İşçinin haysiyeti mi olurmuş!

Belki binlerce örnekten sadece biridir: Söke'de maaş ve primle çalışılan bir iş yerinde patron; işçilerin yapmadıkları işi yapmış gibi göstererek fazla prim almaya çalıştığını ileri sürdü. İşçilerden biri sahtekârlıkla suçlandığını, şerefine yönelik hakaret edildiğini söyleyerek tepki gösterdiği için işten atıldı. Söke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi feshin hukuksuz olduğuna, işçinin işe iadesine karar verdi. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi patronu haklı bularak yerel mahkemenin kararını bozdu.

‘Bu da sorun mu, yazılacak başka konu mu kalmadı?’ diye soracak Kızılcık okuru olmasa da devam edelim: Hırsız denilerek haysiyetine saldıran patronuna tepki gösteren işçiyi suçlu sayan Yargı tay kararı, düpedüz İŞÇİNİN HAYSİ YETİ OLMAZ demiş oluyor. İşçinin parası yoktur, götüremez ama haysiyetli bir avukat çıkar da bu dosyayı AİHM’e taşırsa en azından Türkiye'de bir haysiyet tartışması başlar ve işçi sınıfı gerçek(çi) bir tartışmanın içine girer.

Geçmişte "işçi olayları" dendiğinde grevler, direnişler, ekonomik ve siyasi işçi mücadeleleri akla gelirdi. Son yıllarda Türkiye'de "işçi olayı" diye sadece işten atmalar kaldı. Öyle bir, yüz, bin değil, milyonlarca işçi işten atılıyor ve bütün bu işten atmalar "keyfi" oluyor. Kimin keyfi? Elbette patronların keyfi. Dahası sorgusuz sualsiz işten çıkarmalarda patronlara sınırsız imkânlar tanıyan bir "ahlâk!" yasası da var. İşten çıkarılanların sayısına bakınca "işçi sınıfı ahlâksızdır" gibi bir sonuç da doğuyor. Bu kimin ahlâkıdır? Patronlar sınıfının ahlâkı.

Dört yıl önce milyonlarca işçi işten çıkarılınca "işten çıkarmalara karşı!" cılız bir imza kampanyası yürütüldü. Kampanya sonucu tek bir işçi bile işine dönemedi. Demek ki işten atmalara karşı işçi ve emekçilerin ciddi bir haysiyet mücadelesi içine girmeleri gerekiyor. Burada bilince çıkartılması gereken ideoloji şu olmak zorundadır: Patron olmak başlı başına ahlâksızlıktır. Hatta patron olmak tarihi bir suç teşkil eder.

Bu da yetmez. Daha fazlası gerekir. İşten atmalara karşı, Türk-İş, Hak-İş, DİSK farketmez, mevcut sendikalardan da bir tepki gelmiyor. Direnmek, direniş örgütlemek, direnen emekçileri Finanse etmek gibi işler sendikaların gündeminden düşmüş bulunuyor. Öyle bir hâle gelinmiş ki sendikacı olmak da başlı başına suç.

Ne yapmak lâzım?

Her halde işten çıkarılan işçinin kendine sorduğu ilk soru budur? Kaçınılmaz bir sorudur. "İş"ten atılmak işçi için çünkü işsizliğe, açlığa, yokluğa atılmaktır. Ama cevabını bilmemektedir. Önce son bir şans için patrona, sonra sendikaya, hukuk bürosuna gitmektedir. Bunlar yanlış adreslerdir. Tek çarenin işyerinde kalmak ve direnmek olduğunu bilmemektedir. İşçi için işten atıldığı yerden çıkmamak, orada direnmek bir "hak"tır. Şu veya bu yasada yazıldığı için değil, yaşamaya tek çare bu kaldığı için "HAK"tır.

İşten atılan işçinin direnmesi de yetmez. Bugün atılmayan ama yarın işten atılacağı muhakkak olan işçilerin de direnişe katılması gerekir. Böylece "işyeri direnişleri" oluşur ki, buna sınıf direnişinin nüveleri olarak bakılabilir. Sınıf direnişi denilen hâl bulaşıcıdır, bir kez başladı mı sonu gelmez. Ya da sonuç almadan bitmez. Çıkış yolu budur, tek çare budur.

İşçiye öğüt verecek halimiz yok elbette, sadece tesbit yapıyoruz. İşten atılmalara karşı işyerinden çıkmayan, orda direnenler ve hâlâ işte olan arkadaşları tarafından da desteklenen işçiler eninde sonunda kazanmaktadırlar. Örnekler az ama emsaldir; son aya bakalım: Karaca Deri’de işten atılan tek işçi için bütün işçiler direniş başlattı. BERİCAP’ta 4 işçiyi işe geri alana kadar mücadele... Abdi İbrahim İlaç Fabrikası' nda keyfi işten atmalara karşı direniş... hem de “onurumuz için!” diyerek. Cargill’de sendikaya üye oldukları için atılan işçilere arkadaşlarından destek; “Yaşasın Sınıf Dayanışması!” denilerek başlatılan direniş. BEDAŞ’ta sendikalaştıkları için atılan işçilere taşeron işçilerden dayanışma direnişi ve başarı. Denizli DEBA’da işten atılanların direnişi. Süreyyapaşa Eğitim Araştırma Hastanesi’nde çıkarılan üç işçinin 140 günü aşan direnişi. Topkapı Şişe Cam’da direniş. İstanbul Teknopark inşaatı işçilerinin direnişi... Tek çaredir.

İşçiler kendileri için tek çare olan bu yola hele bir girsinler de görelim işçinin haysiyeti var mıymış.