu” her durumda kadını bedel ödemek zorunda bırakmaktadır. Bir kesim baş örtüsünü yasaklayarak başını örten kadınları ekonomik ve sosyal yaşamdan dışlamakta, diğer kesim baş örtüsü bağlamayı “zorunlu” bir seçim olarak kadına dayatarak kadını baskı altına almakta, aynı zamanda baş örtüsü bağlamak istemeyenleri tehdit etmektedir.

Devasa ekonomik ve sosyal sorunların yaşandığı bir ortamda toplumun en politik kesimlerinin bile katılmadan edemediği öğrencilerin kıyafeti –aslında kadının kıyafeti– nasıl olmalı ya da olmamalı tartışması ne yazık ki yeniden gündemi meşgul edecek gibi görünüyor. AKP bu tartışmadan her durumda kârlı çıkma peşinde. Eğer tartışma Eğitim Sen'de uç verdiği haliyle AKP'nin istediği düzlemde ilerlerse kârlı çıkması da kuvvetle muhtemel. Bu tartışma, laiklik-özgürlük ekseninden çıkarılıp iktidarın niyetini açığa çıkarma düzlemine taşınabilirse hem AKP'nin hevesi kursağında kalır, hem de ileriye doğru bir adım atılmış olur. Böylece bir kere de birbirimizi hırpalamadan yola devam etmeyi başarmış oluruz.