“Türkiye NATO toprağıdır”

  • Yazdır

Tayyip Erdoğan bölgede kendisine verilmiş olan görevi elinden geldiğince yerine getirmeye çalışıyor. Vazifesini o kadar benimsemiş ki, geçenlerde hızını alamadı “Türkiye NATO toprağıdır” deyiverdi. Zaten ne zaman irticalen konuşsa veya eline verilmiş yazılı metnin dışına çıksa, her an gaf yapmasını bekleyebilirsiniz. Ettiği laf bize göre gaftır, ama onun için değildir, zikri fikrine uymaktadır.

Kızılcık'ın geçen sayıdaki ilk makalesi “Türkiye yoktur NATO vardır” başlığını taşı- yordu. Tayyip Erdoğan aynı ay bizi doğruladı. 23 Kasım'daki bir konuşmasında bakın ne dedi: Türkiye Toprakları Aynı Zamanda NATO'nun Toprağıdır", "Şu anda bizim topraklarımız aynı zamanda NATO'nun da topraklarıdır. Sayısal olarak ne kadar buraya NATO asker gönderir ve güvenlik elemanı gönderir, onu şu anda bilmemiz zaten mümkün değil. Önemli de değil. Ama bunun için NATO'nun bir şu anda uygulaması olacağı için de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden herhangi bir izne de gerek yok."

Bir devletin bir ittifaka üye olması, o ülkeyi o ittifakın toprağı yapmaz. İngiltere, İskoçya, Galler veya K. İrlanda Birleşik Krallık toprağıdır, Alaska ya da Hawai ABD toprağıdır diyebilir misiniz, ama hiçbir NATO üyesi “NATO toprağı” değildir.

Tayyip Erdoğan 28 Ocak 2004'te Beyaz Saray'da Walker Bush'la yaptığı görüşme sonrasında "Türkiye'nin, sınırları genişleyen ve demokratik değerlerin yerleştirilmesini öngören Büyük Ortadoğu Projesine destek verdiğini, Türkiye'nin projede anahtar rol oynayacağını" söylemişti.

Derken, kendisinin “eşbaşkan”lığını açıkladı: “Geniş Büyük Orta Doğu Projesinde demokratik ortak olarak bir görev üstlendik. Şu anda Orta Doğu coğrafyası üzerindeki ülkelere yapmış olduğumuz ziyaretler de, bunun açık, net örnekleridir.” Bu sözleri söylediğinde tarih 8 Haziran 2005'di.

Türk başbakan ertesi yıl görevini tekrar yinelemişti:

“Türkiye'nin Orta Doğuda bir görevi var. Biz BOP'un eşbaşkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz.“ (4 Mart 2006).

Bu tasarı ABD'nin şu veya bu partiye ya da Başkana bağlı olmayan Devlet projesidir. Adı “Greater Middle East Projesi”dir. Baştaki tanımlama sıfatı Türkçeye “Büyük” diye çevrildiyse de, sözcük “Daha Büyük” anlamına geliyor. Niçin “daha büyük?” Çünkü ABD hedeflediği hâkimiyet alanını batıda Atlas Okyanusu'na kadar uzatmış, yani Kıbrıs dahil, Kuzey Afrika'nın tamamını katmış, doğuda ise Afganistan ve Pakistan'ı da içine alarak Orta Asya'ya uzatmış. [O devletin metinlerinde geçen diğer ad da “Yeni Bir Orta Doğu İçin Proje” şeklinde.]

Yani, Büyük Ortadoğu Projesi hayli geniş bir bölgeyi kapsıyor; batı-doğu ekseninde bir uçta Fas ve Moritanya'dan, öbür uçta Hindistan ve Çin sınırına varıyor, kuzeyde Türkiye Kafkasya, güneyde Arap Dünyası'nın tamamıyla birlikte Somali'ye kadar uzanıyor.

Bu “Daha Geniş” coğrafyada yer alan ülkeleri her şeyden önce siyasi, askeri ve iktisadi egemenliği altına almak istiyor. Bu bölge aşağı yukarı tamamen İslam coğrafyasıdır. Merkezinde İsrail vardır. Yani emperyalist proje aynı zamanda siyonisttir de.

Biliyorsunuz, “eşbaşkan” sözcüğü Türkçe literatürde yeni sayılır. Başka dillerde tüzel kuruluşlarda “Başkan Yardımcısı” için kullanılıyor. İngilizce'de co-chairman, co-president diye karşılıkları var. Projenin başkanının ABD Başkanı olduğu açıktır. Dün Walker Bush'tu, bugün Barack Obama, yarın onun halefi ilh.

Yeni ABD yüzyılı ve BOP

Cumhuriyetçi Ronald Reagan döneminde şekillendirilmesine çalışılan proje 1997'de kurulan ve deklare edilen “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi” (Project for New Amerikan Century) (PNAC) ile ete kemiğe bürünmüştü. Projenin hedefleri şöyle ifade ediliyordu:

  • Küresel sorumluluklarımızı yerine getirmek için savunma masraflarımızı hatırı sayılır ölçüde arttırmalı ve silahlı güçlerimizi modernize etmeliyiz.
  • Bizim çıkarlarımıza ve değerlerimize hasım olan rejimlerle başa çıkabilmemiz için demokratik müttefiklerimizle bağlarımızı güçlendirmeliyiz.
  • Ülke dışında siyasi ve iktisadi serbestiyeti geliştirmeliyiz.
  • Güvenliğimize, refahımıza ve prensiplerimize yarayacak bir uluslararası düzeni korumak ve geliştirmek için Amerika'nın özgül rolünü ve sorumluluğunu kabul etmeliyiz.

1997'de Demokrat Partili Bill Clinton Başkandı. PNAC denilen projeyi hazırlayan ekipteki bazı isimler 2000 yılında seçilen Cumhuriyetçi Başkan George Walker Bush yönetiminde kilit görevlere geldiler: Baba George Bush zamanında 1991 Körfez Savaşı'nın Savunma Bakanı olan Dick Cheney oğul George Bush'un Başkan Yardımcısı oldu, Donald Rumsfeld Savunma Bakanı, Paul Wolfowitz Savunma Bakanı Yardımcısı yapıldı.

PNAC'ın diğer isimlerinden Karanlıklar Prensi Richard Perle ve Wolfowitz 2003'de Irak Savaşı' nın planlayıcılığını ve yürütücülüğünü üstlendiler. Wolfowitz 2006'da Dünya Bankası Başkanlığına getirildi, bir usulsüzlüğü açığa çıkınca, “ahlâk kurallarını çiğnemekten” İcra Direktörleri Kurulu'nun karşısına çıkarıldı, istifa etmesi karşısında kendisine ağır bir yaptırım uygulanmaması için pazarlık yaptı. 1943'ten beri “hür teşebbüs ve özel sektör” çıkarları için faaliyet gösteren American Enterprise Institute adlı muhafazakâr düşünce kuruluşuna katıldı.

Neo-conların askeri doktrini hâlâ da “Rumsfeld- Wolfowitz doktrini” diye adlandırılır.

Yeni Yüzyıl Amerikası Projesi Walker Bush yönetiminde GMEP (Türkçesi BOP) adıyla somutlanınca, PNAC projesini yönetmekte olan kurum 2006'da kendi kendisini feshetti.

Siyasi literatüre “Neo-cons” (Yeni Muhafazakârlar) olarak geçen bu ekibin çizdiği doğrultuyu 2008 Başkanlık Seçimlerinden sonra Barack Obama üstlendi.

Asıl eşbaşkan İsrail

Başkan belli, ama eşbaşkanlar kim? Tayyip Erdoğan övüne gerine kendisini söylüyor da, diğer eşbaşkanı söylemiyor, o söylemez, fakat herkes bilir: Erdoğan'ın suç ortağı İsrail'dir. Daha doğrusu, projenin esas olarak bir eşbaşkanı vardır, o da İsrail'dir. Erdoğan'ın ağzına bir parmak bal çalmışlar, o da kendisinin önemli bir adam sayılmasının gururuyla “”eşbaşkanım” diye böbürleniyor.

Kısacası, Türk Başbakanının övündüğü misyon yukarıda anlattığımız hedeflerdi. Resmen söylenmeyen ise bölgedeki İsrail çıkarlarıydı. Yani Tayyip Erdoğan 2009 Şubat'ında Şimon Perez'e “one minute” diye atraksiyon yaparken ve tabasbusçuları tarafından “Davos Fatihi” ilan edilirken, ABD-İsrail projesinin eşbaşkanlığını İsrail'le birlikte yürütmekteydi.

Bir noktayı daha hatırlatmadan geçmeyelim: Tayyip Erdoğan'ın andığımız angajmanı 2004'te başlamıyor. Kendisi Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurduktan 5 ay kadar sonra 2002 Ocak ayında Başkent Washington'a gidiyor, Bush ve Rumsfeld dahil çeşitli ABD yetkilileriyle görüşüyor, onlara bağlılığını ifade ediyor ve stratejik angajman daha o zaman başlıyor. O sırada Washington'da çalışmakta olan gazeteci Turan Yavuz bu temasların ayrıntılarını “Çuvallayan İttifak” kitabında yazdı (Destek Yayınları, İstanbul 2006).

Bugün aramızda olmayan Turan Yavuz'un kitaba bu adı vermesinin nedeni 4 Temmuz 2003 günü ABD askerlerinin Irak Kürdistan'ında Türk subaylarının başına çuval geçirmeleriydi. Oysa 2001 Ocak ayında kurulmuş o ittifakın çuvallamadığı bugün açıkça görülüyor.

Süprülmemesi, kullanılması gereken adam

Tayyip Erdoğan'ın ABD ile siyasi ilişkileri daha önceye dayanıyordu. Gazeteci Hayrullah Mahmud Özgür'ün söylediğine göre, Erdoğan İstanbul'un Refah Partili Belediye Bşk. iken Cüneyt Zapsu ile birlikte ABD Başkonsolosluğunu ziyaret etmiş, belediye görevlerini değil geleceğe dönük siyasi tasavvurlarını anlatmış, tasarladığı politik kariyeri için ABD'ye güven vermiş uygun bir dille destek istemişti.

Cüneyt Zapsu ismini hatırladınız mı? 2006'da Hamas lideri Halid Meşal resmi davetli olarak Türkiye'yi ziyaret ettiğinde Beyaz Saray Türk Başbakanına kızmış, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice “bu kadarını beklemiyorduk” diyerek devletinin tepkisini açıkça dile getirmişti.

Tayyip Erdoğan, Cüneyt Zapsu, Şaban Dişli ve Egemen Bağış'ı apar topar Washington'a gönderdi. Zapsu'nun ABD yöneticilerini nasıl yumuşatmaya çalıştığını unutmamışsınızdır: Yukarı da adı geçen American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşunda yaptığı –ve basına yansıyan– konuşmasında Zapsu başbakanı için “Bu adamdan faydalanın, onu devirmeye çalışmak, delikten aşağı süpürmek yerine, kullanın. Ondan faydalanın” demişti.

Önce Awacs, şimdi Patroit... yarın ne?

Eskiden Kürecik'de ABD üssü vardı. Çoğumuz adını bile duymamıştık, ama Adıyamanlı- lar biliyorlardı. Ne zaman ki Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan üssü basmaya giderlerken Nurhak'ta öldürüldüler (31 Mayıs 1971). Kürecik üssünü o zaman öğrendik.

Şimdilerde o üs AWACS erken uyarı sistemleriyle yeniden donatıldı, adına da ABD üssü değil, NATO üssü denildi.

Yetmedi, şimdi Patriot füzeleri yerleştiriliyor. NATO Genel Sekreteri Rasmussen'in 20 Aralık 2012 günü TRT Haber kanalına verdiği mülakattan gördük ki, yalan üstüne yalan söyleyen politikacı sadece bizde yok. Rasmussen eskiden Danimarka Başbakanıydı. Acaba başbakanlık koltukları hep böyle midir diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Eski Danimarka Başbakanı söz konusu füzelerin İran'a karşı kurulmadığını, Suriye'nin olası bir skud füzesi saldırısına karşı Türkiye'yi koruma amacı taşıdığını ısrarla, söyleyip durdu, nafile yere nefes tüketti. NATO Genel Sekreterinin söyledikleri yalan, apaçık ve düpedüz yalandı. Patriotlar İran'a bir ABD-İsrail saldırısında destek amacıyla kuruluyor ve AB bu suça ortak oluyor.